Adım yok benim / Aylin YILDIZ
Her zamanki sakin akşamlardan biri. Öylemi? Dışarıdan bakınca öyle. İnsanı şüphelendirecek olağanüstü olduğunu düşündürecek hiçbir durum yok. Her zamanki gibi bir akşam. Dokuz yıldır giderek bir birinin aynı olduğunu düşündüğüm güvenli akşamlardan biri. Yüzünde hiçbir iz yok. Hiçbir heyecan, hiçbir telaş, söylemek isteyip de söylemediği hiçbir bilginin izi yok yüzünde. Aynı düzen içinde bütün işlerini yapıyor. Sıraladığı beyninde ard arda koyduğu bütün işlerini yerine getirip sonra kendi dünyasına dönecek. Yaklaşık iki yıldır hiç şüphe uyandırmadan içine daldığı dünyasına ulaşabilmek için yerine getirdiği angaryaları hiç sıkıntı göstermeden bir bir aşıp, sonra kapanacak gömülecek yine dünyasına. Hâlâ içimde bir umut var tetikteyim bekliyorum. Ama yok kendimi kandırıyorum! İki gündür türlü türlü düşünceler geliştirdim…Kendim için mazeretler, onun için mazeretler, şu an yaşadığımız durum için bahaneler, içinden çıkamadım. Ona etmediğim küfür kalmadı. Gittikçe geriliyorum, kontrol edemediğim bir öfke canımı iyice yakıyor, dizginlemekte zorluk çekiyorum. Sinirli bir dikkatle her hareketini izliyorum. Sanki gözden kaçırdığım bir şey, dikkat edersem görebileceğim bir şey yakalarsam, her şeyi anlayabileceğim.
Dikkat etmek!
Neye dikkat edeceğim! Bu kadının hiçbir şeyine dikkat edemezsin ki! Hoşlanıyor bundan sinsice yaşamaktan hoşlanıyor. Sanki dalga geçiyor benimle. O gazetelerde okuduğum mit ajanı hikâyelerine inanacağım nerdeyse. Adam bir ömür boyu sıradan işini, her sabah saat dokuz akşam yedi düzenli işini yapmış ama adam aslında ajanmış…
Yok, böyle yaşayamam! Bu bilgiyle yaşayamam ben! Boşanacağım bu kadından! Sebep şiddetli samimiyetsizlik hâkim bey! Evet diyeceğim hâkim bey şaşırmayın şiddetli samimiyetsizlik! Böyle geçsin dava dosyasına. Sebep budur. Hâkim bön bön bakar artık yüzüme, ne diyor bu herif, diye. Benim karımın iki yıldır baktığım gibi kendine. Anlatacağım hâkim bey merak etmeyin anlatacağım. Bu kadın diyeceğim bir kitap yazmış. Öyle böyle değil, basılıyor bu kitap. Çok yakında piyasaya çıkar dandik bir yayınevinden değil. Yani kendi parasıyla kitap falanda basmamışlar, basbayağı kitap işte. Onu da boş ver bu kadın iki yıldır yazarmış hikâyeler, yazılar, ama benim haberim bile yok. Hâkimin gülüşü gözlerimin önünde, diyecek sende ne salak adammışsın. İnsan karısının yazdığını bilmez mi? Bilmiyor işte, bilmiyormuşum… Aslında kızdığım bu da değil. Bütün yazdıklarını bugüne kadar ne yazmışsa hepsini buldum, roman müsvettelerini de buldum ama tek satırda bile ben yokum hâkim bey.
Ne demek bu şimdi? Böyle bir yok oluş olabilir mi?
Önce soluksuzca yazdıklarını okudum. Tanımadım onu. Onun yazdığına asla inanamazdım başka bir yerde rastlasam başka biri verse elime oku diye onun olduğuna asla inanamazdım. Sonra kendimi aradım içinde satırlarda. Ha şimdi, ha biraz sonra ne zaman çıkacağım hangi karakterde vücut bulacağım, benden ne kadar nefret ediyor, beni ne kadar seviyor, ben neyim onun hayatında Allahın belası bir cümle, bir kelime, adımı çağrıştıran bir tek isim hiçbir şey yok.
