İlettikleriniz…

29 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Diğer , Yorum yok »

Eskiişi Natamam / Merham FORAL

29 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Umuda Sesleniş / Muammer DERİN

29 December 2006 yazar dergi

Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Davranış ve Temelleri / Merham FORAL

28 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Platonik Tanrıça / Ali Barış KURT

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Umut / Aylin YILDIZ

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Kadının Mitosu : Feminizm / Selma ULUSOY

28 December 2006 yazar dergi

 

 

 

   “Kadın çalışmaları alanı, kadınların nasıl ezildiği, buna rağmen nasıl var olduğu ve bununla baş etmeyi nasıl becerdiği; bu mücadelelerin tarihi, yani cinsiyete dayalı ezilmenin bugüne kadar nasıl devam edebildiğini anlamaya çalışmak olarak tanımlanabilir” (Sancar;2003:164). Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Dante ve İlahi Komedya / Erkan KÜÇÜK

28 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Umutmuş Meğer, Fırtınalar Koparan / Önder ASLAN

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Gözyaşı / Özgür KÖSE

28 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Yıldızlar II / Ercan YAMYAM

28 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Stalinizmin Marksist Tahlili \ Özgür MUTLU

28 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Toprağın Ateşle Dansı / Aslı YAMAN

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Kültür - Sanat , Yorum yok »

Canlılığın Gelişimi - Küçüklerin Dünyası / Ömer MEREV

28 December 2006 yazar dergi

Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

O Gelecek / Gökçe ŞAİR

28 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Umuda Sesleniş / Muammer DERİN

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

İnadına Banu Avar / Özge KURTULAN

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

AB Üzerine / Safa KAÇMAZ

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Demokrasinin Ahlakı / Seha TISOĞLU

28 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Felsefe Yazıları III / Selma ULUSOY

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Beyanlardaki Özgürlük / Aslı YAMAN

28 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Ananızı Ortalıkta Komayın / Sadettin KOŞAR

28 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye ve AB \ Türesin ALÇINSOY

28 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Gözün Evrimi

28 December 2006 yazar dergi

Gözün evrimi önemli derecede araştırma gerektirmiş olan konulardan biridir. Göz, gelişimi itibariyle pek çok uzman tarafından ortak bir atadan evrimleştiği düşünülen bir organdır. İlk gözün 540 milyon yıl kadar önce evrimleştiğine inanılmaktadır. Bu sürecin büyük kısmının da yalnızca birkaç milyon yılda gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Çünkü görme yetisine sahip olacak ilk yırtıcı hayvan bir “silahlanma yarışı” başlatmış olacak ve av hayvanları da hayatta kalabilmek için bu özelliklere ya da daha fazlasına sahip olmak zorunda kalacaktı. Bu nedenle çok sayıda göz türü ve bunların alt türleri paralel olarak gelişti. Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Fotoğrafın Kimyası / Utku MEREV

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Kültür - Sanat , Yorum yok »

Sonu Olmayan / Gülşah TEKCAN

04 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Herbert Spencer ve “En Uygunun hayatta kalması” / Gizem ÇAKMAK

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

İnorganikten Organiğe: İlkel Canlılık / Ömer MEREV

04 December 2006 yazar dergi

Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Göziçi Lensler / Özgür KÖSE

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

KASIM 2006 GÜNDEM

04 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Diğer , Yorum yok »

Tedavülden Kalkmış Ölüm Altıları \ Merham FORAL

04 December 2006 yazar dergi

 

Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

İlettikleriniz…

04 December 2006 yazar dergi

KARAOĞLAN’ın Ardından / Mehmet CANDAN Tamamını oku »

Kategori Diğer , Yorum yok »

Sistemin Çocukları / Muammer DERİN

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Yolcu / Önder ARSLAN

04 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Töre Cinayetleri Neden Çözülemiyor ? / Özge KURTULAN

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Ecevit’in Ardından / Özgür MUTLU

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Ulusalcılık, Nereye Kadar / Sadettin KOŞAR

04 December 2006 yazar dergi

 

 

Yeni Dünyalıların mucitliğinde geliştirilen küresel soygun otomasyonu kavranmadan, bu sorunun yanıtlanması isabetli olmaz! Ürettiği ekonomik ve siyasal projelerle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’yı birleştirmeyi başaran büyük sermaye; tüm dünyayı da bütünleştirerek, üstünde kendi egemenliğini pekiştirme seferlerine girişeli, bir çeyrek yüzyıl oluyor sanırım. Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

