Fotoğrafın Kimyası / Utku MEREV

 

 

 

Günümüzde kişisel olarak büyük ilgi uyandırmanın yanı sıra büyük bir sanayi dalına dönüşen fotoğraf, asırlar öncesinden çeşitli bilim adamlarının çalışmalarıyla başlayan ve çok uzun bir serüveni olan 19.yüzyılın en önemli buluşlarından biridir. Serüvenin en ilginç özelliği ise, bu çalışmalarda yer alan bilim adamları hiçbir zaman fotoğrafı icat etmek için yola çıkmamışlardır. Bazen kendi çalışmalarının bir bölümünde kullandıkları buluşlarıyla bazen ise tesadüfler sonucu, fotoğrafın ortaya çıkmasında önemli rol oynamışlardır.

MÖ V. yüzyılda Çinli filozof Mo-Ti’nin “Karanlık bir odaya iğne deliğinden geçerek giren ışık karşı duvara ters yansır” sözü fotoğraf tarihinde bilinen ilk gözlem bulgusudur. Bu gözlem sadece Mo-Ti ile sınırlı kalmamaktadır. MÖ IV. yüzyılda Aristo’nun çalışmalarını yaptığı mağarada küçük bir delikten içeri giren ışığın kendisini aydınlatan kısmının karşısındaki duvara ters yansıdığını gözlemlediği de söylenmektedir.

MS X.yy’ da zamanın ünlü fizik ve kimyacılarından olan Alhazem (ibn-i Hayyam) ‘in önemli keşifleri arasında gümüş nitratın güneş enerjisi ile kararması keşfi de bulunur. Bu keşif, sonradan Alman Johann Heinrich Schulze tarafından yapılan, tebeşir tozunu gümüş nitrat ile karıştırıp bir şişeye sürerek şişenin bir kısmını kapatıp güneş ışığında bırakması ve sonuç olarak açıkta kalan kısmının karardığını gözlemlediği deneyi ile fotoğrafın “basımı” konusunda bilinen ilk çalışmadır.

Alhazen, bu keşfinden yola çıkarak güneş tutulması olaylarını izlemek için daha sonra “camera obscura” olarak adlandırılacak ilkel ve büyük oda şeklindeki karanlık kutuyu kullanmıştır. 1420’li yıllarda mimar, heykeltıraş ve matematikçi olan Filippo Brunelleschi aynı sistemden yola çıkarak resimde “kaçış noktası” ‘nı bularak perspektif alanında ilk adımları atan kişi olmuştur.

CAMERA OBSCURA

Fotoğraf literatüründe karanlık kutu ya da karanlık oda adıyla anılan camera obscura kelime itibariyle latin kökenlidir. Obscura’nın alhazem tarafından kullanılan ilk şekli, perspektif alanındaki gelişmeler ile önüne dışbükey bir mercek takılarak daha parlak ve net görüntünün alınabilmesi 1550 yılında Cardano tarafından gerçekleştirilmiştir. 1550 li yılları izleyen zamanlarda Danielle Barbaro, camera obscura’nın önüne ikinci bir dışbükey merceğin koyulabileceğini keşfi elde edilen görüntünün netliğini geliştirmiştir.

1560’lı yıllara doğru Giovanni Battista çift merceğin yanında camera obscura’nın büyüklüğünün de hesaplanması gerektiğini söyler ve bu konuda yöntemler uygulayarak bir anlamda karanlık odanın karanlık kutu olması sürecini başlatmıştır. Battista’nın fotoğrafın tarihine katkısı bununla sınırlı kalmamıştır. 1604 yılında daha sonradan camera obscura da uygulanacak olan ve günümüzde bile halen kullanılan tekniğin bulunması bir diğer keşfidir ; aynadaki yansıma kuralı…

Rocer Bacon’un arap yazmalarından edindiği bilgilerle tanımın yaptığı camera obscura’yla ilk fotografik görüntüler 1850’lerde David Brewster tarafından gerçekleştirilmiştir. Gerek teknik, gerekse tanım çok basittir : “Işık, objektifsiz 0,25 - 1mm. Çapındaki bir delikten geçer ve karanlık ortamı bulunan camera obscura içindeki ışığa duyarlı yüzey üzerinde görüntü oluşturur.”

FOTOĞRAF KİMYASINDAKİ GELİŞMELER

Fotoğraf kimyasındaki ilk çalışmalar Alman Fabricius (1668-1736) ile başlamış, Heinrich Schultze’nin deneyi, Thomas Wedgwood kağıdı gümüş nitrat eriyiğine batırarak negatifler elde etmeyi başarması ve Humpry Davy ‘in saf bor’u elde etmesi ile devam etmiştir.

19.yüzyılın ikinci çeyreğinde bir görüntüyü kalıcı bir yüzeye monte etme fikri gelişmeye ve uygulanmaya başlamıştır. Bir görüntünün bir yüzey üzerinde fotografik yoldan kalıcı biçimde saptanması başta Fransız Joseph Nicephore Niepce ile Louis Jacques Mande Daguerre ve İngiliz William Henry Talbot olmak üzere bir çok kişinin çalışmaları sonuçları gerçekleştirilebilmiştir. Özellikle Tablot, bir negatiften çok sayıda pozitif baskı elde etme yöntemini geliştirerek, gerçek anlamda fotoğrafın kurucusu olmuştur denilebilir.

