Stalinizmin Marksist Tahlili \ Özgür MUTLU

 

 

 

Bugünlerde kendilerini “sosyalist” olarak tanımlayan kişiler, genel anlamıyla Stalinizmi savunmakta ve bu düşünceyle Marksistlere karşı gelmektedirler. Yanlış olan ise, Stalinizmi savunan kişilerin, kendilerini “Marksist” veya “sosyalist” olarak tanıtmasıdır. Elbette bu kişiler Marksist veya sosyalist falan değillerdir. Bu kişiler, Stalin’in kendi çıkarları için çarpıttığı sosyalizmin temsilcileridir. Stalinizme göz atmadan önce, konuyu basite indirgeyerek gerçek sosyalizmin ne olduğunu çözümlemekte yarar var.

 

1) Sosyalist Toplum Yapısına Giriş

Marx, toplum yapılarının tarihsel tahlilini yaparken, her birinde farklı üretim tarzlarının egemen olduğunu söyleyerek bize 5 toplum yapısından söz eder. Bunlar sırasıyla; ilkel komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalist toplum ve son olarak da komünist toplumdur. Marx, komünist toplumu alt ve üst evrelerine ayırır. Sosyalizmde bu aşamadan sonra devreye girmektedir.

Marx, komünist toplumun alt ve üst evrelerini ayırarak komünizmin alt evresini ifade eden bir “sosyalist” toplumdan bahseder. Sosyalist toplumda kapitalizmin yıkılmış olacağını ve buna bağlı olarak -sorunlar tamamıyla kalkmasa da- insanın insanı sömürmesinin son bulacağını söylemektedir.

 

a) Sosyalizm Ancak Dünya Çapında Gerçekleşebilir

Proleteryanın zaferi, Dünya çapında olmadıkça tam olarak bir zafer değildir. Çünkü işçi sınıfı, ulusal bir sınıf değil, evrensel bir sınıftır. Bu bakımdan kapitalizm Dünya ölçeğinde bir yıkıma uğramadıkça sömürü bitmiş olmayacaktır. Sosyalizmde artık kapitalizmin sömürü kaynakları artık yıkılmış ve üretim tarzı değişmiştir. Tutarlı bir Marksist olan Lenin, sosyalizmin sadece Dünya çapında gerçekleşebileceğini ve tek ülkede olamayacağını belirtmiştir. Aynı zamanda Marx, toplum yapılarını tahlil ederken, sosyalizmin sadece tüm Dünya’da gerçekleşebilecek bir sistem olabileceğini söylemiştir. Bu da Dünya devrimi teorisiyle ilgilidir. Lenin, “RKP(B) 7. Kongresinde Savaş ve Barış Üzerine Rapor” adlı yazısında şöyle der:

“Tarih şimdi bizi olağanüstü zor bir duruma soktu … Meselelere dünya tarihi ölçeği uygulanırsa, devrimimizin yalnız kalması halinde, diğer ülkelerde devrimci hareketin olmaması halinde, umutsuz bir dava olacağına en ufak bir kuşku duyulamaz elbette. Bolşevik Parti olarak biz tek başımıza bu işe giriştiysek, bunu devrimin tüm ülkelerde olgunlaşmakta olduğuna, katlanacağımız bütün zorluklara rağmen, payımıza düşecek bütün yenilgilere rağmen uluslararası sosyalist devrimin sonunda –hemen başlangıçta değil– patlak vereceğine inançla yaptık … Tüm bu zorluklardan bizi kurtaracak olan –bunu bir kez daha yineliyorum– Avrupa devrimidir.”

 

b) Proleterya Diktatörlüğü ve Sosyalizm

Bir ülkede bir sınıfın egemenliği varsa, orada egemen olan sınıfın diğer sınıflar üzerinde baskısı yani diğer sınıfların üstünde bir diktatörlüğü vardır. Öncelikle proleterya diktatörlüğü, işçi sınıfının burjuvaziyi el altında tutarken yaptığı baskıya verilen addır ve kapitalizmden sosyalizme geçişte bir aşamadır. İşçi sınıfının kurtuluşu için proleterya diktatörlüğü çok önemli bir adımdır. Bu; burjuva tarafından ezilen ve sömürülen işçi sınıfının artık refaha ulaşması ve burjuvaların haksız sömürüsüne son verilmesidir. Burjuva sınıfı ve müttefikleri  oldukça, proleterya diktatörlüğü de elbet olacaktır. Lenin, Burjuva Demokrasisi ve Proleterya Diktatörlüğü adlı yapıtının iki ayrı bölümünde şöyle der:

“Çünkü tüm uygar kapitalist ülkelerde, “genel olarak demokrasi” değil, burjuva demokrasisi vardır; ve “genel olarak diktatörlük” değil, ama ezilen sınıfın, yani proletaryanın, baskıcılar ve sömürücüler, yani burjuvazi üzerinde egemenlikleri için savaşımda sömürücüler tarafından gösterilen direnci kırma ereğiyle diktatörlüğü söz konusudur.