“Töreniz Batsın” Ve “Amin” / Safa KAÇMAZ

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Irak Demokrasi / Seha TISOĞLU

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Felsefe Yazıları II / Selma ULUSOY

04 December 2006 yazar dergi

 

 

Felsefe yazımın ikinci bölümünde Felsefe tarihinin kırılma noktalarını anlatmaya çalışacağım. Bunun içinde öncelikle İlkçağ felsefesini ilk yazımda özet geçmeme rağmen açacağım. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Firar Tutkum Yazı yada Yazma Tutkum Firar / Selma ULUSOY

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine / Selma ULUSOY

04 December 2006 yazar dergi

 

 

18. y.y. Aydınlanma filozoflarından olan Jean Jacques Rousseau’nun bu kitabında ağırlıklı olarak mülkiyetten, toplumsal sözleşmeden, doğa durumundan uygarlığa geçişten, insanlar arasındaki fiziksel ve sosyal eşitsizliklerden, kendi devlet fikrinden, Cumhuriyet yönetimlerinden ve özgürlüklerden bahsedilmiştir. Şimdi bu kavramların hepsini teker teker açmaya çalışacağım. Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Sevginin Felsefesi / Metin ARTENA

04 December 2006 yazar dergi

 

  Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Tanrıya İnanmak yada İnanmamak / Derya SOYER

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Yıldızlar / Ercan YAMYAM

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Eylül Çarpması / Gülay IŞIK

04 December 2006 yazar dergi

 

 

 

Sessizlik. Radyo cızırtısı. Ayak sesleri. Beyaz. Duvar. Pis koku. Araba kornası. Kapı tokmağı. Çizgiler. Ciğer hırıltısı. Nefes. Sessizlik tekrar. İğdeli bahçede bekleyiş. Aslında gölgesine sığındığım ağacın iğde olduğunu uzun süre bekledikten sonra çimenlerdeki taneleri görünce fark ettim. Hemşire, erken geldiniz, demişti. Ziyaret saati üçte başlıyor. Biraz ötemde iki çocuk yerdeki taneleri toplayıp ceplerine dolduruyor. Oturduğum yer bir okul bahçesine bakıyor. Daralıyorum. Önümdeki fotoğraf yıllar öncesinden sararmış başka bir tanesini de getiriyor beraberinde. Çocukluğumun geçtiği o iğdeli bahçe gül fidanları, sarmaşıklı duvarları ile gözümün önüne geliyor. Ziyaret saatine çok var. Bunu fırsat bilip kaçabilirim. Evet, hastane bahçesindeki bu çimenlikten, pencerelerden hüzünlü bakışları sarkan refakatçilerden, çocukluğumun günlüğünden gereksiz yere iğde kokulu bir sayfa koparıp yüzüme çarpan bu ağaçtan topuklarımı vura vura kaçmak istiyorum. Ama görünmez bir mıknatısın manyetiğindeymişim gibi adımlarım beni bu iğdenin yörüngesini tavaf etmekten ileriye götüremiyor. Belki vicdan denilen kemirgenin dişleriyle çıkarttığı gürültüdür beni bu gölgeye mıhlayan ya da herkesin tersine kaçmanın kalmaktan daha fazla cesaret gerektirdiğini, muhtaç olduğum korkunun damarlarımdaki kanda yeterince bulunduğunu bilmedendir. Kaçan kişi kaderini değiştirmeye koştuğunu biliyordur çünkü. Kalansa yiyeceği bir sonraki yumruk için çoktan yüzünü buruşturup gözlerini kapamıştır bana göre. Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Kırık Misket / Aylin YILDIZ

04 December 2006 yazar dergi

  Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Uzlaşmazlıkla Beslenen Demokrasi Kesintileri / Aslı YAMAN

04 December 2006 yazar dergi

 

 

  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Ekim Gündemi / Doğan DOĞANÇAY

03 November 2006 yazar dergi

 

 

Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

canuğur’dan…

02 November 2006 yazar dergi

“Yazıyaz’ı çok seviyorum” demiştin.
“Üç gün girmezsem beni aramayın, sormayın..Bilin ki ben artık yokum.”
Üç gün geçeli çok oldu, Sevgili Canuğur! Ama sen hala buradasın. Hep burada olacaksın.
Sevdiğin yazıyaz da hep seninle olacak.
Seni unutmayacağız.  Tamamını oku »

Kategori Diğer , Yorum yok »

