Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye ve AB \ Türesin ALÇINSOY

 

 

 

KIBRIS : 1571 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Kıbrıs, 1878 (93 harbi ) Osmanlı-Rus Harbi nedeni ile İngiltere’nin desteğini sağlamak ve üs vermek adına İngiliz’lere bırakılmıştır. Üç yüzyılda sorunsuz yaşayan ada halkı bu tarihten itibaren birbirleriyle sorunlar yaşamaya başlamış ve İngilizler Rum tarafını tutarak ada üzerinde Rumların egemenliğini sağlayacak girişimlere ılımlı bakmaya başlamıştır. Bu taraflı tutum karşısında adadan Türkiye’ye ilk göç hareketleri 1914 yılında başlamıştır.

II. Dünya Savaşı’nın ardından 28 şubat 1947 tarihinde Yunan parlamentosu oy birliği ile Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı kararını almış, ABD ve İngiltere’ye üs verilmesi teklifini götürerek o ülkelerin de bu girişimi desteklemeleri istenmiştir. Adanın tek hakim gücü olmak adına da 21 kasım 1949 da Rumlar BM’ye Enosis doğrultusunda başvuruda bulunmuşlardır.

Rumların artan baskısı karşısında 1956 aralık ayında , o zamanın Türkiye DP Hükümeti ve Başbakan Menderes , adanın iki toplumlu ve iki bölgeli taksim esası savunmuştur. Türkiye’ de “ Ya Taksim, Ya Ölüm ” mitingleri düzenlenmiş ve adanın taksimi konusu gündem oluşturmuştur. 1 nisan 1955’te Enosis idealini gerçekleştirmek isteyen EOKA adlı gizli bir Rum örgütünün kurulması bu olayları gündeme taşımıştır.

1960 yılına gelindiğinde Londra ve Zürih anlaşmaları gereğince ada da ; İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde başkanlık sistemi ile idare edilen bağımsız bir Kıbrıs devleti kurulmuştur. İki toplumlu bu devletin başkanı Rum olurken, başkan yardımcısı da Türk  olacaktır.

Adanın Cumhurbaşkanı ve Başpiskopos olan Makarios “Umutlarımız ve emellerimiz Londra ve Zürih antlaşmalarıyla  tamamlanmıştır. ” diyerek, adanın tek hakimi olmak emellerinin gerçekleştirilmesine gayret göstererek Türkler üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştur. Bu baskının neticesi olarak 21 aralık 1963’te “ Kanlı Noel ” olarak bilinen olaylar başlamış ve soykırıma yönelik kıyım başlatılmıştır. 24 aralık 1963’ te 24 Türk’ün canı alınmış, çoluk çocuk demeden toplu ölümlerle  neticelenmiştir. 25 Aralık 1963 günü Türk Jetleri bu kıyımın durdurulması için Lefkoşe semalarında uçarak gerekli uyarılar yapılmıştır. 13 aralık 1964’te Türkiye BM. Güvenlik Konseyi’ne başvurarak adaya barış gücünün gönderilmesi talebinde bulunmuştur. 1 ocak 1964’te Makarios 1960 Londra ve Zürih antlaşmalarını tek taraflı olarak feshettiğini açıklamış ve Rum Milli Muhafız Ordusu adında Rumlardan teşekkül eden bir ordu oluşturmuştur. BM Güvenlik Konseyi , 27 mart 1964 yılında adaya barış gücü göndermiş olmasına rağmen, Rumların türler üzerindeki baskısı devam etmiş, barış gücünün yanlı tutumu bir çare olamamıştır. Makarios’un baskıları neticesi adadaki Türkler göçe zorlanmış, pek çok Türk İngiliz pasaportu ile, İngiltere, Kanada ve Avusturalya ‘ya göç etmek zorunda kalmıştır. 1960 yılları boyunca İngiltere ve ABD Türkiye’nin adaya müdahalesini engellemiştir.