İlk fotografik görüntü, 1826 yılında Niepce tarafından gümüş nitrat kullanarak elde etmiştir. Niepce elde ettiği emülsiyonu bir camera obscura içine koyup 8 saat süre ile pozlandırarak evinin penceresinden görünen görüntüyü saplamıştır. Bu görüntü aynı zamanda ilk mimari fotoğraf olarak da kabul edilmektedir. 8 Aralık 1827 ‘de elde ettiği görüntü ile İngiltere’de bulunan Royal Society’de bilgi veren Niepce’nin yöntemi 3 bakımdan yetersiz bulundu.

Birincisi yöntem çok yavaştı, 8 saat beklemek gerekmekteydi. İkincisi görüntü net ve keskin değildi. Son olarak ise yalnızca tek bir kopya elde edilebiliyordu.

Fotoğraf anlamında bir görüntüyü bir yüzeye monte etmek üzere çalışma yapan ikinci Fransız da Daguerre’dir. Paris operasında sahne ressamı olarak çalışırken doğru perspektifli çizimler için Camera Obscura kullanmaya başlayan Daguerre, daha sonra görüntünün kimyasal yolla saptanması ile ilgili çalışmalarına ağırlık verdi. Niepce ile birlikte çalışan Daguerre, Niepce’nin 1833’de ölümü üzerine çalışmalarına tek başına devam etti ve bir rastlantı sonucu levha üzerindeki gizli görüntünün civa buharının etkisi ile görünür duruma geldiğini keşfetti. Bu işlem 8 saat süren pozlandırma süresini yaklaşık 1 saate indirmek anlamına geliyordu. Takip eden yıllarda görüntünün sodyum nitrat ile sabitleştirilmesini bularak bu süreyi yarım saatin altına düşürdü. Daguerre’nin bu yöntemi Gazete d France’da açıklanarak patent aldı. Fransa ‘da önemli politikacılardan olan François Arago, buluşu Bilimler Akademisinde “Sayın baylar, doğa ışık aracıyla bir yüzeyin üzerine geçirildi.” sözleriyle tanıtarak Fransa hükümetine başvurdu ve patentin alınarak bütün dünyada serbestçe yayılmasının sağlanmasını istedi ve bu isteği Fransız Parlementosu’nda kabul edildi. Bütün bunların yanında kuvvetli güneş ışığı altında yarım saate yakın bir süreye gerek vardı ve halen bir tane pozitif fotoğraf elde edilebiliyordu.

Herschel, 1839 yılında sabitleştirme işlemi için sodyum nitrat yerine sodyum tiyo sülfat kullanılmasının çok daha iyi olabileceğini düşünerek bu konuda çalışmalar yaptı. Daguerre başta olmak üzere herkes tarafından kullanılan bu yöntem Talbot tarafından değer görmedi. Talbot eski yetersiz yönteminde ısrar ederek Eylül 1840’da en önemli buluşunu yaptı.Fotoğraf adına yepyeni bir başlangıç sayılan bu buluşun en önemli özelliği gizli görüntünün oluşumu ve bunun develope*1 edilmesiydi. Bu buluş, poz süresini birkaç dakikaya indirerek portre fotoğraflarının çekilmesine olanak sağladı. Talbot’un bu buluşu fotoğrafta devrim niteliğindeydi. Bu yöntemde istenildiği kadar pozitif görüntü oluşumunu ve bunun develope edilebilir olmasını bulması poz süresini de çok kısalttı.

Bununla birlikte yıkamanın önemi bilinmediğinden fotoğraflardan bir çoğu zaman içinde bozulma gösterdi. Fotoğraf kimyasındaki gelişmeler 19. yüzyılın sonlarına doğru George Eastman Kodak ile birlikte büyük gelişmeler sağladı. Kodak, selüloid rulo filmin patentini alarak yüzyılın sonuna kadar dünya tekelini elinde tutmayı başardı. Başlangıçta kendi üretmiş olduğu kutu makineler için yaptığı filmlerde 100 pozluk rulo kağıt filmi kullanan kodak, makine içinde film ile satılıyor, kullanımdan sonra fabrikaya geri getiriliyor ve burada banyo ediliyordu. Banyo işleminden sonra, kağıt üzerinden ayrılan katmanı saydam bir altlık üzerine aktarılıyordu. 1889’da yöntem geliştirilerek, kağıt yerine nitroselüloz filmi kullanılmaya başlandı ve gerçek anlamda fotoğrafçılık dönemi başladı.

FOTOĞRAF MAKİNALARI

Fotoğrafın buluşundan günümüze kadar bir çok farklı sistemde fotoğraf makinesi imal edilmiştir. Bunlardan bazıları, Kompakt fotoğraf makineleri, çift objektifli fotoğraf makineleri (TLR), tek objektifli fotoğraf makineleri (SLR), panoromik fotoğraf makineleri ve dijital fotoğraf makineleridir.