Süper iletkenlik

02 November 2006 yazar dergi


1900’lü yılların başından beri popülaritesini hiç kaybetmemiş çalışma alanlarından biri de süper iletkenliktir. Danimarkalı fizikçi K. Onnes, 1908 yılında, mutlak sıfırın birkaç derece üstündeki sıcaklıklarda civanın elektriksel direncini ölçerken 4,2 °K de direncin aniden sıfıra gittiğini gözledi. Daha sonra, bu mükemmel iletkenliğe keskin geçişin, başka metal ve alaşımlarda da olduğu bulundu ve bu olguya süper iletkenlik adı verildi.
Bir metal, özelliklerine bağlı olarak değişen ve geçiş sıcaklığı adı verilen belli bir sıcaklıkta süper iletken hale gelir. Elektrik akımı, yani elektronların akışı, iletken kablolar yardımıyla sağlanır. Fakat bu metal kabloların elektriksel dirençleri vardır ve akımın telden akması sırasında bu direnç nedeniyle enerjilerinin bir kısmı atık ısıya dönüşür. Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Orhan Veli’de bir masada… / Ergün ŞAHİN

02 November 2006 yazar dergi

Karanlık çöktüğünde
Bu uzak kente
Öyle derin
Öyle paslı…
Öyle buhran amansız
Öyle yalnız, kimsesiz
Sensiz biçimsiz
Bir garip akşam olur gözlerin
Zamansız. Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Fotoğraf / Bahar CEREN

02 November 2006 yazar dergi

Herkesin kendine eziyet ediyorsun kaldır artık şu çerçeveyi dediği çerçeveyi yerinden oynatamıyorum. O başucumda aslında bana bile ait olmayan ama nedense bende aile yadigarıymış gibi bir his uyandıran eski küçük ahşap sehpanın üzerinde öylece duruyor. Yanında hayatımdaki en değerlileri hatırlatan diğer birkaç eşyayla beraber. Kırmızı tükenmez kalemim mesela. Okuduğum kitaplarda beğendiğim yerlerin altını özenle çizdiğim, zihinsel bir işlev yerine getirdiği için olsa gerek bende asil duygular uyandıran plastik kalem! Onun yanında da lise arkadaşlarımın doğum günümde hediye ettikleri aptal bakışlı oyuncak ördeğim. Yine ördeğin kanatlarının altında bir yerde görmenin inancımı canlandırdığını düşündüğüm annemin tespihi. Bu fotoğraf haricindeki her şey aslında tam da olması gerektiği gibi. Onları, bende değer verdiklerimi temsil ettikleri, uyardıkları ve canlandırdıkları için seviyorum.
Ama bu fotoğraf daha doğrusu tümden bu çerçeve apayrı…
Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Adım yok benim / Aylin YILDIZ

02 November 2006 yazar dergi

Her zamanki sakin akşamlardan biri. Öylemi? Dışarıdan bakınca öyle. İnsanı şüphelendirecek olağanüstü olduğunu düşündürecek hiçbir durum yok. Her zamanki gibi bir akşam. Dokuz yıldır giderek bir birinin aynı olduğunu düşündüğüm güvenli akşamlardan biri. Yüzünde hiçbir iz yok. Hiçbir heyecan, hiçbir telaş, söylemek isteyip de söylemediği hiçbir bilginin izi yok yüzünde. Aynı düzen içinde bütün işlerini yapıyor. Sıraladığı beyninde ard arda koyduğu bütün işlerini yerine getirip sonra kendi dünyasına dönecek. Yaklaşık iki yıldır hiç şüphe uyandırmadan içine daldığı dünyasına ulaşabilmek için yerine getirdiği angaryaları hiç sıkıntı göstermeden bir bir aşıp, sonra kapanacak gömülecek yine dünyasına. Hâlâ içimde bir umut var tetikteyim bekliyorum. Ama yok kendimi kandırıyorum! İki gündür türlü türlü düşünceler geliştirdim…Kendim için mazeretler, onun için mazeretler, şu an yaşadığımız durum için bahaneler, içinden çıkamadım. Ona etmediğim küfür kalmadı. Gittikçe geriliyorum, kontrol edemediğim bir öfke canımı iyice yakıyor, dizginlemekte zorluk çekiyorum. Sinirli bir dikkatle her hareketini izliyorum. Sanki gözden kaçırdığım bir şey, dikkat edersem görebileceğim bir şey yakalarsam, her şeyi anlayabileceğim. Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Kapitalist Ahlaksızlık / Muammer DERİN

