Felsefe Yazıları II / Selma ULUSOY

 

 

Felsefe yazımın ikinci bölümünde Felsefe tarihinin kırılma noktalarını anlatmaya çalışacağım. Bunun içinde öncelikle İlkçağ felsefesini ilk yazımda özet geçmeme rağmen açacağım.

Felsefe tarihi dönemsellik açısından bir süreklilik arz etmez. Yani sürekli kesintiye uğramıştır ve yeni bir dönem başlar. Tarih ilerlemektedir. Savaşlar olmaktadır. Yeni buluşlar gerçekleşmekte ve insan özne olmaya doğru büyük adımlar atmaktadır. İlk çağ bilindiği gibi felsefe tarihi açısından oldukça verimli geçmiştir. Bugün bile toplumsal ve siyasal düşünceyi etkileyen hatta büyük ölçüde belirleyen düşünce sistemlerine rastlamaktayız. Platon’un yönetimsel anlayışı, Aristo’nun bilimleri ayrıştırması ve sistematize etmesi, mantık ilkeleri bugün hala geçerliliğini korumaktadır. Heraklitos bugünkü anlamda diyalektiğe önemli katkılarda bulunmuştur. Epikürcülük ve Stoacılık ve onların başlattığı hedonizm tartışması bugünde toplumsal alanda tartışılan konulardan biridir. Dikkat edilirse bu bahsettiğim tüm filozoflar batı kökenlidirler. Bunun nedeni her alanda olduğu gibi batının felsefede de otorite konumunda olmasındandır. Muhakkak ki felsefe doğuda da aynı zamanlarda belki daha da eskide başlamıştır. Fakat tarih okumalarımız ancak batı kaynaklar üzerinedir. Zaten doğu da ilk çağlarda felsefi yazılar elimize ulaşmamıştır ya da yoktur. Bunda doğu zihniyetinin ve kültürünün etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü sözlü gelenek doğuda daha yaygındır ve hepimiz biliriz “verba volant, scripta manent” yani söz uçar yazı kalır…

Platon’un idea kavramı idealizm düşünce akımını doğurmuştur. Bu akım daha sonra materyalizm düşüncesinin karşıtını oluşturmuş ve tarihte birçok düşün adamına esin kaynağı olmuştur. Fenomen kavramını da bünyesinde taşır. Bunun dışında İdea kavramı sanat düşüncesinin gelişmesini de etkilemiştir.

Platon’un düşünce sisteminin gelişmesindeki kuşkusuz en önemli isim Sokrates’tir. Bu düşünür ilk dönem yazılarında hocasından epeyce etkilenmiştir. Bunu diyaloglarında açıkça görebiliriz. Sokrates’in sofistlerin pragmatist yaklaşımlarına karşı tavrı herkesçe bilinen bir gerçektir. Çünkü ona göre bilgi parayla ölçülebilen bir şey değildir. Platon’da hocasının Sofistlerle tartışmasını sürdürmüştür. Ayrıca Sokrates’in dogmatik düşünce sistemi(bilginin doğuştan bizde bulunduğu düşüncesi) öğrencisinin idealizm düşünce akımının oluşmasında da etkili olmuştur. Sokrates’in çok tanrılı dinlerin hâkim olduğu dönemde tek bir tanrı olduğunu savunması onu ölüme götürmüştür. Bu da Sokrates’in peygamber olup olmadığı düşüncesini akla getirmektedir.

Platon, Sokrates’in ölümünden sonra devleti yönetenlerin filozoflar olması gerektiği fikrini ortaya koymuştur ve elitist bir duruş sergilemiştir.  Bunun dışında Platon’un topluma sınıflaşmayı önermesi ve mükemmeliyetçilik önerileri de oldukça önemlidir. Öyle ki filozof, toplumda mükemmel bireylerin olması gerektiğini savunmuştur ve ilk nüfus planlaması böylece ortaya çıkmıştır. Bu da bugünkü öjenizm anlayışını bize hatırlatmaktadır. Kanımca Hitler,  evet Hitler,  Platon’u okumuştu. Bu bir tez değil sadece bir fikirdir.

Aristo’da felsefeye damgasını vuran filozoflardandır. Bugünkü bilim anlayışının kaynağı Aristo’ya dayanır. Uzmanlaşma, bilimlerin felsefeden ayrılması, sistematik düşünce ve sınıflandırma bu filozofun bilime kazandırdığı kavramlardan bazılarıdır. Fakat bilim için en önemli katkısı tümdengelim yönteminin kullanılmasıdır. Filozof “Organon” ( Alet ) adlı eserinde bu yöntemi ayrıntılarıyla anlatmıştır. Gerçi Francis Bacon kendi döneminde bu yöntemin karşıtını ortaya koymuş ve eleştirmek için “Noum Organon” ( Yeni Alet ) adlı eseri yazmıştır. Böylece tümevarım yöntemini ortaya koymuştur.

Bunun dışında siyasal düşüncede aristokratik yönetim biçimini ortaya koymuş ve benimsemiştir. Yönetimin elit bir tabakanın elinde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu yönetimsel anlayış soyluluk esasına dayalıdır.

Son kertede İlkçağ, felsefe tarihine damgasını vurmuştur ve bugün bile bilim anlayışımıza muazzam katkıda bulunmuştur. Yalnız unutulmamalıdır ki Atina’da o dönemde demokratik bir ortam vardır ve felsefe de buna bağlı olarak gelişmiştir. Sadece demokratik, özgür, eleştirel düşünebilen ve ifade edebilen toplumların fikir ve yazın hayatı gelişebilir.