İlettikleriniz…
KARAOĞLAN’ın Ardından / Mehmet CANDAN
Yıl 1970’ler , o zamanlar ilkokul ‘dayım .. yaşımız gereği pek siyaset ile ilgilenemiyoruz.. Hafta içi okul.. hafta sonları futbol oynayabilmek için .sabah erkenden diğer çocuklardan önce gidip saha kapmacalar… günler öyle gelip geçiyor.. .
Ortaokul yıllarından itibaren.. babamın, yaz tatilini iyi değerlendirebilmek için.. beni de yanında fabrikaya götürmesi.. hatta o yıllarda ilk ssk kartımın çıkması.. benimde siyaset ile yakınlaşmamı sağladı…
İşçi sınıfının maskotu idim.. öğle tatillerinde.. bana çay ısmarlayan.. hem SAĞ kesim .. Hem SOL kesim.. hepsi benim değer verdiğim ağabeylerim idi… hepsinden Allah razı olsun.. o yıllarda.. daha senin yaşın küçük diyerek beni siyasetin o olumsuz koşullarından hep uzak tuttular… Sanki.. oynanan oyunların dönen dolapların hepsi farkındaydı da.. ellerinden bir şey gelmiyordu…
Lise yıllarım.. Sol kesime yakınlık duyuşum.. ama bir yerlerde eksik bir şeyler hissedişim…
Mezuniyetim sonunda.. memurluk ile tanışmam.. dolayısıyla.. Devlet ile yakınlaşmam.. Görevim gereği , her siyasi görüşe saygı duyarak geçirdiğim 25 yıl….
Sanırım Karaoğlan’a ilk oyum, memuriyetimim ilk yılları idi… O bizim için bir Kahramandı.. 1974’te TV’nin karşısından ayrılmıyorduk.. Yavru vatandan bir haber alabilmek için.. Pür dikkat izliyorduk.. O yıllarda bize vatan sevgisini o kadar güzel aşılamıştı ki!
Memuriyet yıllarımda.. yanlış giden bir şeyler olduğunu sorgulamaya başladım, yanlış bir şeylerin olduğunu herkes biliyordu da.. kimse bu yanlışları söylemeye.. cesaret edemiyordu..
Belki de bu yanlışlar.. bize tamamen dış ülkelerden ithal ediliyordu.. Darbeler ile.. ABD ‘nin baskıcı gücü ile.. kimse bu yanlışları düzeltmeye cesaret edemiyordu..
Geçenlerde Sayın Süleyman Demirel’in bir sözü.. vardı.;. gazeteci.. soruyordu..
Sayın Ecevit ile son yıllarda çok iyi bir uyum içersindeydiniz.. keşke bunu 1980 öncesi yapabilseydiniz!.. Sayın Demirel’in cevabı ise şu oldu…
‘’o zamanın şartları onu gerektirdi..
bu cevabın içinde çok şey gizlidir.. aslında.. sayın Demirel’inde.. Bu şartların Türk milletinin kendi iradesi ile gelişmediğini ..bildiğini anlatmaktadır….
Merhum Ecevit’in belki siyasi hataları olabilir.. bazı yanlış kararlar vermiş olabilir..
Ama onu, dürüst bir insan ,vatansever bir insan olarak iyi irdelememiz gerekir..
Siyasetimizin.. tamamen para’ya endekslendiği.. siyasetin sermaye çevreleri tarafından belirlendiği bir zamanda… o dimdik .. fikirleri ile.. düşünceleri ile.. ayakta durdu.. hiç kimseden menfaat karşılığı.. bir şey talep etmedi.. Tamamen HALK tarafından benimsendi… Halk tarafından iktidara getirildi..
Kendiside son yıllarında.. 1980 öncesinin yaşanmasından çok büyük üzüntü duymaktaydı..
Aynı vatan ..aynı millet .. aynı bayrak için.. o günlerin niçin yaşandığını.. sorguluyordu..
Her ne kadar , onun partisinden olmasamda. Onun ülke ,vatan ,bayrak sevgisini.. Dürüst bir devlet adamı oluşunu… her zaman saygı ile hatırlayacağız..
GÜLE GÜLE KARAOĞLAN.
