Irak Demokrasi / Seha TISOĞLU

 

 

 

Irak Savaşı’nın birinci gününde, 21 Mart 2003′de,Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada bir tek vurgu söz konusuydu: Özgürlük için! Amerikan ordusu ile koalisyon güçleri Irak’ı silahsızlandırarak özgür dünyayı bir tehditten koruyacak ve Irak halkını  özgürlüğüne kavuşturacaktı.(1)

G.W Bush ise ertesi gün yaptığı açıklamada benzer vurguları yapıyor, Irak’ın Saddam rejiminden arındırılmasından, Irak halkının özgürleştirilmesinden ve demokratikleştirilmesinden söz ediyordu.(2)

Özgürlük ve demokrasi nidalarıyla başlayan operasyon Irak’ın kitle imha silahlarının , Saddam’ın cumhuriyet muhafızlarının Irak’ta karış karış aranmasıyla devam etti. Ancak ortada ne yüz binlerce askerden oluştuğu rivayet edilen cumhuriyet muhafızları ne de savaştan önce batı medyası tarafından acaba Londra’yı da vurabilir mi diye yaygaralar kopartılan füzeler vardı. Koalisyon güçleri ciddi bir direnişle karşılaşmadan ve önemli bir kayıp vermeden iki hafta içerisinde Bağdat’a girdi. Bir ay içerisinde ise Saddam rejiminin etkisi kırıldı. G.W. Bush 1 Mayıs 2003 tarihinde Abraham Lincoln uçak gemisinde yaptığı açıklamada şöyle diyordu : ”Irak Savaşı, 11 Eylül 2001′de başlayan ve halen devam eden teröre karşı savaşta bir zafer olmuştur”(3)

G.W. Bush’un ‘’savaş bitti” demesinin üzerinden üç buçuk yıl , Saddam Hüseyin’in yakalanmasının (17 Aralık 2003) üzerinden üç yıl ,  Irak’taki ilk genel seçimin üzerinden ise bir yıl geçmiş bulunmakta. Geçen süre içerisinde görülüyor ki Irak’ın işgalinde ortadan kaybolanlar sadece nükleer silahlar ve cumhuriyet muhafızlari ile sınırlı değil. Savaşın ilk günlerinde sıklıkla dile getirilen Irak halkının özgürleştirilmesi ve Irak’ta demokrasi de kayıplar arasında…

Amerika’nın bulmak istediğini kaybettiğini , kaybetmek istediğini de bulduğunu göz önünde bulundurursak demokrasinin Irak’ta sırra kadem basmasına da şaşmamak gerek. Nükleer silahlar,cumhuriyet muhafızları,savaşın bittiği açıklamaları sadece birkaç basit örnek bu konudaki. Özellikle yönetim biçimi olarak demokrasinin , demos’un yani halkın kendi iradesi ile değil de , kratos’u yani iktidarı(ya da bu noktada kuvveti) elinde bulundurmakta olan bir dış kaynak tarafından tatbik edildiği göz önünde bulundurulduğunda gerçekleşmemesine de şaşmamak gerek.

Irak’da şu anda demokrasi bulunmakta ! Demokrasinin temel araçlarından olan anayasa oluşturulmuş , ”halk iradesi” yapılan seçimler ile  yansıtılmış durumda. Ayrıca istikrarsız ülkelerde sıklıkla görüldüğü üzere Irak’ta da demokrasi , ülkede söz sahibi olan kesimlerin kontrolünde ve hizmetinde. Oluşturulan anayasada ABD ile müttefik sayılabilecek Kürtlerin ayrıcalıklı konumları,bölgelerindeki etkinlikleri ile söz sahibi olan Şiiler ve Amerika’nın Irak özel temsilcisi Zalmay Halilzad’ın ülke üzerindeki etkinliği de bunun Irak’taki ispatı niteliğinde. Kısacası ABD tarafından Irak’a götürülen demokrasi , Amerika’nın getirdikleri ile sınırlı durumda.

Modern demokrasilerde bulunan en önemli öğelerden biri olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Irak anayasasında ismi geçmesine rağmen Irak toprakları üzerinde cisme bürünmemesi de Irak’ta demokrasinin ne kadar ırak olduğunu bizlere gösteriyor. Irak’ta açıkça insan hakları ihlal ediliyor. İşte birkaç örnek:

Madde 2 Herkes; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu Bildirgede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklere sahiptir.

Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında ya da kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu ülke ya da alanın siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım gözetilemez.

Madde 5 Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanamaz.

Madde 6  Herkesin, nerede olursa olsun yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır.

Madde 7 Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunma hakkı vardır. Herkes, bu Bildirgeye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrım kışkırtıcılığına karşı eşit korunma hakkına sahiptir.

Madde 8 Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.

Madde 9 Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.

Madde 10 Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine herhangi bir suç yüklenirken tam bir eşitlikle bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından hakça ve açık bir yargılanmaya hakkı vardır.

Madde 11

1. Kendisine bir suç yüklenen herkesin, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı bir açık yargılanmayla yasaya göre suçluluğu kanıtlanana değin suçsuz sayılma hakkı vardır.
2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem ya da kusurdan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Madde 12 Kimsenin özel yaşamı, ailesi, konutu ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu tür karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır.

Madde 13  1. Herkesin bir Devletin sınırları içinde yer değiştirme ve oturma özgürlüğüne hakkı vardır.
2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve ülkesine dönme hakkına sahiptir.(4)

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde belirlenen ve Birleşmiş Milletler tarafından koruma altına alınan bu haklar , G.W. Bush 1 Mayıs 2003′te savaş sona erdi açıklamasından bu yana binlerce kez ihlal edilmiştir. Ebu Greyb cezaevinde olanlar , yola mayın döşüyorlar diye üzerlerine helikopterden roket atılan tarım işçileri ,  havaya ateş açtıkları gerekçesiyle saldırıya uğrayan düğün sahipleri , Amerikan konvoylarının yakınından yürüyen kişilerin tehdit oluşturduğu gerekçesiyle vurulması ,  hızlı giden araçların taranması , güvenlik gerekçesiyle konutların izinsiz aranması, gözaltılar , taciz ve tecavüz vakaları , . . .  Irak demokrasinin hukuka dayanmayan,eşitliği aykırı ve özgürlükten yoksun ortamının bir kısmı  sadece.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin başlangıç bölümünde şöyle bir ifade mevcuttur : ”İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için insan haklarının hukuk düzeniyle korunması gerektiğini ”. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Irak’ta günümüzde beyannamenin başlangıç bölümünde ifade edilen şartlar oluşmuştur. Irak’taki direniş hareketinin çıkış noktası işgal olsa da direnişin artışındaki asıl neden  oluşan bu şartlardır. Bu şartlara , Irak demokrasisinde var olmayan ;  ülkede  kararların , kararlardan etkilenen kesim olan halk gözardı edilerek ve farklı kesimlerin farklı olanaklara sahip olduğu bir eşitsizlik ortamında ele alındığını eklersek oluşan kan gölünün sebebini de anlamış oluruz.

Irak’ta Baas rejimi sırasındaki mevcut olan huzursuzluklar bugünde sürmekte. Baas rejiminde iktidar azınlık olan Sünnilerin elindeyken bugün Sünniler dışlanmış ,bir önceki rejimin dışlanmışı olan Kürtler ise sahneye çıkmış ,Şiiler ise önemli bir güç haline gelmiş durumda. Farklı gruplar arasında değişen bu dengeler ve bu grupların işgale karşı aldığı değişik tavırlar bu huzursuzlukları körüklemektedir.

Bu sebeple Irak’ın geleceği her geçen gün biraz daha belirsizliğe sürüklenmektedir. Ülkede Amerikan politikalarının iflas etmesi , direnişin Amerikan baskısıyla daha da güçlenmesi ve gruplar arasında artan gerginlik Irak’ın kan gölüne dönmesine neden olmakta. Özellikle son aylarda artan şiddet olayları ajanslara her gün ölen yüzlerce kişinin haberi olarak yansıyor. Irak’ta ölen sivillerin sayısı, 3 bin 590 kişiyle tırmanışa geçtiği Temmuz’dan sonra, Eylül’de bu sayı 3 bin 345 oldu ve Ekim’de 3 bin 709′a yükselmiş durumda.(5)  Saldırılar ise büyük çoğunlukla pazar yerleri gibi merkezi alanları hedef alıyor ve can kayıpları da günde yüzden az olmuyor. Savaştan önce 25 milyon olan nüfus şimdiden 20 milyona düştüğünü düşünürsek Irak’ın nüfusunun önümüzdeki aylarda daha da eriyeceğini öngörebiliriz.