21 nisan 1967’ de Yunanistan da askeri darbe olmuş ve darbe hükümeti Kıbrıs’ın Enosis hayallerini gerçekleştirmek adına Kıbrıs’a daha etkin müdahalelerde bulunarak Makarios’a suikast planları düzenlemiştir. 28 Aralık 1967 tarihinde Geçici Türk Yönetimi kurulmuş ve daha sonra Türk Yönetimi adını alarak direnişe geçmiş ve Türkiye tarafından da desteklenmiştir. İç savaş şeklinde devam eden mücadele 15 temmuz 1974 tarihinde Rum Milli Muhafız Ordusu’na bağlı askerlerin yönetimi ele geçirmesiyle Nikos Sampson’u devlet başkanlığına getirmişlerdir. Bu darbeyle birlikte, Türklere olan baskı ve kıyım daha da hızlanmış ve toplu katliamlar başlamıştır. 20 Temmuz 1974 günü Türkiye’nin adaya asker çıkararak Barış Harekatı’nı başlatması kaçınılmaz olmuştur. 13 şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuş , Rumların buna yanaşmamaları neticesinde de 15 Kasım 1983 günü Kuzey Kıbrıs T.C kurulmuştur.

Artık adada iki devlet vardır. Güneyde Rum Kesimi’ni temsil eden bir devlet ve kuzeyde KKTC hakim durumdadır. KKTC’ne uygulanan yanlı tutumlar ve ambargolar devam ederken , ülkenin uluslararası alanda tanınması konusunda sıkıntılar devam etmektedir.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi ; adanın tek temsilcisi olma düşüncesini sürdürmekte ve uluslar arası yanlı tutumu nedeniyle bu ısrarında inatla sürdürmektedir.Adada istenen her türlü barış çabalarında engel koyan ve ısrarla savunan konumundadır. AB başlangıçta 1959 – 1960 Londra ve Zürih anlaşmaları çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan’ın tam üyeliği gerçekleşmeden Kıbrıs’ın AB’ye üyeliğine karşı çıkmıştır. AB; Kıbrıs Rum Kesimi’ni adanın tek hakimi olarak kabul ettiği anda uluslar arası hukuk ihlal edilir gerekçesiyle Kıbrıs Rum Kesimi’nin üyeliğe kabul etmez görünürken, Yunanistan’ın ısrarları ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin barışa katkıda bulanacağı taahhütleri nedeniyle, 1990 yılındaki AB’ye tam üyelik başvurusu 1993 yılında olumlu görüş olarak kabul edilmiş ve tam üyelik 1988 de başlayıp , 2002 aralık ayında sona eren görüşmelerle 16 Nisan 2003 yılında AB’ye tam üye olmuştur.

 

YUNANİSTAN : 1967 den 1974 yılına kadar iktidarı elinde tutan Yunan cuntacıları ABD ve İngiltere’yi , Türkiye’nin 1974 Barış Harekatı’nın sorumlusu kabul ederek NATO’dan ayrılma kararını vermiştir. 1977 seçimlerini kazanarak gelen Karamanlis hükümeti iktidar olarak Yunanistan’ın tekrar NATO’ya dönüş çabalarını başlatmış, 27 mayıs 1988 de Türk tarafının engel çıkarmaması nedeniyle NATO’ya dönmüştür.
 
Yunanistan 1981 yılında AB üyeliğini elde etmiş, Kıbrıs Rum Kesimini de AB camiası içinde destekleyerek Adanın tek hakimi hüviyetiyle AB üyesi olmasını da sağlamıştır.

 
TÜRKİYE : 1963 yılında başlayan AB macerası 13 kasım 1970 katma protokolle devam ettirilmiş ve bu protokol 1973 yılında yürürlüğe girmiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesi nedeniyle ilişkiler dondurulmuştur.

