Toprağın Ateşle Dansı / Aslı YAMAN
Literatürde, organik olmayan inorganik maddelerin belli oranda suyla karıştırılıp, kıvamlandırıldıktan sonra şekil verme, kurutma ve son olarak da dayanıklılık kazanıncaya kadar pişirilmesi işlemine “seramik” adı verilir. Aslında kısaca yaratıcılık müziği eşliğinde toprak ve ateşin dansıdır. Seramiğin geçmişine baktığımızda, insanlık tarihi kadar eski ve bir o kadarda etkileyici olduğunu görmekteyiz. İlk seramikler tamamen işlevseldir. Amaç yiyeceklerin pişirilmesini sağlayacak materyal elde etmektir. İşte tam bu sırada insana ait en güzel özelliklerden olan “yaratıcılık” ortaya çıkar ve toprakla ateş ilk defa buluşur. Bu buluşma yaklaşık olarak M.Ö. 8000 yıllarına denk gelir. Seramiğin keşfinde, “balçıkla sıvanmış bir sepetin, bir yangın sırasında pişerek su sızdırmaz bir nitelik kazanmasının fark edilmesi oldukça etkili olmuştur” görüşü yaygındır. En eski seramik eserler Hacılar ve Çatalhöyük kazıları sonunda çıkarılan seramik kaplardır diyebiliriz. M.Ö. 6000 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Bu eserler kaba seramik olarak adlandırılır. Dekorsuz, renksiz ve tamamen işlevseldir. Fakat zaman geçtikçe insanoğlu duygularını, hayallerini işlemeye başlar toprağın üstüne. Artık seramik işlevsellikten çıkıp sanat eseri olma yolundaki ilk adımını atmıştır. Toprak, bu dönemden sonra çeşitli şekiller alıp, insanoğlunun elinde hayat bulmaya başladı adeta. Seramik bazen bir çömlek, kap, kadeh, mutfak ve süs eşyaları, dini idoller, küçük heykelcikler (genelde doğurganlığı simgeleyen kadın heykelcikleri), bazende haberleşme tabletleri şeklini alarak itaat etti sahiplerine. Yapılan bu seramikler zamanla renklendirildi, dekorlandı. Formlar çeşitli renklerde killerle astarlanıp, üzerine kazıma yöntemiyle desenler çizildi. Kullanılan figürler genellikle av hayvanlarını simgeliyordu. İnsanların günlük hayatlarında kendileri için önemli olan her şeyi seramik üzerine aktarmaları, toprağa duydukları saygının göstergesidir. Ayrıca çok tanrılı uygarlıklar zamanında insanların tapınmak amaçlı seramik heykelcikler yapmaları bu saygının nedenli derin olduğunun başka bir kanıtıdır. O gün bugün iyi dostturlar toprak ve insan.
Ülkemizde ise 1950’li yıllardan sonra oldukça olumlu gelişmeler yaşamıştır bu sanat dalı. Artık seramik işlevsellikten çıkıp sanatçıların salt düşünce ve duygularını aktaracağı bir anlatım aracı olmuştur. Sanat atölyelerinin ilki Füreyya KORAL tarafından kurulmuştur. Bu ilkin bir kadın tarafından göğüslenmesini de ayrı bir gurur kaynağı olarak gösterebiliriz.
Anadolu topraklarında 8000 yıl önce başlayan gelenek, Osmanlı döneminde “İznik Çinilerine” dönüşerek dünyaca ün yapmıştır. Halen Kütahya ve İznik gibi yerleşim alanlarımız çini üzerine dünyaca ünlü merkezler arasında sayılır. Günümüzde seramik modern hayata ayak uydurarak her alanda karşımıza çıkmaktadır. Endüstriyel seramik alanında ise Eskişehir, Kütahya, İzmir, Bilecik gibi şehirlerde üretilen porselen, vitrifiye, karo-fayans ürünleri dünya seramik sektöründeki yerini almıştır. Bu başarının altında, “seramikle tanışıklığın binlerce yıla dayanması ve seramiğin anavatanının Anadolu olması” yatmaktadır dersek yanlış olmaz sanırım.
Seramiğin başlıca hammaddeleri arasında kil, kaolen, feldispat, kuvartz gibi inorganik maddeleri sayabiliriz. Belirli oranlarda alınan bu hammaddeler yeterli tane boyutuna gelinceye kadar değirmenlerde öğütülür. Su ile harmanlama sonucu oluşan homojen bileşim hayal gücünün emrindedir artık. Akıldan geçenin ortaya dökülmesinde kullanılan çeşitli yöntemler vardır. Elle şekillendirme, sucuk, plaka, torna ve kalıp bu yöntemlerin başlıcasıdır. Bu yöntemlerin bir ya da bir kaçı ile form verilen çamur pişirme öncesi kurutulmalıdır ve kurutma işlemi oldukça önemlidir. Süre ya da ortam ısısının yanlış ayarlanması sonucu objede meydana gelebilecek en ufak bir çatlak ta en başa dönülmesine sebebiyet verir. Seramik emek ister, sabır ister, zaman ister. Eğer bunlardan herhangi bir tanesine sahip değilseniz sonuca ulaşmak gerçekten güç olacaktır. Herhangi bir zahiyata uğramadan kuruyan obje “bisküvi pişirimi” adı verilen ve yaklaşık 1000 °C de gerçekleşecek olan ilk fırınlamaya hazırdır. Bu aşamada çamur içindeki su tamamen buharlaşır ve çamur sertleşerek mukavemet kazanır. Artık son işlem olan “sır” aşamasına gelinmiştir. Sırlama seramik objenin ortamdan nem almasını engelleyen ve ayrıca objeyi renklendirip derinlik kazanmasını sağlayan bir işlemdir. Bisküvi üzerine daldırma, püskürtme, fırça yöntemleriyle sürülen sır 800–1400 °C arasındaki fırına verilir. Eriyerek tamamen bisküvi ile bütünleşen sır seramik objenin son halini almasını sağlar. İşte kısaca böyle anlatabiliriz toprağın sanat eserine dönüşme hikâyesini.
Seramik bir tutkudur. Ellerinize, yüreğinize bulaşınca bir kere çamur, kolay kolay arındıramazsınız. Toprağın çocuğu olmuşsunuzdur artık. Hayaller, düşünceler parmaklarınızın arasında özgürlüğe kavuşur. Beklide budur seramiği vazgeçilmez kılan..

2006/12 |