Demokrasinin Ahlakı / Seha TISOĞLU
İki bin beş yüz yılı aşkın geçmişiyle demokrasi Antik Çağlardan günümüze pek çok farklı tanımlama ile gelmiştir. Demokrasi adına farklı zamanlarda farkı yerlerde pek çok şey söylenmiş bu da pek çok demokrasi tanımlamasının oluşmasına neden olmuştur.
Farkı zamanlarda farklı yerlerde gerçekleşen uygulamaları demokrasinin tek bir tanımını mümkün kılmasa da antik çağdan süre gelen halkın yönetimi ifadesi demokrasinin en temel karşılığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda tarihsel süreç içerisinde bu tanım,demokrasinin bir kabul olarak kemikleşmesine yol açmıştır. Demokrasi bugün tüm dünya için tartışılmaz durumdadır.
Demokrasinin tarihsel süreç içerisinde kemikleşmesi ve mutlak doğru olarak kabul edilmesinin temelinde yatan etmenlerden belki de en önemlisi demokrasilerdeki ahlak anlayışıdır.
Bu ahlak anlayışının edinilmesinde önemli bir yere sahip olan eğitim süreci,bireylerin demokrasinin ilkelerinin özümsemesini sağlamakta önemli bir rol üstlenmiştir. Bu süreç öyle bir şekilde işlemektedir ve demokrasilerinin ilkeleri arayıcılığıyla öyle bir ahlak anlayışı oluşturulmuştur ki ; yaratılan ahlak anlayışı içerisinde bireylerin demokrasinin ilkelerine aykırı hareket etme olanağı tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Bireyin demokrasiye karşı hareket etmesi ancak öğretilen demokrasi ilkelerinin , öğretildiği devletteki demokrasinin ortadan kaldırıldığı ya da kısıtlandığı durumlara göre koşullanmıştır.
Bu nedenle demokrasinin ahlak anlayışı demokrasiden daha iyi bir sistemin varlığının sorgulanmasını ya da erişilmesinin önünü tıkamaktadır. Guiseppe Mazzini şöyle der : ”Bu önemsiz bir başkaldırı , belki yıkabilen ama yeniden yapmaya gücü yetmeyen bir tepki değilse, özü itibariyle demokrasidir.(1) İşte Mazzini’nin bu sözünde yer alan yeniden yapamama sorunsalının temelinde demokrasinin ahlak anlayışı vardır. Bu anlayış demokrasiye aykırı hareket edememekten kaynaklanır. Bu noktada demokrasinin ahlak anlayışı ile ne kast edildiğini biraz açmakta yarar var.
Demokrasinin ahlak anlayışının temelinde demokrasinin araçları ve ilkeleri bulunmaktadır. Bunlar demokrasinin ahlakını şekillendirir. Eşitlik,özgürlük ilkeleri ve seçim,örgütlenme,eğitim gibi araçları demokrasinin kusursuz işlevselliğini değil ikiyüzlülüğünü göstermektedir.
Demokrasinin ahlak anlayışında eğitimin yerinden daha önce söz etmiştik. Eğitimden sonra dinin araçsal etkinliğine de değinmekte yarar var. Din, her ne kadar sekülerlik sonucu etkisini azaltmış olsa da modern demokrasilerin kuruluş aşamasında fark edildiği ve günümüze kadar geldiği rol ile demokrasinin toplum ile arasındaki birleştirici unsur niteliğinde bulunmaktadır. Sekülerlik öncesi bir baskı aracı olan din , sekülerlik sonrası toplum üzerinde demokrasinin ne olduğunu ve kendisini nasıl tanımladığını izah eden bir araç haline gelmiştir. Bu yönüyle din hem bir araç hem de bir kabul olarak görülebilir.
Buradan hareketle söylenebilir ki eğitim ve din , demokrasinin ilkelerinin topluma aşılanmasında etkinliği ile , bireyin sahip olduğu seçme özgürlüğünü en başta sınırlama özelliğine sahiptir. İşte bu nedenle de demokrasinin ahlak anlayışı iki yüzlüdür.
Demokrasi var olduğu andan itibaren , özgürlük ve eşitlik yaygaraları kopartırken aslında özgürlük ve eşitliğin temeline, sınırlamaları ve eşitsizliği yerleştirmiştir. Demokrasinin ilke ve araçları da bu eşitsizliği ve sınırlamaları bireyden gizlemekte ve özgür seçimleri ile eşit bir şekilde yaşadıklarını sanmalarını sağlamaktadırlar. Modern toplumlarda yaratılan uzmanlaşma ve farklılaşmanın temelinde de bu amaç bulunmaktadır. Birbirinden farklı yönlerde ve birbirlerinden farklı şekillerde biçimlendirilen bireylerin özgürlük ve eşitlik algıları da farklı olacağından , demokrasinin saklanmış olduğu bu zırh içerisinde kendini mutlak doğru göstermek için daha fazla çaba göstermesine gerek elbette yoktur.
İşte bu ortam (demokrasinin ahlakı) ve bu anlayış(demokrasinin kazandırdığı ahlak) demokrasinin mutlak doğru olarak kabul görmesine ve sorgulanmamasına neden olmaktadır. Demokrasinin bu mutlak kabulü ve güncel tüm siyasi ideolojilerin demokrasiden hareketle tanımlanıyor olması , tüm bu ideolojilerin iflası anlamına gelmektedir.