“Bundan, proletarya diktatörlüğünün, zorunlu olarak, yalnızca genel olarak demokratik biçim ve kurumların değişmesine değil, ama kapitalizm tarafından ezilen emekçi sınıflar yararına gerçek demokrasinin daha önce görülmemiş bir genişlemesine de yolaçması gerektiği sonucu çıkar.”

 

c) Sosyalist Toplumda Burjuva Sınıfı Egemenliğini Yitirmiştir

Sosyalist topluma varılmadan önce kapitalizm yıkılmalı ve bu nedenle sistemin ta kendisi değişmelidir. Öncelikle, her ülkede işçi sınıfının önderliğinde sürekli devrimler yapılmalı ve ülkeler burjuva diktatörlüklerini ve kapitalizmin çarpık sömürüsünü yıkarak yerine işçi devletleri kurmalıdır.

İşçi devleti, tek ülkede sosyalizm kuramıyla karıştırılmamalıdır. İşçi devleti, işçi sınıfının kendi gerçekleştirdiği devrim sonucunda kurmuş olduğu devlettir. Bir bakıma burjuva devleti, işçi sınıfının devrimiyle yıkılarak işçi devletine dönüşür. Yani bu noktada devlet, devleti yıkmıştır.

İşçi devleti, proleterya diktasını uygular ve işçi demokrasisini yürürlüğe geçirir. İşçi demokrasisi her sokakta/ilçede/ilde var olan işçi konseyleriyle mümkün olabilir. Halk, bu konseylerde kendi geleceğini kendi tayin etmektedir. Böylece halkın kendi kendini yönetme yetkisiyle birlikte devlet yok olacak, devletin ortadan kalkmasıyla da sınıflar ortadan kaldırılacak ve insanın insanı sömürmesi son bulacaktır. Böylece tüm Dünya’da ki bu devrim sonucunda sosyalizme ulaşılacak ve sosyalist toplum yapısında burjuva sınıfı tamamen egemenliği yitirmiş olacaktır.

 

d) Sosyalist Toplum, Sınıfsız ve Devletsiz Bir Toplumdur                                                            

Bu bakımdan sosyalizm; tam anlamıyla sınıfsız, sınırsız ve devletsiz bir toplum yapısıdır. Sosyalist toplumda sınıflar ortadan kalkmış ve bu yüzdende devletler sönümlenmiştir. Devletler sönümlenmiş olsalar bile, sosyalist toplumda, eskiden gelen sorunlar tam olarak çözülemediğinden devlet, sosyalist toplumun üst evresinde tam anlamıyla tarih sahnesinden yok olur. Ancak bu yok olan devlet, şimdi ki devlet biçimleridir. İşçi devletleri de sosyalizme ulaşıldığında tamamen sönümlenecektir. Lenin, “Devlet ve Devrim” adlı kitabında işçi devletini ve işçi devletinin sosyalist toplumda sönümlenmesini şu sözcüklerle açıklamıştır:

“Engels burada, proleterya devrimiyle burjuvazinin devletinin “ortadan kaldırılma”sından söz eder; oysa “sönme” üzerine söylediği şeyler, sosyalist devrimden sonra, proleter devletten ne kalmışsa onunla ilgilidir. Engels’e göre, burjuva devlet “sönmez”; devrim sırasında proletarya tarafından ortadan kaldırılır“. Bu devrimden sonra sönen şey, proleter devlet, başka bir deyişle, bir yarı-devlettir.”

