İlettikleriniz…

 

 

 

Cennetime Hoşgeldin \ Aydın GURZ

 Cennetime hoşgeldin ! 
Sesleniyorum , sesime ses ver… 
Biz gerçek hayatlardık. Hayatın ne anlama geldiğini bilerek yaşamaya çalışan
insanlar. Eksik yanlarımızı tamamlıyorduk. Gerçek olacak hayallere bir
süreliğine son vermiştik. Zaman sadece yaşananları anlatmamıza yetiyordu.
Geri kalan zamanlarımızda hep susuyorduk.
Susayarak susuyorduk…
 
Farklı açılardan aynı yolun sonunu gözetliyorduk. Beklentilerimiz tüm
eksikliklere rağmen olması gerekenlerdi. Yüzlerimiz ne zaman aynı düzlemde
buluşsa o zaman sorgulamaya başlıyorduk. Soru sormaktaki niyetimiz
mükemmeliyetçilikten geliyordu. Biliyor olsak bile ; takdir edilmek , kabul
görmek gibi gereksinimlerimiz vardı.
Birbirimizi takdir ediyor , kabulleniyorduk…
 
Kimi zamanlar farkındaydık farklılığımızın. Melankolilik , paylaşılmazlık ,
yorgunluk , derin korkular , iç çekmeler  ve en sonunda karşı koyamadığımız
arzularımız.
Dilimiz bizi ele veriyordu …
‘’ cehennemden geliyorum. Cezalandırılmış aşk acısıyım ,
cennetinde huzur bulabilir miyim ? ‘’
Kaygılar içinde kıvranarak el uzatıyorduk en uzağımızda ki yakınımıza. En
büyük aşklarımız olan yalnızlığımızdan vazgeçmek cesaretini göstererek. İlk
defa yüreğimizi çıkarıp yerinden avucuna bırakabileceğimiz bir faniyi
karşımızda bulmuştuk.
Yollar tercihlerimizin kesişim noktasındaydı…
Neden tercihlerimiz birbirimizde kesişmişti ? Bunu anlatabilmek , hayatımızı
yeniden bir film şeridi gibi izlemek ve aktarmamızı gerektirecekti. Fakat
yine zaman kısıtlıydı. Yeterince geç kaldığımızı iliklerimizde
hissediyorduk.
Damarlarımızdaki kanların akışkanlığı hızlanıyordu…
Yaşanılmamışlıkları kelimelere dökmek zordu. Anladığımız , anlaşıldığımız ,
meydan okuduğumuz , amansız sustuğumuz kadar yaşıyorduk. Kimsenin uğramadığı
eski bir durakta yenilikle çarpışmıştık. Çılgınlıktı belki de açlık. Lakin
bir dizde huzur bularak uyumaya susamıştık. Bir elin saçlarımızda
dolaşmasını, içimizin kıpır kıpır olmasını , göğüs kafesimizde biriken
kanların can çekişmesini dilimizde bir dua gibi ezber yapmıştık.
Ezberimizi özlüyorduk…

Kendimizden bir parçayı başka tenlerde bulmayı arzuluyorduk. Aşka , sevgiye
karşılıksız paylaşmaya olan inancımızı yitirmeye başlamışken. Bir neden
gelip aramıza girdi.
Geç kalınmış olsa da  gözlerimiz yanmaya başladı gözlerimizde. Acıdan ,
acıtmaktan korkmadan sol yanlarımıza sarıldık. Göz yaşlarımızın tadı
mutluluk, kokusu umuttu. Ve birleşen eller çığlık çığlığa  ‘’ cennetime hoş geldin ‘’  diyordu.
 
Hoş geldin … lütfen bu hayattan bir de sen gitme. Çünkü ; nefesimin nefesine ihtiyacı var.