1979 yılında Yunanistan tam üyelik başvurusu kararı alınmasını sağlarken , o dönemim Başbakanı olan Bülent Ecevit AB’ye tam üyelik düşüncesinden ideolojik nedenlerle rahatsızlık duyarak, Türkiye’nin üstlendiği yükümlülüklerin askıya alınmasını sağlamıştır.

Türkiye AB topluluğuna tam üyelik başvurusunu 14 nisan 1987 tarihinde tekrar yaptı . Topluluk 18 aralık 1989 da cevapladı. Devam eden üyelik çalışmaları istenildiğinden yavaş ilerlerken dönemin Başbakanı Tansu Çiller zamanında tam üyelik kararı beklenmeden Türkiye Gümrük Birliği üyeliğini 6 mart 1995 tarihli topluluk kararı ile kabul etmiş, 1 ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği Üyeliği yürürlüğe girmiştir. Gümrük Birliği’ne giriş ihracatımızı arttırırken , ithalatımızı da daha da yükselterek dış ticaret açıkların Türkiye aleyhine devamlı artmasına da yol açmıştır.

 Gümrük Birliği’ni 1995′te imzaladıktan sonra; 1996 yılı ihracatımız 11 milyar 548 milyon dolar, ithalatımız 33 milyar 138 milyon dolar açığımız 11 milyar 590 milyon dolar olur. 1997′de; ihracatımız 12 milyar 248 milyon dolar, ithalatımız 24 milyar 870 milyon dolar, açığımız 12 milyar 622 milyon dolar olarak gerçekleşir.

1998′de ihracatımız 13 milyar 498, ithalatımız 24 milyar 75 milyon,1999 da; ihracatımız 14 milyar 348 milyon, ithalatımız 21 milyar 416 milyon; 2000′de; ihracatımız 14 milyar 352 milyon, ithalatımız 26 milyar 388 milyon; 2001′de ihracatımız 16 milyar 78 milyon, ithalatımız 18 milyar 59 milyon ve 2002 yılının ilk 8 ayı verilerine göre de; ihracatımız 16 milyar 348 milyon, ithalatımız 22 milyar, 396 milyon dolar olmuştur.

Kısacası; rakamlar, ithalatımızın ihracatımızdan her yıl fazla olduğunu ve Gümrük Birliği’ne girdiğimizden bu yana toplam dış ticaret açığımızın tam 70 milyar doları bulduğunu göstermektedir.

AK Parti hükümetiyle hızlanan AB ilişkileri 70- 80 bin sayfalık dayatmalarla devam etmekte, çeşitli konulardaki başlıklar halinde süren görüşmeler , Kıbrıs sorunu nedeniyle bazı başlıkların dondurulması gündeme gelmektedir. Kıbrıs ve Yunanistan’ın AB’deki dayatmalarının uzantısı olarak görüşmelerin askıya alınması gibi konulara yer verilmektedir.

AB’nin en büyük ortaklarından Almanya ve Fransa , Türkiye için 2. sınıf imtiyazlı ortaklığı savunarak bu görüşlerini AB topluluğuna kabul ettirme çabaları içerisindedirler. Türkiye halkının çoğunluğunun Müslüman olması, Hıristiyan topluluğu görünümü veren bu topluluğa Türkiye’nin üyeliğini zorlaştırmaktadır. Gümrük Birliği’ ne koşulsuz üyeliğimiz onları cesaretlendirmekte ve Türkiye’yi AB’nin arka bahçesi olarak görme arzularını teşvik etmektedir. AB, Türkiye ve KKTC konusunda ki destek ve yardım taahhütlerini sürekli askıya alırken Türkiye ve KKTC hakkındaki yanlı ve olumsuz tutumunu kararlılıkla sürdürmektedir.

Türkiye olarak ; AB’ ye olan üyeliğimiz gerçekleşinceye kadar Gümrük Birliği üyeliğinin dondurulmasında yarar vardır.