Görünen yüzü ile demokrasiden biraz söz ettik. İlkeler ve araçlar. Demokrasinin araçlarıyla iktidara gelen Hitler’i ve birkaç uç örneği saymazsak tüm demokrasiler eşitlik ve özgürlük ilkelerini benimsemiştir. Bu ilkelerden yola çıkarak pek çok ideoloji de şekillenmiştir. Ancak hiçbir demokrasi iddia ettiğinin aksine halkın egemenliğine dayanmamıştır. Hiçbir demokrasi eşitlik ve özgürlüğü sağlamamıştır. Tüm bunlar sadece kitlelerin eşitlik ve özgürlüğe erişmeye çalışmasını engellemeye yöneliktir. Kitleler demokrasilerin içinde eğitim ve din aracılığıyla eşit ve özgür bir biçimde yaşadıklarını düşünerek yetiştirilmektedir. Seçimler aracılığıyla yönetimde söz sahibi oldukları hissi onlara verilir. Azınlıkta olsalar bile doğru organize olurlarsa iktidar olabilecekleri vaatleriyle de oyalanırlar. Gerçekte iktidar partisinden yana olan bir kişi ile tek bir oy almış partiden yana olan arasında hiçbir fark yoktur. Her ikisi de demokrasi aracılığıyla kandırılmaktadır. Gerçekte toplumsal yaşam ve demokrasi eşitsizlik üzerinden kurgulanmıştır. Demokrasi adı altında ortaya çıkan tüm siyasal sistemler aldatmacadan ibarettir. Demokrasi , eşitsizliğin üstünü örtmek için ve herkesin kendisini eşit hissetmesi için vardır. Özgürlüğün sınırı başka bireylerin özgürlük alanına girmeden olarak tanımlanırken aslında var olmayan özgürlüğünün sınırının demokrasinin tanıdığı kadar olduğu itiraf edilmektedir. Görünmeyen yüzü ile demokrasiden kasıt işte budur.
Alexis de Tocqueville yaklaşık 150 yıl önce şöyle demiştir : “Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demagoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır. (2)
Tocqueville’in sözü bugün de geçerlidir hem de daha etkili bir biçimde. Demokrasi bugün neredeyse tüm dünyada geçerlidir ve neredeyse tüm dünyada çoğunluğun diktatörlüğü halinde uygulanmaktadır. Burada çoğunluğun diktatörlüğünden kasıt halkın çoğunluğunun tercih ettiği bir sistem değildir. Halkın çoğunluğunun desteğini bir şekilde alıp iktidarı kontrol eden belirli bir azınlıktır.
Bu durum, demokrasiden yola çıkan tüm ideolojiler için böyledir. Unutulmamalıdır ki günümüzdeki anlamıyla demokrasi burjuvanın yükselişi ile doğmuştur. Marks’ın kapitalizmi eleştirisi de bu demokrasi anlayışının neticesinde ortaya çıkmış ve bu doğrultuda şekillenmiştir. Bu sebeple Marks her ne kadar demokrasilerdeki uygulamaların işlevselliğini sorgulamışsa da bu sorgulama yalnız demokrasinin görünen kısmıyla sınırlı olmuştur.
Marks’ın düşünceleri günümüzde de önemli bir kaynaktır. Geleceğin şekillendirilmesinde yol gösterebilecek veya bizzat içerisinde yer alacaktır. Ancak yetersizdir. Hem güncelliği hem de demokrasinin sorgulanması kısmı yeterli değildir. Sınırlı kalmıştır. Bu nedenle yapılması gereken önce demokrasinin sonra Marks’ın sorgulanmasıdır. Bu yönüyle bakıldığında, sosyalizmin özgürlükçü demokrasiden ileriye gidemediği , komünizmin ise bir ütopya olmaktan öteye geçemediği sadece son çeyrek yüzyılda görünen gerçeklerdir.
Önümüzdeki yüzyıl içerisinde yeni bir demokrasi , Mazzini’nin ifadesindeki gibi ”yıkılan” ancak bu sefer en baştan inşa edilen bir demokrasi ve bu demokrasiden hareketle ideolojilerin yeniden tanımlanması gerekmektedir. Ancak bu insanın özgürlüğünü demokrasinin esaretinden kurtarabilir ve ancak bu tarihsel süreç içerisinde insanoğlu için vazgeçilmez olan ideal olanı arama serüveninin sürdürmesini sağlayabilir. İnsan yani birey tercihini bu doğrultuda yapmadığı takdirde içerisinde bulunduğu ”ahlak” dünyası geri dönülmez bir ahlaksızlık ortamına sebep olacaktır. Ve orada mekanik marksistlerin beklediğinin aksine devrim olmayacak , değiştirilmesi neredeyse imkansız olan bir toplum ve ahlak anlayışı ortaya çıkacaktır.
Kaynaklar:
(1) Guiseppe Mazzini;Avrupa’da Demokrasi Üzerine Düşünceler;Merkez Yayınlar; sf:59
(2) http://tr.wikiquote.org/wiki/Alexis_de_Tocqueville

2006/12 |