 

2) Stalin’in “Sosyalizmi”

Stalin; sürgünleriyle, cinayetleriyle ve saldırılarıyla eli kanlı ve baskıcı bir kişilik yapısına sahip büyük bir diktatördür. Tarih, onu hem işçi sınıfı üzerine uyguladığı diktatörlük için hem de sosyalizmi çarpıttığı için hiçbir zaman affetmeyecektir. Stalin’in ömrü, kendisine muhalefet edenleri susturmakla geçmiştir. Böyle kanlı bir diktatörden, gelse gelse Marksizmi, “tek ülkede sosyalizm” olarak çarpıtmak gelebilir. Bu çarpıtmanın sebebi de SSCB üzerindeki otoritesini sağlamlaştırmak,  işçi sınıfını kandırmak ve böylece “tahtını” kaybetmemektir. Aynı zamanda Stalin, işçi sınıfına düşman olanların işçi partilerine de sızacağını söylemiş ve bu söylemini kesinleştirmek istercesine Komünist Parti’de ki -işçi sınıfına değil ama- kendisine karşı olan muhafeleti partiden ihraç etmiştir. Stalin’in sosyalizmi incelendiğinde Marksizmle çelişkilerle doludur. Öncelikle Stalin, daha Komünist Parti’de sesini tam duyuramamışken Marksizme bağlı biri olarak gözüküyordu. Stalin, Leninizmin İlkeleri adlı eserinde şöyle der:

“Bir tek ülkede burjuva iktidarını devirmek ve proletarya iktidarını kurmak demek, henüz sosyalizmin tam zaferini sağlamak demek değildir. Sosyalizmin başlıca görevi sosyalist üretimin örgütlendirilmesi henüz geleceğin sorunudur. Bu sorun çözüme bağlanabilir mi, birçok ileri ülkenin proleterlerinin ortak çabaları olmadan bir ülkede sosyalizmin kesin zaferine ulaşılabilir mi? Hayır, ulaşılamaz, burjuvaziyi devirmek için bir tek ülkenin çabaları yeter, devrimimizin tarihi buna tanıklık eder. Sosyalizmin kesin zaferi için, sosyalist üretimin örgütlendirilmesi için bir tek ülkenin, özellikle Rusya gibi bir köylü ülkesinin çabaları yetmez; bunun için birçok ileri ülke proleterlerinin çabaları gerekir.”

Ancak bu sözlerini, Komünist Parti’yi ele geçirdiği zaman geliştirdiği teorilerle çürütmektedir. Şimdi, Stalin’in sosyalizmi nasıl çarpıttığı görelim.

 

a) Tek Ülkede Sosyalizm, Stalin’e Göre Olanaklıdır

Stalin’in geliştirdiği ilk teori “tek ülkede sosyalizm” teorisidir. Tek ülkede sosyalizm teorisine göre sosyalizm, tek ülkede de hüküm sürebilir. Nitekim Stalin, bu teorisini “kanıtlamak” için SSCB’nin sosyalist bir devlet olduğunu ileri sürmüştür. Stalin’e inanan halk kitleleri, Stalin’in bu teorisini Marksizm açısından değerlendirmeyip, “olabilirlilik” açısından değerlendirmişlerdir. Halk, “tek ülkede sosyalizmi” sadece adıyla bilerek geçerli olabileceğini sanmıştır. Ancak Troçki’nin açıkladığı gibi SSCB, Stalin’in karşı devrimi sonucunda bir işçi devleti olmaktan çıkarak, işçi sınıfı üzerinde bürokratik-despotik bir diktatörlüğe dönüşmüştür. Stalin “Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği” adlı yapıtında şöyle der:

“… sosyalizmin bir ülkede zaferi, bu ülke kapitalist yönden ne kadar az gelişmiş olursa olsun, ve kapitalizmin diğer ülkelerde varlığını sürdürmesi, bu ülkeler kapitalist yönden ne kadar gelişmiş olurlarsa olsun, tamamen olanaklı ve olasıdır.

Stalin “SSCB Anayasa Tasarısı Üzerine” adlı yapıtında şöyle der:

“Bizim Sovyet toplumumuz, daha şimdiden, özünde, sosyalizmi gerçekleştirdi; sosyalist düzeni yarattı, yani başka terimlerle, marksistlerin komünizmin birinci evresi ya da alt evresi dedikleri şeye ulaştı. Bu demektir ki, komünizmin birinci evresi, yani sosyalizm, ülkemizde daha şimdiden temel olarak gerçekleşmiştir. Komünizmin bu evresinin temel ilkesi, bilindiği gibi, «Herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre»dir. Anayasamız, bu olguyu, yani sosyalizmin bu zaferini belirtmeli midir? … Evet kesinlikle öyle olmalıdır.