Yalnız İnsan \ Damla AKARSU
Gitgide yalnızlaşıyoruz. Çağdaşlaşmayı, teknolojik gelişmeleri ve bilgi artışını, birbirimizden koparcasına yaşamanın bedeli bu olsa gerek. Tabii bir de ; hayatı iliklerimizde hissetmekte beceriksizleştikçe artan kaygılarımızı, kendimize ve çevremizdekilere bir şeylerden sakınırcasına yaşatmanın bedeli.
İnsanın sosyal bir varlık olduğu bir çoğumuzun diline takılmış bir gerçek ; fakat bireysellik ve birliktelik olguları doğru anlaşılmadıkça elde edilecek şey ; sadece bir parça yalnızlık ve yetersizlik duyguları olacaktır.
İnsanların düşünme şeklinin giderek karmaşık bir hal alması, bilgisinin artması daha kompleks kaygılara sebep olmakta ; bu da onları yaşamdan ve birbirlerinden uzaklaştırmaktadır. Oysa entelektualizm doğru kullanıldığında bizlere yepyeni ufuklar açabilmekte ve sığlıktan kaynaklanan indirgeyişleri önleyebilmektedir ; her ne kadar düşünce düzeyinde bilmekle, söz konusu olguyu yaşamanın farklı olduğu göz önünde bulundurulmalıysa da.
İşte kalabalıklarla bile yalnız olmanın tarihi, böyle süreçler içeriyor kanımca. Geriye elimizde bir tek şey kalıyor : Kendi içinde sıkışmış insanımızın kaderi, yalnızlık.
Ortanın solu / Emre Mutlu
İlk İsmet İnönü tarafından ortaya atılan bu fikri benimseyip onunla özdeşleşmiş bir isim yarım yüzyıl boyunca Türkiye siyasetine damgasını vurmuştur..Elli yıl içinde bir çok proje hazırlanmış, bakanlık dönemlerinde işçiler için zamanın şartlarına göre muntazam yasalar çıkarılmış. Hatta bir işçi bunu şöyle açıklamıştır : ”Bize o kadar çok haklar verdi ki hala ala ala bitiremediler.”
Uygulamaya çalıştığı köy-kent , kooperatifçilik gibi çalışmalarla hem ülkenin bütünsel kalkınmasını tasarlamış hem de özel mülkiyet anlayışını reddetmiştir.Türkiye solunu büyük bir atağa kaldırarak o zamana kadar ki en büyük oy patlamasını yaşatmıştır. ”Halkçı Ecevit” yakıştırması hem onun siyasi kimliğine hem de özel yaşantısına itafen verilmişti.Çünkü o ve eşi her daim 17 yıllık giysilerini giyecek kadar mütevazı, insanları rahatsız edecek kadar saygın, hiç yalan söylemeyecek kadar dürüst, kendi elleriyle habercilere çay götürüp kendisine bardak kalmadığı için çay içmeyecek kadar da büyük kalpliydi. ”Halkçı Ecevit” in oluşumunda özel yaşamının da önemi büyüktü.
Aslında üç keskin bir çizgi ile siyasi fikirleri ortaya seren üç olayla Karaoğlan’ın yorumunu kavranmaya çalışılabilir .Nedir o üç önemli olay ?
1) Cumhuriyet Halk Partisi-Milli Selamet Partisi koalisyonu
2) Haşhaş ekimi kararı
3) Kıbrıs Barış Harekatı
Bu üç olaya objektif bir bakış attığımızda aslında Ecevit’in 80 öncesi sosyal demokrat kimliğinin hangi fikirlere dayalı olduğunu, neyi amaçladığını net bir şekilde anlayabiliriz.
CHP- MSP KOALİSYONU
14 Ekim 1973 yaklaşıyordu. 1 yıl önce parti başkanı olan Ecevit için bu seçimler oldukça önemliydi.Mitinglerde katılımda önemli artışlar olmuş,halk Ecevit’e inanır olmuştu. Güçlü de bir rakibi vardı. AP de çok iddialıydı bu seçimlerde. İşte bu seçimler Ecevit’in kendini ispatlama seçimleri olacaktı.Bülent Ecevit başarmıştı. 14 Ekim 1973 seçimlerinde yüzde 33.3′lük oy oranıyla 185 milletvekili çıkaran CHP, tarihinde ilk kez doğrudan halkın oylarıyla iktidar adayı oluyordu.(CHP %33.3,AP % 29.82,DP %11.89,MSP %11.80,MHP% 3.38,MP% 0.58,TBP %1.14,CGP %5,26) Bir önceki seçime göre CHP oylarını yüzde 5.9 artırmış, kırsal alanda gerilerken kentlerde adeta oy patlaması sağlamıştır.