 



Tarih ve İnsan / Erdoğan ATEŞ

 


 
Politika tesadüflerle yürümüyor, her olay ve olgu belirli bir plan çerçervesinde ortaya çıkar. Emperyalist sistemi dünyada tekelci merkezi bir iktidar oluşturmaya çalışıyor ama bu mümkün değil, öyle olacak diyenler çok.      
Dünya ekonomisi 1929 buhranından sonra ilk defa bu denli sorunlar yaşamakta,bölgeler arası eşitsizlikler giderek daha da derinleşmekte ve mevcut bölgesel savaşlar yeniden bir dünya savaşının habercisi gibi gözükmektedir.    
Türkiye,jeostratejik konumu bakımından 3 kıtanın, Büyük Orta Doğu Projesi kapsamındaki coğrafyanın tam da ortasında yer almaktadır. AB için boğazlar ve deltaların kontrolü bu jeostratejinin kırılma alanları olması bakımından hayati önem taşımaktadır. Rusya açısından Türkiye, boğazların kontrolü ve bulunduğu coğrafya nedeniyle 3 kıtanın anahtarı durumundadır. Türkiye bu jeostratejik konumundan ötürü Büyük Orta doğu Projesi, Büyük Avrupa ve Avrasya güç oluşumlarının merkezinde olup bu güçler tarafından ilişkiye zorlanmaktadır.   
 Büyük Orta doğu Projesi, İslam kültürünün yoğun olduğu Asya jeopolitiğini ve Avrupa Birliği jeopolitiğinin parçalanmasını hedef almakla birlikte,esas amacın Avrasya jeopolitiğinin kontrol edilmesi olduğu çok açıktır.    
ABD’ nin, Afganistan ve Irak işgaliyle küresel konumunu pekiştirme çabaları fiili olarak Türkiye olmasa da İran, Suriye gibi devletleri tehdit etmeye devam ediyor. Büyük orta doğu Projesi, coğrafi olarak  Avrasya’yı (Karadeniz, Akdeniz, Hazar havzaları, Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya, Basra Körfezi ve Kuzey Afrika’ yı ) içermektedir. Bu stratejinin esas amacı Çin, Rusya ve Hindistan vs. alanlara yönelmektir. ABD için Avrasya hayati önemdedir. Ekonomik olarak kendi içinde ciddi sorunlar yaşayan ABD, bu krizi Asyadaki stratejik kaynakları kontrol altına alarak atlatmaya çalışmaktadır. Özellikle birinci dünya savaşı sonrası, dünyamız yeni bir jeopolitik ve jeostratejik mücadeleye sahne olmuştur. Kara ve denizlerin hakimiyeti, hava sahalarının kontrolü ve giderek uzayın kontrol altına alınması mücadelesi gelinen süreçte daha da kızışarak devam edecektir.
 Kapitalizm 19. yy’ın sonlarından itibaren emperyalizm aşamasına girerek, çıkarları gereği dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılmış, küreselleşmiş. Küreselleştiği andan itibaren üretici güçleri  ve tarihsel olarak insanlığı geliştiren özelliklerini de kaybetti. Küreselleşme egemenlik anlamında  emperyalist sistemin ulaştığı zirvedir, çürümede bu noktada başlamıştır. 
Emperyalist burjuvazinin dizginsiz egemenliği yıkıcıdır, yok edici ve asalaktır. Tüketici bireyi yücelten, üreteni aşağılayan küreselci kültür, evrensel olanın, insani olanın içini boşaltmıştır. İhtiyaç fazlası üretim yeterli iç pazar bulamadığı için, ülke dışında pazarlar bulmaya yönelmiştir. Bu yöneliş yerli olanı yok ederek gerçekleşiyor; milli olan ne varsa ekonomi, siyaset, kültür,gelenek ve görenekler gibi. 
İnsanlık bugün ilk- çağın köleci, Orta-çağın feodal despotik rejimlerinden daha barbar bir sistemle karşı karşıyadır. Tarihin bu döneminde, bu eşitsizlikler dünyasında ilk kez küresel finans kapital insanlık yaşamını, doğayı, insana ve doğaya dair olan ne varsa her şeyi korkunç bir şekilde yok ederek, yıkıma uğratarak yok edici bir açıktan tehdit oluşturmaktadır. Unutulmamalıdır ki  tarih çöken imparatorluklar çöplüğüdür. Her toplumsal sistemin belli bir gelişme dönemi vardır,yeni olan eskinin saltanatını içten içe sarsar ve an gelir eskiyen ve çürüyen bir nova gibi patlar, buharlaşır ve yeni olan eskinin rahminden filizlenerek ortaya çıkar. Hayatı yeniden ve yeniden yaratmak,çürüyenin yerine yenisini koymak, tarih babanın ilkesidir. 
Beş yüz yıllık batı ”uygarlığı” çöküyor. Asya önümüzdeki yakın süreçte altın çağını yaşayacak. O nedenle bu gün AB ve  ABD Asya’nın kalbine inmek için büyük mücadeleler veriyorlar. Türkiye jeostratejik ve jeopolitik olarak, boraks ve diğer kaynakların kontrolü mücadelesinin merkezinde olup devleti dağıtılmak, milleti dağıtılmak, milli ekonomisi çökertilmek, özcesi milli olan ne varsa yok edilmek istenmektedir. 
Küresel kapitalizm insanlığın geleceğini temsil etmiyor. Yoksulla zengin arasındaki uçurum özellikle son yıllarda daha da  büyümüş, yüzyılın politikasını büyüme değil gerileme ve çözülme belirlemiştir. Şiddetin tarihin sürekli olgularından biri olması, insan gerçekliğinin ve çabalarının sürekli çatışıyor olmasındandır. İçinden geçmekte olduğumuz süreçte bir çok çelişki ve çatışma ön plana çıkmaktadır, süreç değişmedikçe bu çelişki ve çatışmaların merkezi de yer değişmeyecek ve ülkemiz doğal olarak bu çelişkilerin hep merkezinde olacaktır. Küresel güç odaklarının mücadelesi tamamen batıdan doğuya kaymıştır. Irak çok büyük bir laboratuar ve örnektir ve o coğrafyada tarihin en büyük sınavlarından biri veriliyor. Bütün bölge ülkeleri insanlığın bu büyük sınavından çok şeyler öğreniyor, ders çıkarıyor. Mazlumlar dünyasının insanı  tarihin lokomotif gücü olarak tarihi ileriye taşımaya hep devam edecektir.

