Rapunzel / Aylin YILDIZ

Basit bir dil sürçmesinin bizi bu noktaya getirebilmesini hâlâ anlayamıyorum biliyor musun?
Evet, basit bir dil sürçmesi. Her şeyin başlangıcı. O gün ‘aşık olsam ‘ demek isterken ‘’aşık oldum ‘’ demem bizi nerelere getirdi. Seni üzmeyi istemezdim. İstememeliydim. Biz arkadaşız, arkadaştık… Bilmiyorum.
Hep beni neyin tetiklediğini düşünüp durdum. O bütün günler ve geceler boyu yaşadıklarımız, sinir savaşlarımız, hayal kırıklıklarımız,gözyaşlarımız. Evet gözyaşlarımız. Belki de ben bir deliyim, hep deliydim kim bilir?
Sonsuz bir iç sıkıntısı gibiydin. Sana söyleyebilirdim, bir daha görüşmeyebilirdik. Neden bunu yapmadım da bu yanlışlığı bilinçli bir yalana çevirdim? Ve o adamı hayatımıza sokuverdim. Sadece kendi hayatıma değil ikimizin de hayatına hem de.

Anlamıyordun! Hala sarılabileceğimiz, hala ona buna bakıp şükredebileceğimiz bir şeylerimiz varmış gibi, en küçük isteklerimizde bile önümüze çıkarttığın kar zarar cetvellerin, parmağımızı bile kıpırdatmak için hesapların vardı. Anlamıyordun! Kimseyi sevmiyorduk, kimsede bizi sevmiyordu. Hatta biz birbirimizi bile sevmiyorduk. Sadece tutunuyorduk. Varlığını birbirine belirten iki insan. Sanki yaşadığına , var olduğuna şahitlik eden karşılıklı iki kişi.

‘’Aşık olmak’’ Benim gibi kuyruğu hep dik tutmaya çalışan, kendine yetme iddiasında , sanki kimse ama hiç kimse umurunda değilmiş gibi davranan bir kadının ‘’aşık oldum ‘’ itirafı afallatmıştı seni. Gözlerin hala gözlerimin önünde. Bakışların sebep belki de devam etmeme.
Evet aşık olmuştum! Olamaz mıydım? Tanıştığımızın on beşinci dakikasında aslında yatakta ne kadar iyi olabileceğimi tartan, düşünen erkeklerin çok stand up gösterilerini yapmıştım sana. Çok eğlenirdin. Bütün yaşadıklarımızı o saçma, umutsuz hayatlarımızı bir stand up gösteriye çevirmem, güya kendi kendimizle eğlenebildiğimizin göstergesiydi sence. O zamanlarda içimde yükselen öfkeyi tahmin bile edemezsin.

Artık ok yaydan çıkmıştı bir kere. Dönüşü yoktu. Bu adam yaşamımıza adım atmıştı artık.
Önceleri garip bir alayla dinlemeye, sorular sormaya başladın. Ben cevaplara istekli değildim. Hatta yalnız kalmak istiyordum. İnanman için en basit yol buydu. Kimsenin ne düşündüğünü umursamayan, duygusal olmaktan korkmayan, acı çektiğini itiraf etmekten çekinmeyen bir ben, tanınmayacak kadar uzak geliyordu sana. Dışarıda kalmıştın. Biz ikimiz ve sen tek başına. Yüzünde ki korkuyu aynada da görsen kendini tanıyamazdın.

Seni uyarmayı unutmuştum bu adam başkalarına hiç benzemiyordu. Senin, benim tanıdığımız ya da tanıdığımızı sandığımız adamlara hiç benzemiyordu. Yüzlerce kere senin tanışma isteklerini geri çevirdi. Hatta sana benimle haber bile yolladı. Görücüye çıkmak, küçük kalmış hiç büyüyememiş kızların eğlencesi olmak hiç tarzı değildi. Küçük güdük dünyalarımızı bir kurt gibi kemiriyordu. Hayatla ilgili bütün savunularımızı, bütün cesaretsizliklerimizi bir bir yüzümüze vuruyordu. Ben konuşturuyordum onu.
Günler gecelerce ne zaman bir araya gelsek ne yapsam etsem konu yine ona geliyordu. Seninle beraberdim ona karşı ben. Ama görmüyor muydun? Benim de kalelerimi tek tek yıkıyordu. Hem hiçte kibar değildi. Çevirdiğim bütün dalaverelere, bütün ikiyüzlülüklere karşılık vermekte gecikmiyordu. Beni örselemekten, ipliğimi pazara çıkarmaktan çekinmiyordu. Onu seviyordum. Ama yenilmekte istemiyordum. Bu adama karşı kazanmanın tek yolu açık oynamaktı. İçini açmak, hiçbir şeyi saklamadan her şeyi önüne dökebilmekti. İşte sadece bu onu durdurabiliyordu. O anlarda sadece o anlarda yanıma çöküyordu, bana tam anlamıyla kendini teslim ediyordu. Bunu başarabilmekse öylesine güçtü ki. Başardıkça kendimi gördükçe içim aydınlanıyordu. Hayal de olsa bu adam bana kendimi göstermişti. Onu ben yaratmıştım ama o beni yaratmıştı sanki.