Gerçi CHP, seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştı ama aldığı oylar tek başına iktidar olmasına da yetmemişti.Ecevit’in 27 Ekim’de hükümeti kurmakla görevlendirilmesinden sonra, MSP ile ortaklık için sürdürülen çalışmalar sonuçsuz kalmıştır. Böylece Ecevit’in uzun mücadelelerden sonra kazandığı ilk başbakanlığı daha parlamentonun onayına varamadan sona ermiştir.Bunun üzerine sıra Süleyman Demirel’dedir.Hükümeti kurmakla görevlendirilen Süleyman Demirel’de başarısızlığa uğrayınca CHP-MSP koalisyonu kaçınılmaz olmuştur.Ecevit bu konuda şöyle bahseder :
“ İlk olarak Adalet Partisi ile bir görüşme yaptım.Aslında Türkiye’nin zirvesindeki bu iki partinin koalisyonu olumlu olacak görüşündeydim.Ülkede artan terör olaylarına ve ekonomik bunalıma çare olabilirdi. Ancak AP ile uzlaşamayınca zorunlu olarak MSP koalisyonu oluşturduk.”
Oluşan CHP-MSP koalisyonunun bildirgesi şöyle idi : “Geniş halk topluluklarını yoksullaştırmak ve sömürmek yoluyla sermaye birikimini hızlandırma ve tekelci sermaye gruplarının elinde yoğunlaştırma amacını güden bu çağdışı ekonomi anlayışı yerine kalkınma modeli olarak, Köylü kooperatiflerinin, sosyal güvenlik ve yardımlaşma kurumlarının, sendikaların, yurtdışındaki işçi ortaklıklarının ve benzeri halk ortaklıklarının girişimlerinden oluşan sektör” öneriliyordu.Yabancı sermayeye sınırlama getirileceği vaat ediliyordu.
Demokratik alandaki vaatler ise şöyleydi: “DGM’lerin işçi haklarını ve sendikacılığını tehdit etmesinin önlenmesi, memur sendikalarının yeniden kurulması, tarım iş kanunun derhal çıkarılması, kıdem tazminatının bir yıla yarım aylık yerine, bir yıla bir aylık düzenden hesaplanması, işsizlik sigortasının kurulması, toplu sözleşme yetkisi için işçi referandumu uygulanması, KİT’leri doğrudan doğruya çalışanların yönetmesi, sosyal güvenlikten yoksun ev kadınlarının sosyal sigortadan yararlandırılması, kadınların daha erken yaşta emekli olabilmesi…“Koalisyonun uzlaşı programında dikkat çeken belli başlı maddeler şunlardır: ”Kooperatifçilik hareketinin desteklenmesi ve kooperatif bankasının kurulması, küçük ve orta boy sanayi işletmeleri güçlendirecek bir politika gütmek, stratejik madenlerin hukuk kuralları içinde devletleştirilmesi, Köykentlerin kurulması, ilk ve orta okullara zorunlu ahlak dersleri konulması…”
Ecevit, MSP ile ortaklığın; dindarlıkla laikliğin ve dindarlıkla ‘özellikle ekonomik alandaki ilericiliğin’ çeliştiği yolundaki ‘tarihsel yanılgı’yı gidereceği iddiasındadır… Kağıt üzerinde birbirine yaklaşmak için ödün verilmesine karşın daha ilk aylardan itibaren anlaşmazlıklar patlak vermeye başlar. TCK’nın 163. maddesini kaldırmakta ısrar eden MSP, Meclis’te 141 ve 142′nin kapsam dışında tutulması için oy kullanır. Çatışma ancak Anayasa Mahkemesi’nce çözülür. MSP, protokolde yer alan 18 yaşa oy hakkı için de benzer bir tutum içine girer ve bunu seçim yasasında yapılmasını istediği bütün değişikliklerin gerçekleşmesi koşuluna bağlar.
