İnadına Banu Avar / Özge KURTULAN
Çifte standartlar bir kez daha kendini gösterdi. Banu Avar’ın TRT’deki programına soruşturma açıldı. İsterseniz öncelikle konuyu bilmeyenler için özetleyelim. 11 Aralık 2006 tarihinde yayınlanan Banu Avar’ın hazırlayıp sunduğu “Sınırlar Arasında” programı “İsveç’in Nobel’i” konuluydu. Programda İsveç ekonomisinin ve Nobel Ödülleri’nin finansal kaynağının silah ticaretine dayandığı anlatıldı. Bunun yanı sıra İsveç’te basın ve düşünce özgürlüğünün olmadığı, ülkede Kürtçe yayın yapılmasına karşın Türkçe yayın yapılmaması gibi ilginç konularda ilgi çekici röportajlar yer aldı. Programın yayınlanmasının ertesinde İsveç Büyükelçiliği Türkiye’ye diplomatik baskı uyguladı ve programın tekrarının yayınlanmasını engellemeye çalıştı. Banu Avar ve TRT arasındaki sözleşme nedeniyle programın tekrarı yayınlandı. Ancak gerek Banu Avar gerekse söz konusu program, Avrupa ve AB hayranı pek çok basın mensubu ve yazar tarafından bir nevi linçe maruz kaldı. TCK’nin 216’ncı maddesinden yargılanmasını isteyenler oldu.
Peki, nerede basın özgürlüğü, nerede düşünce özgürlüğü? İsveç Büyükelçisi bu tavrıyla, Banu Avar’ın da ortaya koyduğu üzere, ülkesindeki basın özgürlüğü sorununu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’de ise düşünce ve basın özgürlüğü, iplerini Avrupa’nın tuttuğu bir avuç elit kuklanın elinde… Hamur gibi yoğrulup, oynanıyor. Üç kuruşluk (elbette çok daha fazla) menfaatlerin yolunda satılan fikirler özgür kılınırken, halkın sesi susturuluyor.
Çünkü… “Halk düşünemez, cahildir… Bu nedenle onları ‘eğitip’ yönlendirecek elit özgür kılınmalı, halk susturulmalıdır.” Jakoben anlayış, maalesef hala devam ediyor… Avrupa, tüm yanlışlarıyla bize dayatılmaya çalışılıyor. Ve bir “aynılaştırma projesi” yürütülüyor. “İdeal” olan Avrupa’nın her yaptığı alkışlanırken, onların karşısında olan yuhalanıyor. AB yolu “tek yol” gibi gösterilip diğer yollar “çıkmaz yol” olarak damgalanıyor. Halka, AB üyeliğinin sekteye uğraması ihtimali bir felaket haberiymiş gibi verilip, halk korkutuluyor. Böylelikle korkutulan ve sindirilen halk tepkisizleşiyor.
Tepki hiç mi yok? Elbette var. Örneğin Nobel Ödülü alan Yazar Orhan Pamuk’un ülkesine geldiğinde halk tarafından karşılanmaması önemli bir tepkidir. Zira Nobel Ödülü tabusu halkın gözünde yıkılmıştır. Nobel Ödülü’nün Türkiye’ye verilmediği, sadece Orhan Pamuk’un şahsına verildiği aşikârdır. Ve bu gerçek, “Avrupa dogması”na tutunmuş bir avuç “elit” dışında herkes tarafından bilinmektedir.
Elitlerden bahsettik. Şimdi biraz da aydınlardan, gerçek aydınlardan bahsedelim. Aydın demek, pembe gözlükler dağıtıp, halka “aydınlık bir tablo” gösteren demek değildir. Aydın demek, halkın önüne ışık tutan demektir. Halkın kendi imkânlarıyla göremediklerini halka gösteren demektir. Söz gelimi, ortada Nasrettin Hoca’nın meşhur fıkrasındaki içi yarıya kadar gübreyle dolu, üstü yoğurtla sıvanmış, yoğurt kutusu vardır. Elidin görevi, bu kovayı halka yoğurt diye yutturmak; aydının görevi ise, fıkradaki deyişle, “fazla karıştırıp” gübreyi ortaya çıkarmaktır. Bu mevzudaki söz konusu gübre, bu çirkin denklemdir: Silah Ticareti(Alfred Nobel’in serveti+İsveç Ekonomisi)=Nobel “Barış” Ödülü. Zira Alfred Nobel’in servetini ve İsveç ekonomisinin gelirlerini “katlayan” silah ticareti, Nobel “Barış” Ödülü’nün finansal kaynağını oluşturmaktadır. İşte Aydın Banu Avar, “İsveç’in Nobel’i” konulu “Sınırlar Arasında” programında bu denklemi ortaya koyarak, pembe tablolarla gösterilen Avrupa’yı biraz “fazla karıştırarak” ardındaki kötü kokan gerçekleri bizlere göstermiştir. Bu arada sansürcü zihniyet ise “fazla karıştırma!” diye bağırmaktadır. Çünkü altından ne çıkacağını gayet iyi bilmektedir.
Aydın Banu Avar’ın da programında yer aldığı üzere “elit” Orhan Pamuk, ABD’nin “Demokrasi Projesi” çerçevesinde oluşturduğu “Uluslararası Yazı Programı”na katılmış ve tıpkı programın amacında belirtildiği gibi “batılı bir anlayışla düşünce şekillendirici” bir yazar olarak vatanına geri dönmüştür. Ancak bu konuda pek de başarılı olduğu söylenemez. Bu başarısızlık Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra havaalanında Orhan Pamuk’un halk tarafından yalnız bırakılmasıyla gözler önüne serilmiştir. Halk, vatanına sırt çeviren kendi deyişiyle “yeteneğini vatana hizmet için harcamayıp”, bir ödül alma ümidine yatırım yapan Orhan Pamuk gibi elitler yerine, inadına, yeteneğini vatana hizmete adayan Banu Avar gibi gerçek aydınların yanında olmuştur. Vatanın selameti için doğru olan tavır da budur!

2006/12 |