Gözlerinde ki özentiyi o bütün kadınlara has onun var benim niye olmasın? Hırsını yakaladığımda artık bu oyunun çok tehlikeli bir noktaya dayandığını anlamıştım. Hem sen ne sanıyordun? Ben onu ne pahasına elde etmiştim biliyor muydun? Kendimi, bütün varlığımı ters yüz ederek, bütün pisliğimi, bütün korkaklıklarımı ortaya çıkararak kendime acı çektirmekten korkmadan yaratmıştım ben onu. Belki asla senin anladığın anlamda yoktu; ama benim için öylesine gerçek öylesine vardı ki daha önce hiç kimse onun kadar gerçek olmamıştı. Artık inanıp inanmaman umurumda da değildi. Ama sen kalkmış şimdi bütün bunlar sanki çok kolay elde edilirmiş gibi biriyle sen, ben değil biz olmak o kadar kolaymış gibi seninde olsun istiyordun. İstiyordun ya alacaktın.

Bunun için gittin yine sence en garantisini seçtin. Eski sevgili. Yaralanmış, terk edilmiş, daha iyi imkanlar için, ortada bırakılmış basbayağı eski bir sevgili. Hayatında bir ayrıntı. Seni hala sevdiği muhakkak olan biri.(!) Ah biz kadınlar!

Hatırlar mısın bilmem? Sanmam. Hatırlasan yapmazdın bunu. Vapurda ki o küçük kızı. Aman ne şeker diye sahte bir sevecenlikle yanına yaklaştığımız o küçük kızı. Şeker meker değildi o yer cücesi. Elinde bilmem hangi prensesin masal kitabı. ‘’Beğendin mi kitabı’’ diye sormuştun. Gözleri fıldır fıldır. ‘’Hayır ‘ dedi sana, hem de sertçe bir hayır. Ah be çocuğum neden beğenmiyorsun? Prensesler güzel, prensler yakışıklı, fıstık gibi şato, mükemmel bir aşk bir elleri yağda, bir elleri balda.Gel de aşık olma. Renkli kuşe kağıt neyini beğenmedin? ‘’Bütün masallarda ki prensler aptal, prenseslerse çok tembel’’ dedi, şeker kız(!) Allah Allah ne saçmalıyor şimdi bu? Neden? Dedin. Altından çıkacaktı ya bir çapanoğlu, çocuğun mayasın da var belli, adeta fakir sümüğü gibi yapıştıracak bizi duvara hazırlan, diyecektim ki sana, cevap geldi. Prensler aptal çünkü koca koca şatolara tırmanıyorlar koca koca canavarları yeniyorlar prenseslerse sadece süslenip püslenip onların gelmesini bekliyorlar. Sadece Rapunzel, dedi. Bir tek o uzattı saçlarını şatonun penceresinden aşağı sevgilisi yanına gelebilsin diye. Nasıl acımıştır saçları kim bilir?

Senin için hiç üzülmediğimi sanma. Bilmiyorum bütün bunları anlattıktan sonra bu cümle ne kadar inandırır seni. Yine de söylemeliyim senin için üzüldüm ben. Yalnızlığının farkına vardıkça gözyaşlarını ve yüzündeki acı ifadeyi gördükçe ‘’üzülme benim anlattığım gibi bir adam yok’’
Demeyi kimi zaman nasıl istediğimi bilmelisin. Tam her şeyi anladığını o adamı, varoluş sebebini kavradığını sandığım anda bu eski sevgili hikayesi ile yine her şeyi başa döndürmüştün. Sana bunun çok tehlikeli olduğunu söylemiştim. Seni bekleyenin ne olduğunu biliyordum. Tam da senin gibi biriydi o. Onu senden daha güçlü ve tehlikeli kılan intikam duygusu idi. Dünyanın en eski ve işe yaramaz duygusu. İntikam alacaktı senden. Sende kuzu kuzu izin erecektin. Bunu anlayamamış olmazsın. Buna izin verecektin çünkü çaren yoktu. Böylesi bir aşkı yaşayabileceğini bana ve kendine ispat etmek zorundaydın. Bazen hangimizin daha fazla hayal kurduğunu karıştırıyorum biliyor musun?

Telefonu kapattığımda ağlayan sesinin yankısı kulağımda hala devam ederken şimdi ne yapmalıyım diye düşündüm. Ya oturup kendime kötü bir son yazacaktım ya da sana bütün gerçeği olduğu gibi anlatacaktım.

‘’Benim hayatın kendisi sandığım sevgiyle kucakladığım bir başkasının kurgusu imiş yalnızca’’*

1) Orhan Pamuk