02 November 2006 yazar dergi

Ahlak: sahip olduğu değerlerle vicdanın hayatı, eşyayı, olayları meşrulaştırmasıdır.
Herhangi bir şeyin “hak” olabilmesi için ahlaki meşruluğu ile birlikte hukuki meşruiyet de gereklidir. Tercihin ise meşruiyet şartı yoktur. Yani tercihler yanlış olabilir, çirkin olabilir, haksız olabilir, bilinçsiz olabilir ve tercih gayri meşru da olabilir. Bizi konuyu işlemeye zorlayan sebep tercihlerin “hak” zannedilmesidir. Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Felsefe / Selma ULUSOY

01 November 2006 yazar dergi

 Felsefe düşünmek üzerine düşünmektir. Yüzyıllar önce insanların önce doğa ilgisini çekmiş daha sonra da kendilerine dönmüşlerdir. Böylece insan felsefesi başlamıştır. İnsan felsefesi Sokrates’le başlar ve Sokrates’le birlikte birçok düşünür adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar üzerine düşünmeye başlamışlardır. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Buzul Çağları / Ercan YAMYAM

01 November 2006 yazar dergi

Buzul Çağları Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Nadas / Gülay IŞIK

01 November 2006 yazar dergi
Gülşah Tekcan'ın objektifinden  “Benim çocukluğum kadınlar tuvaletinde geçti” , diyorsun yanında oturan gence dönüp. Sözlerin aranızdaki bir kol mesafesi boşluğu dolduruyor. Yanındaki önce yüzüne şaşkın şaşkın bakarak bu sözlerin kendine söylenip söylenmediğini kontrol ediyor. Gözlerini onunkilere öyle dikmişsin ki istemeyerek de olsa uzattığın sözcükleri alıyor. Aslında hiç sevmezsin otobüs yolculuğunda konuşanları. Hele yolcukta tanışıp saatlerce muhabbet eden insanların o kadar konuşacak şeyi nerden bulduğuna şaşırırsın hep. Yeni tanıdıkları birine kendini bu kadar açan insanları ayıplarsın. İçten içe o insanlar gibi sıcakkanlı ve dışa dönük olmadığın için kıskandın onları hep. Bunu bilip de kendine itiraf etmekten kaçındın ve bu ikiyüzlülüğün kızdırdı seni. Bu sefer iki saat bekleyip cesaretini topladın. Bunun zor bir tarafı yok. Belki çok biriktirdin. Artık sözcüklerini koyacak yer bulamıyorsun ve bu yüzden bir kısmını bir yabancıya armağan etmek istiyorsun. Bir yabancıyla konuşmak senin için güvenli çünkü.Geçmişini bilmez, geleceğinde de olmayacağı için seni yargılamaz. Yanındaki genç yirmi yaşlarında ve tıraşlı başından, onu uğurlayan kalabalıktan, babasının gururlu yüzünden, eli öpülen ananın gözyaşlarından asker olduğu çıkarımına vardın. Keskin bir zekânın göstergesi, gündüz feneri gibi ışıldayan kahverengi gözleri var. Pırlanta gibi derler ya, işte öyle bir genç. Ama henüz yitirmediğinden bilmiyor bunu, tüm yaşıtları gibi. Çocuk söylediğine ne cevap vermesi gerektiğini düşünüyor. Dahası cevap vermesi gerekiyor mu? Yardım ediyorsun.
“Annem tuvalet temizleyicisiydi. Tabii bizim zamanımızda bakım evleri yok. Bu yüzden her gün beni de götürürdü işe. Her gün köyden kasabaya gelirdik otobüsle, bazen yürüyerek.”
Çocuğun kaşları kalkmış, ama ilgiden değil şaşkınlıktan olduğunu biliyorsun. Bu kadar absürt bir konuyu pat diye burnuna dayamanı anlamıyor.“Kadınlar tuvaleti deyip geçme. Kadınlar tuvaleti bir erkeğe çok şey öğretir.”

