CHP üstüne… / Sadettin KOŞAR
Eski köye de eski adet yakışır!Bir doğum gününde “Nice yüzyıllara!” dileği hoşnutluk içinde karşılanır ve teşekkür edilir değil mi?Hiç dilekçi, “Aman haa! dağlara taşlara. O ne biçim dilek?” diye paylanır mı? 9 Eylül CHP’nin kuruluş yıldönümüydü. Baykal’ın ekipleri tüm yurtta partisinin doğum gününü kokteyllerle kutladılar. Ne bir seminer, konferans, panel ne de bir gösteri, toplantı daveti aldık. Halkın partisinde, halk da muhalefet de yoktu. Demokratik kitle kuruluşları, sendikalar, yerel inisiyatifin temsilcileri ya davet edilmemiş ya da icabet etmemişler!.. Cumhuriyet tarihimizin en çağdaş kadrosu tarafından kurulan Cumhuriyetimiz gibi, Cumhuriyet Halk Partisi de yalnız..
Bu yalnızlık, bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmiş bile olsa son derece tehlikeli. CHP, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir devamı olarak Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından, 9 Eylül 1923′te kuruldu. İlkin “Halk
Fırkası” olan adı, 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası” 1935 yılında da “Cumhuriyet Halk Partisi” oldu. 1927 yılında “Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik” ilkeleri temeline oturtulan parti, 1935′te “Devletçilik ve Devrimcilik” ilkelerini de aldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi, Cumhuriyetin yazgısına paralel gelişmeler içinde oldu ve devletle adeta özdeşleşti. Ülkede yaşanan darbelerin birer sürümü de daha modern gösterimler içinde partide yaşandı.
1960′lı ihtilalin ardından “Ortanın Solu” diye kendini yenileyen CHP, 1970′li muhtıradan sonra da ülkede ve dünyada gelişen devrimci dalgayı, “Demokratik Sol” kavramını benimseyerek cevapladı. Kurduğu devletle bağlarını hiç koparmadı ve bu yüzden “Laiklik, Devrimcilik, Halkçılık” ilkeleri sürekli erozyona uğradı. Kurucu Meclisteki İslamcı Mürtecilerle, tasfiyeye uğramamış mağdur(!) Kürtçüler de hep parti içinde muhafaza edildi. Parti içinde ön almasına tahammül gösterilemeyen sadece emekçi kesim olageldi. Türkiye emekçilerinin ideolojik temsilinden ve Kürt demokratik muhalefetini temsilden sakınmalar, 1980 sonrası bu kesimlerden kaçışa dönüştü. Bu dönemde CHP’ye aldatma üstüne çeşitlemeler egemen oldu. 1980′li darbenin ardından CHP, “Sosyal demokrasi” ve daha sonra (üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal’e ayıp olmasın diye!) tüzüğüne yazıp
unuttuğu; “Demokratik Sosyalizm” kavramlarını müktesebine kattı. Emek eksenli bir geleneğin sahibi olmadığı halde 30. Olağan Kurultay, 28 Şubat sürecini de CHP’yi “Emeğin Kitle Partisi” ilan ederek karşıladı.
Ülke emekçileri, bu samimiyetsizliği derhal test ederek mahkum etmekte gecikmedi. Aynı şekilde; Kürt demokratik muhalefetinin temsilcileri de milliyetçi bir kimliğe bürünerek kendileriyle ilgili samimiyetsizliği reddedip, birkaç kişi bırakarak CHP’yi terk etti. Mikro milliyetçiliğe küreselci davetin yanı sıra, CHP’nin bu kesimi temsil aczi de büyük rol oynadı ve Kürtçülük hortladı. Aynı samimiyetsizlik, Kürt demokratik muhalefetinin Türkiye solundan kopuşunun da müsebbibi oldu. CHP’de Baykal Dönemi; halka, nasıl yanlışlar yaptığını uğrun uğrun anlatma dönemi oldu. Darbelerle ülke politik bileşenlerinin kimyasını değiştirenlerin parti içinde cirit attığı, saklı militarizmin parti politikalarına egemen kılındığı, oligarşiye teslimiyet dönemi oldu. CHP’nin kongrelerinde tartışılmayan, kurultayından kaçırılan ve belki sadece
Deniz Baykal dışında kimsenin haberdar olmadığı; “Milliyetçi Merkezlerin Birleştirilmesi” kararı, parti dışında ve O’nun döneminde alındı. Mayıs 2006′da muhafazakarlar ve merkezi sağcılar partiye davet edildi.
Bu demek ki; Sayın Baykal parti içi iktidarı I. Meclis özlemcilerine dayanarak aldı. Bu demek ki; 83 yıldır mücadele ettiğimiz şovenizm yuvasına döndü!

2006/10 |