Kompakt Fotoğraf makineleri

Görüntünün direk olarak filme geldiği, objektiften giren ışığın prizma yardımı ile basit vizör sistemi ile görüntü alınan metoddur. Objektifler daima gövdeye sabit olarak tutturulmuştur. Objektifin hemen arkasındaki diyafram yaprakçıkları, obtülatör*2 görevi de görürler ve 35 mm. Film ile kullanılabilecek şekilde üretilirler.

Çift Objektifli Fotoğraf makineleri (TLR)

İlk olarak Almanya’da Franke ve Haldecke firmaları tarafından 1928 yılında imal edilmiştir. Twin Lens Refleks(TLR) olarak da adlandırılan bu makineler, filmin üzerine düşen görüntünün, vizör mat camından aynen görülmesi ve iyice incelenmesi, netlik ayarının titizlikle ayarlanabilmesi, mat vizör camından görüntünün fotoğraf elde ederken ve elde ettikten sonra kaybolmaması nedenleriyle tercih edilen bir fotoğraf makinesi tipi olmuştur.

Bu tip makineleri üst üste konulmuş iki fotoğraf makinesi olarak düşünebiliriz. Biri netlik çerçeve ayarlarının yapılmasına diğeri ise, resmin film üzerine aktarılmasına yarar. Üstteki objektifin karşısına 45 derecelik bir ayna yerleştirilmiştir. Amaç görüntüyü makinenin üst tarafında bulunan mat vizör camına yansıtmaktır.

Alttaki objektif ise asıl fotoğrafın çekildiği objektiftir. Bu iki makine arasında öyle bir sistem vardır ki makine hangi uzaklığa ayar edilirse edilsin alttaki objektifin film yüzeyine olan uzaklığı ile üstteki mat vizör camına olan uzaklığı daima eşittir. 

Tek Objektifli Fotoğraf makineleri (SLR)

Makinenin objektifinden giren ışınların karşısında 45 derecelik bir ayna bulunmaktadır. İçeri giren ışınlar aynada yansıdıktan sonra, makinenin üstündeki buzlu cama çarparak burada görüntünün oluşmasını sağlayarak netlik ayarının yapılmasına olanak verir. Bu aynalar aynı zamanda objektiften içeri giren görüntünün düz olarak vizörde görülebilmesine de olanak sağlarlar.

Makinenin objektifinden giren ışınların karşısında 45 derecelik bir ayna bulunmaktadır. İçeri giren ışınlar aynada yansıdıktan sonra, makinenin üstündeki buzlu cama çarparak burada görüntünün oluşmasını sağlayarak netlik ayarının yapılmasına olanak verir. Bu aynalar aynı zamanda objektiften içeri giren görüntünün düz olarak vizörde görülebilmesine de olanak sağlarlar.

Panoromik Fotoğraf Makineleri

Norma fotoğraf makineleri, belirli bir açıyla gelen ışınları alabilirler. Bu fotoğraf makinesi tipine bağlı olarak 45 ile 80 derece arasındadır. Oysa ki bazen konunun çok geniş bir şekilde çekilmesi istenebilir. Bu işi pratik olarak yapabilen makineler panoromik fotoğraf makineleridir.

Bu makinelerin objektif kısımları sağdan sola doğru hareket eder ve 24 x 60 mm. Boyutunda bir görüntü verirler. Önde dönen objektifin arkasında düz bir boşluk vardır. Objektif döndükçe bu delikten içeri giren ışınlar film yüzeyini tarayarak objektifin dönüş derecesi kadar geniş bir sahanın panoramik görüntüsünü verir.

Digital Fotoğraf makineleri

Kimyasalı devre dışında bırakan ve görüntünün direkt olarak gerek bilgisayar gerekse baskı makinesine ileten bir sistemdir. Bu sistemde tarama yoluyla ve tek çekimde oluşturulan fotoğraflar şeklindeki iki farklı sistem vardır. Tarama yoluyla çalışan fotoğraf makinelerinde doğrusal paralel bu üç dizi RGB filtreler ile kaplanmıştır. Görüntünün üzerindeki tek bir geçiş ile tüm renkler oluşur. Resim geçişinin her aşamasında 3 farklı dizi resmin aynı doğrusal noktalarından RGB okumayı sağlayacaktır. Tek çekimde fotoğraf oluşturulan sistemde ise, flaş yardımı ile tüm RGB bilgisi yakalanır. Buradaki elemanlar RGB filtreler ile kaplıdır. Fotoğrafta daha çok detay algılamak için yeşil filtreler bazı makinelerde kırmızı ve mavi filtlerin toplamı kadardır. Bunun nedeni, göz yeşil renge daha duyarlıdır. Bunun dezavantajı ise, çözünürlüğün azaltılmış olmasıdır.

Kaynaklar : Temel Fotoğraf Bilgisi / Özer Kanburoğlu