Evet, annenin her gün tuz ruhuyla taşlarını fırçalayıp da bir türlü ağartamadığı tuvalet senin ilk okulundu. Başka okulun da olmadı zaten. Okumayı kapı arkalarındaki yazılardan öğrendin. “Seni o orospuya yar etmem!” “Bunu yazan tosun, okuyana …!” Kadın denen mahlûkun anatomisini orada öğrendin. İnce çoraplı uzun bacaklar, kırmızı ruj, çimdiklenen yanaklar, göz yaşları, itiraflar, aynı erkeğe aşık kadınların erkeği uğruna düelloları, yolunan saçlar, kavgalar, morluklar, yalvarışlar, lavaboya tükürülen kanlar, başını okşayan beyaz sabun kokulu eller gördün. Ama karşındaki genç tüm bunları bilmiyor. Belki bilmek istemiyor. Sözlerini anlamlandıramamasına rağmen anlar gibi başını sallamakla yetiniyor. Hayır, o hiç kadınlar tuvaletine girmedi. Belki ara sıra istediği oldu ama onunki daha çok fantezi. Konuyu değiştirmeye karar veriyorsun. Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Bekliyorum, gel… / N.Gülendam DELEN

01 November 2006 yazar dergi

“Nerelerdeydin oğlum? Gel de gir kapımdan ana kucağınmış, baba ocağınmış gibi. Çok insan geldi de  bunca zamandır ziyaretime, lakin değdi seninle ilk kez insan ayağı evime!”
Henüz bir adım atıp selam vermişken daha, dehşete düşüp titredi korkuyla, irkildi gaipten gelen bu sesin şiddetinden. Bağı çözüldü bütün dağı tırmanmış yol yorgunu bacaklarının, zelzeleye tutulmuş gibiydi. Boşalıverdi adeta ruhu bedeninin içinden ürpertiyle. Yutkunduysa da birkaç kez, gitmedi boğazına saplanıp kalan korku yumağı, büyüyerek devam etti soluğunu kesmeye.
Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Kendimce / Gülşah TEKCAN

01 November 2006 yazar dergi


Sarılıp maviye
konuştuklarımdı
yalnızlığım… Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Kitap Eleştirisi / Selma ULUSOY

01 November 2006 yazar dergi

Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Marksizm III - Kapitalizm \ Adil GEZGİN

01 November 2006 yazar dergi

Kapitalizm feodalizmden sonra sanayi devrimi ile ortaya çıkan bir toplumsal-ekonomik yapı ve üretim biçimidir. Sanayi devriminden önce ekonomi tarıma dayanıyordu. Feodalizmde tarım için vazgeçilmez üretim aracı olan toprağın özel mülkiyete bağlı olması kırda iki ayrı sınıf yaratmıştı. Toprağa sahip olan feodal aristokratlar ve serfler. Serfler çalışan
sınıftandılar. Fakat ürettikleri ürünlerin bir kısmını toprak sahiplerine vermekle yükümlüydüler. Çünkü toprak kendilerinin değildi ve kullanma hakkını ancak ürünün bir kısmını vermekle elde ediyorlardı. Bu şekilde artı emek sömürüsü yapılıyordu. Şehirlerde ise kendi basit üretim aracına sahip olan manifaktür işçileri ve zanaatçılar vardı. Sanayi devrimi ile birlikte eski aletlerle üretim yapmak imkânsız hale geldi. Yeni gelişen üretim araçları çok pahalı oldukları için yalnızca büyük sermaye sahipleri tarafından satın alındı. Yeni gelişen üretim biçimi birçok sanayi dalına girdi ve eski sistemi hızla ortadan kaldırdı. Çünkü çok daha hızlı ve ucuz üretim yapılmaya başlandı. Eski işçilerin kendi basit aletleri artık gereksizleşti ve mülklerini böylece kaybetmiş oldular. Yeni kurulan fabrikaların da işçiye ihtiyacı vardı. Böylece kapitalizm içinde iki temel sınıf ortaya çıkmış oldu:
Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Düşüncenin Serüveni ve Mahkûmiyet \ Özge KURTULAN

01 November 2006 yazar dergi

Düşünce… Siz ne kadar kelepçelerle bağlamaya, dört duvar arasına kapatmaya çalışırsanız çalışın, o elbet bir gün, bir şekilde kanatlarını sırtlanıp uçup gidecektir. Hiçbir hapishane, hiçbir tımarhane ve hatta ölüm bile, düşüncenin yolculuğunun önüne set koyamaz. Söz, ağızdan çıkmıştır bir kere… Kelimeye akar, yazıya akar, kayda geçer, tarih olur. Yasak da olsa günah da olsa, çare yoktur yola çıkmıştır bir kere…

Bir düşünce bir insanı, bir toplumu ve hatta bir dünyayı değiştirebilir. Düşünme eylemi, insanın, insan olduğunun farkına varmasının en önemli koşuludur. Bu nedenle kıymetlidir. Bu nedenle “düşünmeli”dir. Hatta düşünce üzerine de düşünmelidir. Böylelikle daha derin, daha içerikli ve daha kaliteli düşünceler elde edilir. Düşünce, söze dökülmeden önce de düşünmelidir. Çünkü her düşüncenin bir bedeli, yaktığı bir can vardır. Bu nedenle söz, sorumluluktur. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Siyaset Felsefesi üzerine notlar / Özgür MUTLU

