Düşüncenin Serüveni ve Mahkûmiyet \ Özge KURTULAN

Düşünce… Siz ne kadar kelepçelerle bağlamaya, dört duvar arasına kapatmaya çalışırsanız çalışın, o elbet bir gün, bir şekilde kanatlarını sırtlanıp uçup gidecektir. Hiçbir hapishane, hiçbir tımarhane ve hatta ölüm bile, düşüncenin yolculuğunun önüne set koyamaz. Söz, ağızdan çıkmıştır bir kere… Kelimeye akar, yazıya akar, kayda geçer, tarih olur. Yasak da olsa günah da olsa, çare yoktur yola çıkmıştır bir kere…

Bir düşünce bir insanı, bir toplumu ve hatta bir dünyayı değiştirebilir. Düşünme eylemi, insanın, insan olduğunun farkına varmasının en önemli koşuludur. Bu nedenle kıymetlidir. Bu nedenle “düşünmeli”dir. Hatta düşünce üzerine de düşünmelidir. Böylelikle daha derin, daha içerikli ve daha kaliteli düşünceler elde edilir. Düşünce, söze dökülmeden önce de düşünmelidir. Çünkü her düşüncenin bir bedeli, yaktığı bir can vardır. Bu nedenle söz, sorumluluktur.

Düşünce bilgiyle doğar. En ufak bir bilgi kırıntısı dahi düşünmeyi tetikler. Bilginin tükendiği yerde düşünce ölür; yerine uydurmalar, hurafeler, yanılgılar doğar. Bilgi olmasa da beyin çalışır ama nereye varacağı, ne yapacağı hiç belli olmaz. Bilgidir, beyni disipline eden. Başıboş, avare düşünceler nafile yere pek çok can yakarken, bilgiden doğan düşüncenin yaktığı cana değer. Çünkü bir can yakarken, pek çok canlar kurtarır, pek çok canlar dünyaya getirir. İşte bu nedenle düşünce, bilgiyle değer kazanır, yüceleşir. Bilgiden doğan düşünce, bilgisizliğin ürettiği yanılgıları siler. Elbette özgür olmak şartıyla…

Gün geldi, bilginin ne büyük sancılarla doğurduğu düşünce yargılandı, hapsedildi. Bilginin yanına bile uğramadığı avare beyin ürünleri ise, serbestçe dolaşmaya başladı. İşte o gün kıyamet yaklaştı.

Ne Nazımlar, ne Denizler, ne Hüseyinler mahkûm oldu; ne Uğur Mumcular yitti gitti bu yolda. Hepsi daha iyiyi, daha güzeli umut ediyor, hepsi daha yaşanılır bir ülke hayal ediyordu. Ve her ne kadar “vatan hainliği”yle suçlansalar da, hepsi vatanlarını canlarından çok seviyordu. Ne düşündüler, ne söylediler, ne yazdılarsa; ne mahkûmiyetler, ne idamlar, ne suikastlar yaşadılarsa, hepsi vatanları için, vatanlarının geleceği uğrunaydı. Devleti, sistemi ve hükümeti karşılarına alan, “aydın” kelimesinin isimlerinde anlam bulduğu o şahsiyetler, vatanlarını dost bildiler ve asla vatanın karşısına geçmeyi akıllarından dahi geçirmediler. Ama onlar mahkûm oldu, onlar idam edildi, onlar öldürüldü. Ve düşünce öldü. Onun yerine, bilginin uğramadığı beyin ürünleri, “düşünce” ismini aldı. Yanılgılar, vesveseler, iftiralar, hakaretler ve niceleri, düşüncenin ölümünün yarattığı boşluğu büyük bir keyifle doldurdu.

Artık bilgi yok, düşünce kisvesine bürünmüş irinler var. Hükümetler yandaş bilindi, vatana sırt çevrildi. Artık önem sıralamasında vatan yok. Para var, şahsi menfaat var, vatana sırt çevirenlerden beslenenlerin vaat ettikleri var. Düşünce açık arttırmaya çıktı, yok mu arttıran?

Kim bilir, belki de hak ettik. Zamanında “gerçekten düşünen” o kadar çok insanı mahkûm ettik ki, şimdi “düşünme taklidi” yapanların bizi mahkûm edişini izlemek zorunda kalıyoruz. Daha da kötüsü, artık gerçek düşünceyle sahtesini ayırt edemez olduk. Konuşan, yazan herkesi, “düşünüyor” zannediyoruz. Oysa düşünmeden söylenen o kadar çok söz, düşünmeden yazılan o kadar çok kelime var ki… Şimdi ayıkla pirincin taşını!

Bugün mahkûm ediliyoruz. Üstelik yargısız infazla… Bizi mahkûm eden ise, “düşüncesizlik”. Dahası, mahkûmiyetimize seviniyoruz. Zira Nobel ödülü almışız. Biz mi aldık gerçekten? Maalesef bu sorunun cevabı, koca bir “hayır”. Çünkü Nobel’in tarihine baktığımızda görüyoruz ki; Nobel bir kişiyi ödüllendirirken, o kişinin savunduklarının hedefi olan sistemi mahkûm etmiştir. Soljenitsin’e ödül verilirken Stalin dönemi, Necip Mahfuz’a ödül verilirken İslami fanatizm, Günter Grass’a ödül verilirken Nazi Almanya’sı mahkûm edilmişti. Şimdi ise Orhan Pamuk’a verilen ödülle, Osmanlı dönemi -sözde Ermeni Soykırımı’yla itham edilerek- mahkûm ediliyor. Dolayısıyla Türkiye mahkûm ediliyor. Üstelik bu mahkûmiyette delil yok, belge yok, yargılama yok; sadece infaz var.

Biz gerçek düşünceyi mahkûm ettik, düşüncesizliğin kurbanı olduk. Şimdi ise özgürlüklerin beşiği Fransa aynı hatayı yapıyor. Korkarım bir gün onlar da kendi içlerinde büyüyen düşüncesizliğin kurbanı olacaklar.