Firar Tutkum Yazı yada Yazma Tutkum Firar / Selma ULUSOY

 

 

 

İçimde dayanılmaz ve beni zorlayan hatta yaşamamı imkânsızlaştıran bir kaçıp gitme isteği var. Ama biliyorum nereye gidersem gideyim kendimi de götüreceğim yanımda. Nepal’e bile çıksam aynaya yada berrak bir suya baktığımda kendimi göreceğim. Ana rahmimi özlüyorum yada annemi. Karşı konulmaz bir deniz kokusu geliyor rahminden. Dinginlik,  huzur ve yeniden dirilişin kokusu bu. Çünkü yaşamayı beceremiyorum ne vakit bir yaşamla hemhal olsam kolum kanadım kırık. Kötü yürekli insanlar ağzımdan olur olmaz laflar çekip yutuyorlar ve sonra onlar benimmiş gibi bana beni kusuyorlar. Binlerce ses kulağımda uğulduyor ve yine beceriksizliğim ortalarda kalmış. Mutlak güven duygusuyla yeniden sarılıyorum ve yeniden ve yeniden… Olmuyor ve kimse sıkıca saramıyor beni ve içine alamıyor. Kime sarsam kollarımı karanlık bir odaya sığınmış küçük bir çocuk mahzunluğu yer ediyor benliğimde. Bu yıkılmaz duvarları, demirden kafesleri kim örmüş diye düşünüyorum sonra. Firar duygum nüksediyor yine. Nereden çıkılır bu yalnızlıktan? Diye sesleniyorum. Sesimin aksi betona çarpıyor ve dönüp duruyor olduğu yerde bumerang misali. Belki de çıkmamalıyım düşüncesi kemiriyor beynimi. Suçlu hissediyorum kendimi ve anayasaya göre suçlular içeride kalmalıysa bu da Tanrının yasasıdır diye düşünüyorum.

Kimine göre yalnızım, kimine göre deli, kimine göreyse veli. Bunca yaşanmışlıktan sonra ya deli olunur ya veli. Ben hangisiyim onu da bilmiyorum. Belki de bilmek istemiyorum. Çünkü zordur üstüne yapışan bir niteliği içinde barındırmak, sorumluluk ister. Bense tüm sorumlulukları reddediyorum, kaybediyorum, hükümsüzdür!!!  Ne kral olmak istiyorum, ne soytarı. Birden şu cümleler dökülüyor ağzımdan:

“Bilmem, belki, keşke, misali, geçer, geçecek, geçmez, acıtır, kanatır, gelenler, gidenler, mutlular, mutsuzlar, entelektüel olanlar, olmayanlar, martılar, kuzu postu giymiş kurtlar, aşıklar, idamlıklar, savaş çocukları, gayler, lezbiyenler, liberaller, kapitalistler, sosyalistler, anarşistler, agnostikler, nihilistler, İslamcılar, orospular, onların çocukları, pezevenkleri, yıllar, anılar,  normaller, anormaller, fetişistler, ortam adamları, oportünistler, katiller, ölen çocuklar, zengin veletler, sanatçılar, marjinaller, orijinaller, deliler, melekler, şeytanlar, insanlar, apolitikler, sosyaller, asosyaller, militanlar, kitaplar, dostlar, düşmanlar, Marx, Foucault, Derrida, Hegel, Weber, Sokrates, Habermas ve aralarına sıkışmış küçücük bir ben…”

Belki bu kadar sıkışmış olmasaydım yada bu kadar engellenmiş ya da bu kadar kimlik barındırıyor olmasaydım yazamazdım. Yine firar duygum nüksetti ve başladım yazmaya.Firara bu kadar tutkun olmasaydım yazamazdım.Bu kadar derdim olmasaydı, bu kadar kavga etmeseydim ve bu kadar sorgulamasaydım dünyayı…Bunca arıza barındırıyorsam kendimde, bunca arıza barındırıyorsa ülkem ya da şu yuvarlak ve sürekli dönen kaypak küre yazmalıydım.Tanrı ilk önce OKU dedi, oku dediğine göre YAZ demeyi de ima etmiş olmalıydı.Yaz ki anla ve yaz ki anlat!!!