Koalisyon içindeki bağlar giderek kopmaya ,bağlayıcı unsurlar parçalanmaya başlar.Aslında bu kesim ile hiç bir ortaklık yapılmaması gerektiğini gözler önüne seren bir deneyimdir bu Ecevit için.Özellikle Kıbırs olayındaki ayrılık büyük çatlamaya neden olur.Karaoğlan bu harekatı hep bir barış harekatı olarak gömüştür oysa Erbakan bunu “İslami Cihad”la birleştirip tüm adanın işgalini ve Rumların sürülmesini ister. İşte Erbakan’ın bu yersiz ve oldukça tutarsız olan görüşü artık bardağı iyice taşırmıştır. MSP’nin son gelişmeleri dikkate almadan, hükümet içindeki çatışma noktalarını körüklemesi karşısında Ecevit, 18 Eylül 1974′te hükümetten istifa eder.
HAŞHAŞ EKİMİ KARARI
12 mart 1971 muhtırasından sonra CHP’den ayrılmak koşulu ile hükümeti kurmakla görevlendirilen Nihat Erim’in kurduğu hükümet istifa etti. Bunun üzerine bir hükümet daha kurmakla görevlendirildi.22 Mayıs 1972′ye kadar iş başında kalan bu hükümetin aldığı haşhaş ekimini yasaklayan karar gündem oluşturmuştu. Bu kararı almasını isteyen Amerika hükümet üzerinde baskısını artırınca bir Çok kişiyi işsiz bırakacak ve önemli bir gideri azaltacak bir yasa devreye girdi ve haşhaş ekimi yasaklandı. Bazı çevreler için bu olay Adnan Menderes’le başlayan batı bloğuna yakınlaşmayı doruğa çıkaran bir karar olmuştu. Artık Türkiye, ABD isteği üzerine karar çıkarır olmuştu ve bu ilk değildi.
1974’te hükümeti devralan Bülent Ecevit, bu yasa ile ilgili demeçler vermeye başladı. Bu tutumu ABD tarafından sert biçimde eleştiriliyordu.Hatta ortaya çıkan Amerika mesajı bunu cok iyi ispatlar nitelikte idi : ”Haşhaş tarlalarını bombalarız.”
Ecevit dik duruşunu bu mesaja rağmen sürdürdü.Hep dediği gibi o gücünü halktan alıyordu. Haşhaş yasağı,yasa dışı kullanımı önleyici önlemler alınarak kaldırıldı.Bu Karaoğlan’ın ABD’ye ilk meydan okumasıydı.Ne bombalanma tehditi ne de siyasi tehditler onu Türkiye’nin menfaatini zedeleyecek bir tutumda bulunmasına neden olamadı. İşte bu duruşu halkı tarafından büyük bir sempati ile karşılanırken,Amerikalıların ”Gölge etme başka ihsan istemem”diyen Ecevit’e her zaman soğuk durdular,kuşkuyla yaklaştılar.
Aslında Ecevit’in son hükümetinin başarısızlığının bir nedeni olarak da Amerikalıların anti-Amerikancı bir başbakan istememesi olarak da gösterilebilir.İşte Karaoğlan’ın ABD karşısında ki bu duruşu siyasi kişiliğinde önemli bir vurgu oluşturuyordu.
KIBRIS BARIŞ HAREKATI
Oldukça gergin bir dönemde Ecevit hükümetinin verdiği kararlar Amerika’yı oldukça kızdırmıştı.İlişkiler soğumuş, Amerikan tehditleri artmıştı..Ancak Kıbrıs yarım adasında da büyük bir kriz yaşanıyordu.O bölgede yaşayan Türk halkı huzurlu değildi.Avrupa ve Amerika bu durumdan rahatsız olmadığı gibi kesin bir dille Türkiye askerlerinin o topraklara çıkmasını reddediyor hatta orasının Rumlara ait olduğunu düşünüyorlardı.
Ecevit’in önünde iki şık vardı:
a)Kıbrıs’a bir çıkarma yapılacak ve halkın güvenliği sağlanacaktı;ancak bu Amerika ile olan bağları açık bir şekilde riske sokardı ve tehlikeliydi
b)Dış baskıların sözü dinlenecek Kıbrıs halkı hiçe sayılıp oradan göç ettirilmesine yada halka karşı zor kullanılmasına seyirci olunacaktı. Bunun sonucunda ise siyasi bir kriz patlak verecekti.