Kapı dışarı edilmişim terk edilmişim hiç bilmeden anlamadan. Böyle bir terk edilişi bana yaşatması zalimlik değil de nedir? Nasıl ayırır insan hayatını bu derece? Nasıl becerir bunu?
Sen sinsi birisin. Sen insanı öylece terk eden, yanındayken terk edenlerdensin.
Ne planlıyordun? Bu kitap basılınca örneğin bir gün seni bir yerlerde bir röportajda, herhangi bir yerde ismini gördüğümde sürpriz diye bağıracak mıydın? Ya da o çokbilmiş arkadaşların bana ne kadar şanslı olduğumu senin gibi bir kadına sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu söylerken ben ne yapacaktım? Her şeyden haberim varmış rolü mü oynayacaktım?
Sahip olmakmış! Sana hiç sahip olmadım ben, bir an bile. Sevişirken bile. Sevişirken garip bir ürküntüye kapılırdım bazen. Sanki içinde yüzlerce kadını ve bu kadınların yüzlerce yüzünü görürdüm sende. Ama hiç biri tam değil asla bir bütün değil. Bir garip duygu. Sana her dokunduğumda her seferinde elimden bir şeyleri kaçırdığımı ve bir daha asla yakalayamayacağımı hissettirirdin bana.
‘’Her şey annenin bittiği yerde başlıyor’’ diye bir cümle kurmuştu bir adam. Bilmem nasıl kalmış aklımda. O anlamış bense anlayamadım. Camlarına tahtalar çivilediğim penceremden, sözlüğümden adını çıkarttığım o yokluğun içime sızacağını anlayamadım. Ona benziyorsun sen. Anneme. Yavrusu şahin görünmeyen kuzguna. Bana bakınca hep çirkin ördek yavrusunu gören anneme. Sessizce beni terk edip yok olan, sır olan anneme. Olmuyor değil mi olmuyor benden sizin istediğiniz gibi bir adam çıkmıyor. Yaratamıyorsunuz. Her seferinde işe girişiyorsunuz, gücünüzü görmek için, beni baştan yaratmak için birbirinizden görevi devralıyorsunuz ama olmuyor yoktan var edemiyorsunuz. Sonra da sessizce yok oluyorsunuz. Kendinizi, yaşamınızı her şeyinizi ayırıyorsunuz. Sanki hiç var olmamışım gibi yokmuşum gibi.
Şimdi geleceğini görüyorum ben senin. Kararlı ve ölçülü tavrını. Asla vakti gelmeden dışa vurmayacağın isteklerini. Elde ettiğinde de kimseyle paylaşmayacağın gururunu. Tek başına ardına bakmadan yürümek için çoktandır hazırlıktasın sen. Rotan belli, gideceğin yer belli sadece zaman meselesi. Dengeler oturduğunda yerine son noktayı koymak için bekleyeceksin.
Şimdi bir sahne var gözümün önünde, kurgu sırası bende. Bari son sahne benim olsun.
Sende bir izim kalsın. Hayal ediyorum şimdi seni bir masa başında önünde kitap imzalatmak için sıraya girmiş insanları. En sona geçeceğim, yaklaştıkça sana hep en sona geçeceğim. O bütün insanlar ne kadar kibar olduğumu ya da ne kadar deli olduğumu düşünecekler. Hep sana yaklaşmaya çalıştıkça en sona düşen biri nasıl gözükecekse onlara öyle gözükeceğim.
En yorulduğun anı bekleyeceğim kafanı kaldırmadan sadece kitabı imzalamak için adımı sorduğun anı bekleyeceğim. Adınız dediğinde ‘’adım yok benim’’ diyeceğim. ‘’ Bütün o çok sevdiğim kadınlarda aradım, ama adım yok benim.’’

2006/11 |