01 November 2006 yazar dergi

Felsefenin her türlü soruya araştırmacı ve düşünsel bir çizgiyle yaklaşması, siyasetle ilgilenen insanların da felsefeyi iyi bilmesiyle birleşerek (özellikle eski siyasetçilerin) felsefede yeni bir alanın açılmasına yol açmıştır. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Primatlar \ Ömer MEREV

01 November 2006 yazar dergi

 

 

 

 

 

nullCanlılığın öyküsü zamanımızdan yaklaşık 3.8 milyar yıl önce başlamasına karşın memeliler sınıfının yeryüzünde görülmesinin tarihi 65-70 milyon yıl öncesine rastlar. II. Zamanın sonlarına rastlayan o dönemde, Güney Amerika’nın Yucatan yarımadasına düşen 10 km. çapındaki bir meteor yeryüzü ikliminde önemli değişimlere yol açmış ve ortamın giderek soğumasına neden olmuştu. Bu büyük klimatik değişim dünyada ikinci büyük canlı yıkımına yol açacak, dinozorların 150-200 milyon yıl süren egemenliği yerini memelilere, ve onun 33 takımından biri olan primatlara bırakacaktı. Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Muazzez İlmiye Çığ’ın Yargılanması \ Safa KAÇMAZ

01 November 2006 yazar dergi

Gazete haberlerinden öğrendiğime göre, Sayın Muazzez İlmiye Çığ ve kitabının yayıncısı hakkında bir dava açılmış…Sayın Çığ, eski Mezopotamya toplumlarının, özel olarak “Sümer” adı verilen ve bütün insanlık tarihinde büyük yeri olan bir toplumun tanınması yolundaki çabalarıyla çok değerli bir bilim insanıdır. Çalışmalarını ve konuyla ilgili düşüncelerini yayınlamış olması, düşünce dünyamız için bir kayıp değil, kazançtır. Binlerce okur, onun çalışmalarından yararlanmış, bilgilerini geliştirmiştir. Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Mahcur ile Vasi - Halk ile Yöneten! / Sadettin KOŞAR

01 November 2006 yazar dergi

Vasi, mahcuru koruyan; onun adına varlıklarını yöneten!
Mahcur da çocuk, akil olmayan; hem kendisi hem varlıkları yönetilen!
Karar yargıda alınıyor.
Çocuk büyütülmez, aklı kullandırılmazsa; o hep vasi, bu da hep mahcur!
Türk halkı mahcur mu?
Bu kararı kim aldı?
Niye kendi malının tasarruf hakkını kullanamıyor? Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Nükleer Silahlanma! \ Seha TISOĞLU

01 November 2006 yazar dergi

Nükleer Silahlanma Tarihi Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Akupunktur ile gelen sağlık / Uz.Dr.Begüm Gündoğmuş Öcek

04 October 2006 yazar dergi
Yaklaşık 5000 yıldır uzakdoğu’da uygulanan bir teşhis ve tedavi yöntemidir, akapunktur. Latince iğne (acus) ve batırma (punctura) kelimelerinden oluşmaktadır. Bütün düyada bir ‘Çin harikası’ olarak bilinse de aslında Türk kökenlidir. Son zamanlardaki kazılarda ele geçen Uygur Türkçesi ile yazılmış bir akupunktur atlası, bilinen en eski yazılı akupunktur belgesidir ve mevcut Çin kaynaklarından çok daha eskidir. (Akupunkturla ilgili yazılı en eski kaynak çince olan sarı imparatorun iç hastalıkları kitabıdır ve yazılım tarihi M.Ö. 200-500 yılıdır.) Tabi, akupunkturu bugüne kadar yaşatan da Çinlilerdir kuşkusuz. Kökeni Taoizme dayanan bir felsefi ve mistik yönü olan akupunktur, batı dünyası tarafından uzunca bir süre şüphe ile karşılanmıştır. Taoizmdeki varoluşta, öncelikle ‘Qi’ (yaşam enerjisi) oluşmakta, daha sonra Yin’i (dünya) ve Yang’ı (gökler) oluşturmakta, nihayetinde hem dünyanın hem de göklerin oluşuğu temel taşlar ‘beş element’ kavramı ortaya çıkmaktadır. Oluşan her nesnenin bir Yin bir de Yang tarafı olduğu, her Yin’in içinde biraz Yang, her Yang’ın içinde biraz Yin olduğu kabul edilmekte, ve Taoizmi temsil eden resim bunu simgelemektedir. İşte akupunktur bu felsefeye dayanarak; vücuttaki fonksiyon bozukluklarının ya da hastalıkların Yin-Yang dengesizliklerinden ve /veya Qi eksikliklerinden veya vücuttaki meridyen adı verilen kanallarda dolaşan enerjinin akışındaki bozukluklardan kaynaklandığını kabul eder. Akupunkturla, vücuttaki meridyenler üzerindeki belli noktalara iğne batırmak suretiyle, bozulan enerji akışının ve enerji azlığı ya da fazlalığının düzeltilmesi amaçlanır. Akupunkturda sadece tek bir hüner gerekir: İstenilen sonucu elde etmek için deriyi nereden uyaracağını bilmek..

