Zaman insanoğlunu en az kendisi kadar etkilemedi mi?

Zaman insanoğlunu en az kendisi kadar etkilemedi mi ? pişmanlıklar geçmişi, mutluluklar şimdiyi ve beklentiler geleceği sorumlu tutmadı mı insan yaşantısında ? Umutlar, zamanın değerlerini tek tek geri istediler, umutsuzluklar ise zamanın kendilerine verdiği bilinci yok etmek istediler ve ona cephe aldılar. İnsanların hemen hepsi zamanı kendi bencillikleri içinde görmek ve ona göre değer vermek istediler her durumda.Haksızda sayılmazlar, ondan ne isteniyorsa, isteklerini karşıladığı oranda onu kabul ettiler. Fakat bir de zamana olan vefa borçları var, onu hiçbir şekilde unutmadılar, ona olan sadakatlerini hiçbir gerekçe ile yok saymadılar. Zaman işte bu özelliğinden dolayı, insanın kendisinden bağımsız mevcut olamayacağı bir özelliğe sahiptir.

Etik olarak zamana bakarsak, zamanın bir olgu olmaktan çok bir kavram olduğunu görürüz. Bu öyle bir ihtiyaçtır ki insanın bencilliğinin en büyük ürünüdür.İnsan yapmak istediklerinin planlamasını bu sayede yapabilir. Mevcut durumunu koruyamayan insan bundan önceki durumunu hatırlama yetisine sahip olduğu bir bilince ve farkındalığa sahip olarak iki durum arasındaki farkı algılayınca zamanı oluşturur fikir olarak. Geçirdiği değişimler, deneyimler arttıkça, artık insan kendi bilincinde tasarladığı farklı deneyimler üzerinde ilişkiler kurabilme yetisi kazanır ve böylece sadece olmuş ve olanlar arasındaki ilişkileri kapsayan zaman yaratısı, artık gelecek fikrinin zorunlu olduğunu gösterir insana.Zamanı bu şekilde ortaya çıkaran insan, ona daha fazla yük vermeye başlar, öyle ki deneyimlenen her şey onun sorumluluğu olarak algılanır.Yapılan ve yapılamayanlar tamamen onun başarısı ve eksikliklerinden doğar.Böylece insan kendine ait olan sorumluluk ve yetilerinden kurtulmuş biri olarak sahip olduğu bencilliğin hakkını en iyi şekilde verir şuçlayabilecek bir şey olduğu sürece.
Hatıralarla yaşayan insan zamanı yaratıp ona sahip çıkmakla ne kadar da haklıdır. O zamanı geçmiş ve şimdi olsun diye yaratmıştır. O şimdi romantikliği yaşar ve geçmişi pişmanlıklar ve bitip gitmiş mutluluğunun bir yeniden yaşanması olmuştur onun için. Her zaman bir şeyler bekleyenler de vardır hayatta tabi ki. Bunlar da şimdiyi hiç istemezler, bunlar zamanı sadece tasarıları olduğu için isterler ve geleceği onlara armağan ettiği için isterler.Fakat bilmek istemezler ki o gelecek hiçbir zaman onlar için gelmeyecektir. Bir de haz sahibi olanlar vardır ki işte onlar zamanı istemeyenler dolayısıyla değişimi algılamak istemeyenlerdir.Onlar için yalnızca içinde bulundukları mevcudiyet vardır ve bu durumdan o kadar memnundurlar ki üzerine çamur atmak isteyecekleri bir zaman fikrine ihtiyaçları yoktur veya onu kullanmak isteyecekleri bir düşünsel veya duygusal bir amaçları yoktur.Sadece bir zamanlar ihtiyaç duydukları fakat artık böyle bir ihtiyaca sahip olmadıkları bir zaman anlayışı vardır onlar da bir daha bunu düşünmeyecekleri. Bu yüzden zamanı yaratanlar onu kullanmak ve sorumlu tutmak isteyenlerdir.Bu yüzden zamana verilen değer şimdide değil geçmiş ve gelecektedir.Eğer insanın hafızası olmasaydı ilişkilendirebileceği iki olgu dahi olmayacaktı ve her şey birbirinden bağımsız kendi içinde bir şimdi değerinde mevcut olacaktı. Bu durumda zaten memnun olmak adına bir seçime sahip olamayan bir insan için zaman fikri de söz konusu olamayacaktı.Çünkü memnuniyet için yapabilecekleri bir seçimleri yoktur ve mecburiyet içinde olan fakat bunun bile farkında olamayan bir insan olacaktı var olan. Yani zaman olmasaydı diye bir şey yoktur.Zamanı insan varolmak için yarattı ve onu kullanmayı iyi bildi.

Epistemolojik olarak zamana yaklaşmaya geldi sıra. Kanımca bu, insan bilgisine az da olsa sahip olup, onlar hakkında yukarıda yapmış olduğum genellemelerle beraber etik bir zaman anlayışına olan yaklaşımdan daha kolay olacaktır.Çünkü ele aldığım insan olgusu da zaten bilginin bana verebileceği insan gerçekliği kadar bir geçerliliğe sahip olacaktır.

Değişim olmadan bilginin farkına varılabilir miydi? Bilgiye sahip olabilmek demek o bilginin saklanabilmesini gerekli kılar. Peki saklamak demek ne demektir ? mevcut bir olguya ait bilginin kalıcılığını sağlamaktır bu anlamda.O halde söyle bir soru akla gelir : o halde kalıcılık neye ihtiyaç duyar ? tabi ki bilginin mevcudiyetini kontrol edebilecek bir niteliksel veya niceliksel sayma yöntemine. İşte bunun adına zaman denilebilir. Yani zaman fikri olmasaydı bilginin farkına varabilecek veya bunun önemli kılacak bir bilgi kavramı da olmayacaktı, yani burada insan zihninin mevcut olduğunun farkına varabilmesi ve bu farkındalığı koruyabilmesi zaman fikrine ihtiyaç duyar.

Bilimsel anlamda da zaman bundan bağımsız bir anlayışa sahip değildir.Olgusal değişimler zamandan bağımsız olarak formule edilemez.Fakat bu demek değildir ki formullerin içinde zaman parametresi bulunmasın. Bu apayrı bir şeydir.Neticede bilim olgusal ilişkilerin betimlemesi olup, bu değişimler büyük veya küçük ölçekteki uzamsal değişmelerden kaynaklanmaktadır.O halde sonuç şu olabilir:

1. Zaman insan yapısıdır.
2. Zaman için değişim şarttır.
3. Değişim tek başına yeterli değildir.Aynı şekilde değişimin farkına varan bir bilinç durumunun olması gerekir ki deneyimler arasındaki farka bağlı ilişkiler kurulabilsin.

Bu durumda etik ve epistemolojik bakımdan zaman fikirseldir ve ihtiyaç bakımından fark olmakla beraber, kendisine verilen ve verilmesi gerekli olan içerik bakımından aynıdır !