Oysa bu cümleler Marksizmin temellerinden biri olan Dünya devrimi teorileriyle çelişmektedir. Çünkü Marksizme göre sosyalizm sadece dünya ölçeğinde bir devrim sonucunda gerçekleşebilir.

 

b) Stalin’e Göre Proleter Diktatörlük, Sosyalizmle Aynı Şeydir

Stalin’in sosyalizmi tahrif etme girişimlerinden biride sosyalizmin proleterya diktatörlüğüyle aynı şey olduğunu söylemesidir. Bu teoride “tek ülkede sosyalizm” teorisini destekleyici niteliktedir. Aynı zamanda Stalinist “sosyalizm”de sınıflar yok olmamışlardır. Sınıflar ancak komünist toplumda yok olacaktır.

Stalin’e göre sosyalizmle proleterya diktatörlüğü birbiriyle aynı şeydir ve sosyalizmde sınıflar henüz yok olmamıştır. Komünizmin alt evresi olan sosyalizm, kapitalizmden sosyalizme geçişte bir araç görevi görecek proleterya diktasıyla aynı şey haline getirilmiştir. Yani Stalin, bu aşamaları içiçe geçirmiştir.

 

c) Stalin, Sosyalizm Geliştikçe Sınıf Savaşlarının da Artacağını İfade Eder

Stalin’in Marksizme diğer bir katkısı (!) da, sosyalizmin geliştikçe sınıf savaşlarının da artacağı yargısıdır. Bu teoriye göre sosyalizmde, eskiden beri olan sınıf savaşları daha da şiddetlenmiştir. O zaman bunun sonu ne zaman gelecektir? Marx’a göre komünist topluma ilerledikçe sınıf savaşları çözümlenecek ve proleterya kendi egemenliğini kuracak, Stalin’e göre ise sosyalizmde bu savaşlar artacaktır.

 

d) Stalin, Sosyalizmin Sınıflı Bir Toplum Olduğunu Belirtir

Marksizme göre sosyalizm sınıfsız bir toplum iken, Stalinist ideoloji de sosyalizm sınıflı bir toplumdur. Stalin’in bu teoriyi ortaya atmasının temeli SSCB’ye dayanır. SSCB sınıflı bir toplum olduğundan Stalin’de kendi sosyalizminin sınıflı olabileceğini söylemiştir. Böylece kendi tezini savunurken SSCB’yi örnek gösterebilmiş ve SSCB’de ki işçi sınıfını -SSCB’nin sınıflı bir toplum yapısına sahip olduğu yoluyla- daha iyi ikna edebilmiştir.

 

Küçük Bir Hatırlatma: SSCB Üzerine

SSCB, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’in karşı devrimiyle bürokratik bir diktatörlüğe dönüşmüştür. Bu karşı-devrim süreci 1930′larda artık tamamlanmış ve SSCB bir işçi devleti olmaktan çıkmıştır. SSCB o tarihlerden itibaren aynı Çin gibi tek partinin egemenliği altında  varlığını sürdürmeye çalışmıştır.

İşin en acı tarafı ise, birçok burjuvanın, komünizmi eleştirirken SSCB’yi örnek vermesi ve Stalin’in diktatörlüğünü göstererek, O’nun gerçek sosyalizmi uyguladığını lanse etmesidir.

 

Sonuç

Marksizmle Stalinizmi son olarak bir karşılaştırmaya tabi tutmak gerekmektedir. Sosyalizm, Marksizmde sınıfsız ve devletsiz bir toplum iken -üstelik sadece Dünya çapında mümkün olabilecek iken-, Stalinizmde sınıflı bir toplumdur ve tek ülkede gerçekleşebilir. Bunun dışında Marx’a göre sosyalizmde proleterya kendi egemenliğini sürdürecekken, Stalin’in “sosyalizminde” bu sınıf savaşları daha şiddetli olmak üzere halen devam edecektir.

Son tahlilde, Stalinizm tamamen Stalin’in kendi hükümdarlığını ilan etmesi için ortaya attığı teoriler bütünüdür. Komünizmle veya sosyalizmle özdeştirilemez. İşçi sınıfı, “tek ülkede sosyalizm” gibi yanlış teorilerin arkasından gitmemeli ve geleceğin sistemini çok iyi kavramalıdır.

İşçi sınıfının kurtuluşu; sosyalizmi çarpıtanlarla, burjuvayla sürekli mücadele altında olmasıyla ve planlı bir şekilde örgütlenmesiyle gerçekleşecektir.