Akupunkturun bugüne kadar yaşaması ve tüm dünyada kabul görmesi hiç de kolay olmamıştır. Dayandığı felsefe gereğince, 1864’de Çin’de akupunktur özellikle sarayda yasaklanmış, ancak halk arasında yaşamaya devam etmiştir. İşçi Devrimi sırasında bir kez daha diğer bilimlerle birlikte sekteye uğrayan akupunktur, 1944’te Mao’nun geçmeyen başağrılarına akupunkturla şifa bulması sonrası yeniden gözde olmuştur. Bu dönemde, Çin Tıbbı ve ilaç bilimi yeniden yapılandırılmış ve akupunktur yine eski popülaritesine kavuşmuştur. Akupunktur ve anestezi alanında yeni başarılara imza atılmış ve akupunktur iğneleri ile ağrı dindirmede yaratıcı gelişmeler kaydedilmiştir. Geleneksel Çin Tıbbı son 30-40 yıldır sürdürülen akılcı politikalarla değerine tekrar kavuşmuş ve tüm dünya bilim çevrelerinde yerini almıştır.
Günümüzde, Çin’deki Tıp Fakültelerinde Batı Tıbbının yanısıra geleneksel Çin Tıbbının da eğitimi verilmektedir. Öğrenciler ilk üç sene temel tıp bilimleri eğitimi aldıktan sonra isteklerine bağlı olarak ya 3 yıl batı tıbbı ya da 2 yıl geleneksel çin tıbbı eğitimi almakta, isterlerse bir diğerinin eğitimini üzerine ekleyebilmektedirler. Geleneksel Çin Tıbbının hastanelerde ayrı poliklinikleri bulunmakta, hemen her tür hastalığın teşhis ve tedavisinde kullanılmakta, ameliyatların yarısından fazlası akupunktur anestezisi altında uygulanmaktadır.
  Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Rapunzel / Aylin YILDIZ

04 October 2006 yazar dergi

Basit bir dil sürçmesinin bizi bu noktaya getirebilmesini hâlâ anlayamıyorum biliyor musun?
Evet, basit bir dil sürçmesi. Her şeyin başlangıcı. O gün ‘aşık olsam ‘ demek isterken ‘’aşık oldum ‘’ demem bizi nerelere getirdi. Seni üzmeyi istemezdim. İstememeliydim. Biz arkadaşız, arkadaştık… Bilmiyorum.
Hep beni neyin tetiklediğini düşünüp durdum. O bütün günler ve geceler boyu yaşadıklarımız, sinir savaşlarımız, hayal kırıklıklarımız,gözyaşlarımız. Evet gözyaşlarımız. Belki de ben bir deliyim, hep deliydim kim bilir?
Sonsuz bir iç sıkıntısı gibiydin. Sana söyleyebilirdim, bir daha görüşmeyebilirdik. Neden bunu yapmadım da bu yanlışlığı bilinçli bir yalana çevirdim? Ve o adamı hayatımıza sokuverdim. Sadece kendi hayatıma değil ikimizin de hayatına hem de.
Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Küresel güç olma yolunda Avrupa Birliği / Seha TISOĞLU