Bu iki şık o zaman ki Türkiye için birbirinden zor iki karardı. Ecevit ve hükümeti kararı derin derin düşünüyorlardı.Sonra bir gün bir uçağın içinde Orhan Birgit, Ecevit’e yaklaştı. ”Ne yapacağız?” dedi. Karaoğlan karar vermişti. Birgit’e döndü pek de rahat olmayan konuşmasıyla ”Yarın askerleri toplayacağız,eğer ordu hazırsa Kıbrıs’a gidecegiz.”dedi.Sır gibi saklanan bu karar toplantıda da onay alınca Türk askeri bütün siyasi risklere karşı,halkı korumak için kimileri için emperyalizme karşı yapılan,kimileri için işgal sayılan Kıbrıs Barış Harekatına başladı.
20 TEMMUZ 1974
20 Temmuz 1974 sabahı, Türk uçaklarının bombardımanından sonra, saat 06.15 den itibaren, hava indirme ve uçarbirlik harekatı ile Hava İndirme ve Komando Tugayları Gönyeli ve Kırnı bölgelerine indirilmeye başlanmış, Mersin’den Ertuğrul gemisi ve 33 çıkarma gemisi ile donanmanın koruması altında hareket eden Çakmak Özel Kuvveti de komanda birliklerimizle eş zamanlı olarak Girne’nin batısında dar ve sığ bir plaj olan Pladini (Karaoğlanoğlu) plajına, uçaklarımızın ve deniz topçusunun desteğinde çıkmaya başlamıştı.
İlerleyen günlerde harekat devam etti.Sonunda BM Güvenlik Konseyi’nin 20 Temmuz 1974 günü aldığı 353 sayılı karara uyarak, üç garantör devlet olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; Kıbrıs’ta barışı ve anayasal düzeni yeniden kurmak amacıyla 25 Temmuz’da Cenevre’de görüşmelere başladılar.30 Temmuz’a kadar devam eden bu görüşmelerde; tarafların 8 Ağustos’ta, Cenevre’de tekrar toplanmaları kararı alındı. Bu görüşmeler sonucu yayınlanan “Cenevre Deklarasyon”u ile taraflar; Kıbrıs’ta ayrı iki otonom yönetiminin mevcut olduğunu kabul etmişler, Otonom Türk ve Rum toplumlarının federal bir devlet çatısı altında bir ortak yönetim kurmalarını beyan etmişlerdi.
İlan edilen ateşkesten sonra, mevcudu 40.000’ni bulan Türk birlikleri oldukça dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Birliklerin uzun süre bu dar bölgede bekletilmeleri emniyetleri açısından uygun değildi. Ateşkes ile birlikte Türk birliklerinin ilerleyişlerini durdurmaları üzerine adanın her yanındaki binlerce Türk, Rumlar tarafından kuşatılmış, Rumlar Türk köylerindeki savunmasız çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştü.
Bu olaylar patlak verince yeni bir harekat kararı çıktı hükümetten.15 ve 16 Ağustos’ta doğu ve batı istikametlerinde ileri harekatına devam eden birlikler Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen kontrol altına almışlardır.
Bu noktada Erbakan’ın Ecevit’e baskıları oldu.Bu çıkarma Erbakan’a göre bir cihad hareketiydi.Bütün Kıbrıs işgal edilmeliydi ve sadece müslüman kesim ada üzerinde bırakılmalıydı.Ecevit bu baskıya kulak asmadı.Çünkü o bu harekatı bir barış harekatı olarak nitelendiriyordu ve ona göre artık ordu görevini yapmıştı.
13 Şubat 1975′te Kıbrıs Türk Federe Devlet’i kuruldu.Bu olay Türkiye tarihine damgasını vururken hem çok eleştirildi hem de çok desteklendi. Kimilerinin işgal dediği harekat sonucu orada yaşayan Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığı ve güvenliği sağlandı.Asıl önemli olan ortam bu kadar gerginken bu kararı vermenin zorluğu içinde günlerce düşünen, bunun uygulanması sağlayan Ecevit’in sergilediği tutumdu.