 

Kırık Gölgeler \ Murat SAZAK  


 
kırık gölgeler
…………………düşötesi zaman kıvrımı
ve yazısı alnın
…………………iklimsizlik mevsiminde
ruh
……

…………………gece, zülmetin hürriyeti
başlar işgâle
…………………süpürür gölgeleri
karanlığa

……

 

Çocuk ve Aile / Recep ÖĞÜTÇÜ 

Çocuk dediğimiz zaman ailenin en masum, en temiz ve en tatlı üyesi akla gelir. Korunması ve işlenmesi gereken bir cevherdir çocuk. Sadece ailenin değildir o. Bütün bir toplumun sorumluluğundadır çocuk. Çocukları psikolojik ve biyolojik olarak sağlıklı yetiştirmek, eğitimli bireyler olarak büyütmek, toplumun geleceğine yatırım yapmaktır. Daha doğrusu çocukların sağlığıyla toplumun sağlığı doğru orantılıdır. Çocuk sevgidir, çocuk gelecektir, çocuk güvendir, çocuk zenginliktir.  
Özellikle aileler için çocuk, sevginin ve şefkatin odağıdır, ailenin çimentosudur. Aile bu çimentoyla sağlamlaşır ve ayakta kalır. Çocuk aile için moral, huzur ve güven kaynağıdır. Çocuksuz evde bir şeyler eksiktir. Yemekler onunla tatlanır, sofralar onunla şenlenir, evler onunla bereketlenir.  
Çocuğu doğurup sokağa salmak hüner değildir. Sahipsiz, sağlıksız ve eğitimsiz büyüyen bir çocuk ilerde toplum için ve ailesi için problem haline gelir. Günümüzde adliyeleri ve emniyeti meşgul eden bu tür çocuklardır. Şu halde çocuklar evlerimizin içinde kullandığımız cansız birer eşya değildir. Gözü kulağı, gönlü kalbi hafızası, iradesi ve duyguları olan, her zaman bizleri bir kamera gibi çeken, Allah’ın emanet kullarıdır. 
Arabamızın boyasına evimizin mobilyasına verdiğimiz önemi ve özeni çocuklarımıza da gösteriyor muyuz? Onların nasihatten çok, güzel örneğe ihtiyaçları olduğunu biliyor muyuz? Sokrat’ın dediği gibi öküzümüze yani hayvanımıza verdiğimiz eğitimi çocuklarımıza da verme gereği duyuyor muyuz? Bu sorularla kendimizi hergün sorgulamalı, çocuklarımız hakkında sorumluluğumuzun çok büyük olduğunu unutmamalıyız.