Ah Ebru
Ebru, ah ebru….
Ve ilk göz göze geldiğimizde,
Sana uzaktan ilk bakışımda, anladım ki çoktan aşığınım.
Uzaklardan bir ney sesi yükseliyor ben seni seyrederken yüreğimin semalarına doğru ve ben o sesle yükselirken, daha bir aşığınım artık. Durdurabilene, yeryüzüne döndürebilene aşk olsun. Değil mi ki yüreğime girdin artık, damar damar atıyorsun içimde, çıkarmalıyım oradan seni öyleyse. Bir neyin sesine yükleyip özgürlük belgeni, göndermeliyim parmak uçlarımdan. Ve sonra bir adım uzaklaşıp, yüreği güzel bir adamı, sevimli bir çocuğu, bir Anadolu hatırasıyla gözlerimin aklında kalmış ıssız, kimsesiz, çorak bir tepenin yamacında açan, ilk kez gördüğüm o güzelim dağ çiçeğini ve kendimi seyreder gibi seyretmeliyim seni.
Yüreğimin dağılmış tellerini topluyorum sanki, bir gülün dalına kirpiklerini sararken. Yaralarımı, isyanlarımı da gizlice sıkıştırıyorum arasına fırçanın. Ve sanki yorgun bedenimi, yüreğimi bağlar gibi bağlıyorum sımsıkı kendi ellerimle kendi dalıma. Ama bu kez farklı, bu kez kederlenmiyor ruhum bağlanırken, çözülüp kavuşacağım çünkü birazdan mutlu gülümsemelere senin sayende.
Önce canlı sarı’na dalıyorum neden bilmem, belki benim rengim soluk sarı, bedenim sonbahar da ondan. Kuruyup dökülmeden toplayayım istiyorum her bir yanımı kendi ellerimle. Hüzünle ve isyanla dokunuyor parmaklarım fırçanın ucuna. Bir kaç sarı damla dökülüyor gözlerimden sularına. Ney’in sesi daha bir hüzünlü artık, daha bir yanık. Sessizce siliyorum sarı damlalarımı dönerek ardıma. Görmeni istemiyorum beni böylece.
Sonra kırmızıya boyanmak istiyorum. Dallarım kuru, yapraklarım kendi içine dönük, açılsın istiyorum artık al al, yaprak yaprak sularının koynunda, ellerinin arasında… Sersin bütün güzelliğini gözler önüne. Bütün korkulardan, utançlardan uzak…
Ve sonra yeşile dalıp gidiyor fırçamın her bir teli. Dokunuyor yüreğime dokunur gibi. Artık seninle bahar olacağım, dönüşü yok. İstiyorum artık çünkü. Dallarımda yapraklarım yeşerecek ilk defa ve yaşadığımı hissedeceğim seninle.
Önce en sivrisinden, en soğuğundan bir demir saplayacağım bağrına. Yıllar yılı yüreğime girip çıkan her şey gibi. Üzülerek ama, acıyarak hatta sana. Canını yakmak değil niyetim. Endişelenme sakın, seni öylece bırakıp gitmeyeceğim. Fırçam silip dağıtacak yumuşak okşayışıyla verdiğim acıyı, seni mutlu da edeceğim.
Ve nihayetinde sen, bana uzak, bana yabancı, gerçeğinin ötesinde, alev alev açan kızıl bir gül olarak vereceksin beni ellerime. Sonsuza kadar bana bakıp, yaşanmamış her şeyi yaşamış kadar mutlu olacağım yüzüme yayılan mutlu gülümsemeyle ve şükredeceğim sana aşkıma.
Ebru, ah ebru,
Güzel bir gülüm artık senin sayende…

2006/09 |