Bülent Ecevit,yarım yüzyıl siyasete damgasını vurdu.Büyük bir çoğunluk 1980 darbesinden sonra herkesin değiştiği gibi onun da değiştiğini ileri sürdü. Ben de bu kanıdayım. Ancak 1980 öncesinde Bülent Ecevit’in ”Halkçı Ecevit”, ”Kıbrıs Fatihi” gibi isimlerle anılmasını sağlayan projeleri,girişimleri,siyaseti bu üç çizgi de incelendiğinde Ecevit kendi tabiriyle ortanın solu hareketlerini gerçekleştirdi. Öyle zamanlar oldu ki dağ taş KARAOĞLAN yazıyordu.Ancak Ecevit bir kitleyi arkasına almayı unutmuştu :”Gerçek devrimci solu”..
Kimilerine göre Ecevit bu kesimi de arkasına alabilseydi Türkiye tarihinde ikinci bir devrim gerçekleşebilirdi. Ancak o birleşmek yerine birleşmemeyi istedi, kendine göre geçerli nedenleri vardı ama sola da büyük darbe vurdu.
Tüm bunlara rağmen halkı, onu cenazesinde hep görmek istediği Karaoglan şekliyle uğurladı. ”Halkçı Ecevit”
Kaynak
http://dosyalar.hurriyet.com.tr/ecevit/default.asp
SANAT, SİYASET İÇİN MİDİR ? / Kâni BIYIK
Orhan Pamuk ve Nobel edebiyat ödülü tartışmaları edebiyat camiamızı ikiye böldü. Siyaset bir kez daha sanatı lekeledi.Kimse bunun idrakinde değil ama kazanan yine ideolojiler ve kutuplaşmalar oldu. Bir vatandaş olarak ben sanatçılarımıza şu soruyu sormak istiyorum. Ne için varsınız ?
Ödül almak iyi bir sanatçı olduğunuz anlamına gelmez.İsveç bilimler akademisi dünyada sanat konusunda tek otorite olmadığı gibi, Nobel ödülü de dünyanın en önemli şeyi değildir.
Birçoğumuzun lise yıllarından aşina olduğu, ‘’sanat sanat için midir yoksa toplum için mi” tartışmasına çağımızda yeni bir boyut kazandı. Sanat siyaset için ”kullanılmalı mıdır” ?! Efendim biz de bir yarışma ve ödül töreni düzenleyip Ermeni meselesinde bizi destekleyen yabancı bir yazara bu ödülü verelim diyenler neye hizmet ettiklerinin farkındalar mı? Cezayir katliamı yıllarca sürerken sesimizi çıkarmayıp şimdi bu meseleyi ”kullanmak” için çocuksu heyecanlarla hareket eden siyasetçilerimize ne demeli. Kabul edelim ki edebiyat camiamız , dış işleri ve hükümetimiz bu süreçte fena halde oyuna gelmiş, ve başarısız olmuştur.
Şahsi fikrim şu ki toplum olmadan sanatın da bir anlamı yoktur. Dolayısıyla Sanatçı onu baş tacı eden yada eleştiren milletine karşı bir sorumluluk taşımalıdır; çünkü milleti sanatçının varoluş nedenidir.
Sanatçı sadece duygu ve düşünce dünyamıza yeni ufuklar açan sanat eserleri vermekle sınırlı kalamaz. Sanatçı sanatını icra ederken yaşadığı toplumun sorunlarının çözülmesi için ön ayak olmalı çözüme yönelik her hareketi desteklemelidir. Orhan Pamuk acaba Greenpeace konusunda ne düşünür ? Greenpeace’ i destekleyen bir açıklama yapmış mıdır? Onlara herhangi bir eylemlerinde destek vermiş midir? Orhan Pamuk ülkesinin Sokak çocukları için ne yapmıştır ? Orhan Pamuk Afrika’da açlıktan ölen insanlar için derin kaygılar duymakta mıdır ? Acaba İsrail’de bombalara yazı yazan çocuklar konusunda bir iki satır karalamış mıdır …?
Sanatçılarımıza varoluş nedenlerini öğretecek değilim .Ama bu kısır tartışmalar neticesinde bu yazıyı yazmayı görev bildim. Belki biraz olsun etkisi olur da yozlaşmış siyasetten uzaklaşıp insanlık için, ülkemiz için faydalı çalışmalar yapmaya yönelirler. Neden olmasın !

2006/12 |