Irak’ta günümüzde altyapı çalışmaları çökmüş , güvenlik ortadan kalkmış , eğitim-sağlık hizmetleri sekteye uğramış durumda. Bir enkaz halini almış olan Irak’ta kemikleşmiş gözüken bu sorunların çözümüne gidilmesi de mümkün görünmüyor. En azından çözüm Amerikalıların elinde değil. Amerika’nın getirdiği demokrasisi Irak’ta işleyemez hale gelmiş durumda.  , askeri açıdan da Amerika tam bir batakta. Direnişlere karşı bir taktik geliştirimezken ; her şehrin kendine özgü direniş  yöntemi olması da sıradan askeri taktikleri yetersiz kılıyor. Amerikan’ın askeri kayıpları herhangi bir çatışmaya girmemesine rağmen artmakta. Geçtiğimiz günlerde Kofi Annan’ın yaptığı ” ABD bir şekilde Irak’ta kapana kısıldı. Ne kalabiliyor ne gidebiliyor ”(6) açıklama da bunun bir yansıması. Uluslararası alanda kabul gören bir gerçek var ki ABD’nin Irak’taki varlığı işlevselliğini yitirmiş durumda. ABD’nin yapması gereken doğru zamanda ve doğru şekilde gitmek. 

Uluslararası kamoyunun burada uygun gördüğü doğru ABD’nin kısmi de olsa istikrarı sağlayıp bölgeyi terk etmesi. Bu ise pek mümkün değil. Kısmi de olsa istikrar oluşmuş bir Irak’tan ne Amerika çekilir ne de mevcut şartlar altında Irak’ta bir istikrar oluşur. Irak demokrasisinin işlemeyeceği çok uzun zamandır bilinen bir gerçek. ABD’nin Irak’tan çekilişinin gerçekleşebilecek en ütopik senaryo direnişin Irak genelinde ,  farklılıklardan bağımsız olarak doğrudan Amerikan hegemonyasına karşı olması sonucunda gerçekleşmesi. En mantıklısı ise Irak’ın bölünmesinden sonra gerçekleşmesi. Bu hem Irak içindeki dinamiklerin işine gelecek , hem de Amerikan’ın bölgedeki çıkarlarını koruyacaktır.

Irak Savaşı’nın birinci gününde 21 Mart 2003′de Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada bir tek vurgu söz konusuydu: Özgürlük için!  Önce özgür dünya sonra özgür Irak için. İşgalin Dünya barışına hiçbir katkı yapmadığı aksine terörizme kaynak oluşturduğu ,  Irak halkının özgürleştirilmesinin ise sadece baştaki diktatörün değiştirilmesi olduğu artık ortada. Özgürlük sadece işgalin paravanı olarak kullanılmış durumda. Şimdi aynı ”özgürlük” Amerika’nın nasıl biz bu bataktan çıkarız planlarının merkezine oturdu. Amerikan’ın önünde ise iki plan var. Ya son bir özgürleştirme taaruzu ya da daha geniş(!) özgürlükler tanıyarak Washington’dan bir kontrol mekanizması… Yapılacak hamlelerden hiçbiri demokrasinin nimetlerinden yararlanarak seçime giden Irak halkının tercihlerini yansıtmayacak. Demokrasinin mekanizmaları bir kez daha Irak halkına karşı işleyecek ve Irak halkının geleceğini ABD ve onunla çıkarları birleşen birkaç grup belirleyecektir. Tıpkı ”Saddam’ın demokrasisi” gibi. Saddam sonrasında da demokrasi Irak halkına epey ırak görünüyor. Ajanslarda son günlerde geçen birkaç haber. Bağdat’ta sokağa çıkma yasağı ,  Pazar yerinde patlama : 143 ölü , Irak’ta 100 bakanlık görevlisi kaçırıldı , Cami ateşe verildi;6 sünni yanarak can verdi , Bağdat’ta 46 ceset bulundu, Iraklı rehineler işkence mi gördü ?…… (8)

Kaynaklar :

1 http://www.whitehouse.gov/news/releases/2003/03/20030321.html
2 http://www.whitehouse.gov/news/releases/2003/03/20030321.html
3 http://www.whitehouse.gov/news/releases/2003/05/20030501-15.html

4 http://www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/iheb.html

5 http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=263002

6 http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=5&haberID=262448
7 http://www.bbc.co.uk/turkish