04 October 2006 yazar dergi

AB’ye giden yol : Yıkımdan Ortaklığa20.yüzyıl Kıta Avrupasını sarsan iki büyük savaş ile birlikte geride kaldı. 20. yüzyılda en karlı çıkan taraf 2.Dünya savaşın galibi olan ve uluslararası sistemin kontrolünü ele alan ABD olurken yüzyıllarca uluslararası sistemi kontrolü altına almak için savaşan Kıta Avrupa’sı ülkeleri oyun dışı kalmış oldu. 2.Dünya savaşından sonra Avrupa ülkeleri sistemin öznesi olmaktan çıkmış,ekonomik açıdan kendilerini toparlamaya çalışan ve bunun içinde ABD yardımına ihtiyaç duyar hale gelen ve bu yönüyle ABD’yi finanse eden ülkeler haline gelmişlerdi.
2.Dünya savaşı sonunda oluşan bu tablodan doğan rahatsızlığı ortadan kaldırmak için Avrupa’nın savaşın yararlarını kendisinin kapatması gerektiği düşüncesi doğdu.Böylece birleşik Avrupa fikrinin tohumlarıda atılmış oldu. Kendi sorunlarını kendi çözebilen bir Avrupa aynı zamanda barışçıl ilişkiler içerisinde savaştan uzak kalan bir Avrupa olacaktı. 9 Mayıs 1950 Bildirgesi veya diğer adıyla Schumann Deklerasyonu ile bu yoldaki ilk adım atıldı. Fransa ve Almanya , sanayinin en önemli maddeleri olan kömür ve çelik üretimini birlikte gerçekleştirecekti. Nitekim bu fikir Avrupa’da kısa sürede kabul gördü ve 1951 yılında imzalan Paris Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Paris Antlaşmasına Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg imza atmıştı. 2.Dünya savaşının kazanan ve kaybedenlerini bir araya getiren bu antlaşma , Kıta Avrupasının küresel bir aktör olma yolunda toparlanma adına attığı ilk ve en önemli adımdı. Avrupa yüzyıllar sonra birliktelik adına ilk kez bu kadar samimi davranmıştı.
Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Suskunluk / Gülşah TEZCAN

04 October 2006 yazar dergi


İnceden inceye,
yağıyor
yağmur.Narin damlalar,
iniyor
sönüp giden yeşillere
Kurşuni bir akşam
çökmüş;
gürültülü bi şehrin
gri
sahillerine…
Dönüp baktım,
Gökyüzü sessiz,
Sen yorgun,
Ben maviydim.
Duyumsamalar
ve tüm sanrılar
farkındalıklarla
anlatıyor kendini;
yitik kalan
yüreklere…
Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Marksizm 2 - Emek ve Sermaye / Adil GEZGİN

04 October 2006 yazar dergi

Meta öncelikle insanların gereksinimlerini karşılayan nesne demektir. Metanın iki değerinden bahsedilebilir. Birisi kullanım değeri. Nesnelerin insanların yararına olarak kullanılması onlara bir değer yükler. Havanın, suyun, yada ceketin, ayakkabının kullanım değeri olması gibi… Bir de değişim değeri vardır. Meta asıl olarak değişim değerini barındıran nesnedir. Yalnızca kişisel kullanım için üretilen nesneler yani toplumsal emeğin bir ürünü olmayan nesneler meta değildirler. “Metanın değeri” ifadesi de aslında onun değişim değerini belirtir. Kaç tane ceket ile kaç tane ayakkabı değiştireceğimiz her iki metaın değişim değeri ile belirlenir. Örneğin iki tane ceket bir tane ayakkabı ile değiştiriliyorsa bu ayakkabının değerinin ceketin değerinin iki katı olduğunu gösterir. Peki bu iki farklı meta nasıl birbiri ile değiştirilebilir, yada bu değişme işleminde varsayılan ve her iki meta için de karşılaştırılabilen temel öz nedir? Yani metaların değeri nereden gelir? Emek-değer teorisi bu sorunun cevabını şöyle verir: Her meta içinde belli bir miktar toplumsal emek bulundurur. Herhangi iki metanın birbiriyle değişimi toplumsal emek-zamanının oranlanması ile geçekleştirilir. Metaların değeri onların içinde bulunan somut insan emeğidir. İçinde emek bulunmayan nesnelerin değişim değerleri olmaz. Hava insan için çok gerekli olsa da kimse havayı satmaya kalmıyor. Ama diyelim ki hava da ancak toplumsal emekle elde edilse o da bir meta haline gelir.Metaların değişimlerinin daha kolay ve basit olabilmesi için hepsinin ortak bir meta ile olan değişim oranları baz alınmış ve para böylece genellikle altın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu şu demektir: x kadar A metaı = y kadar B metaı = z kadar C metaı = q kadar altın… Metaların dolaşım şekli meta-para-meta şeklindedir. Metaların asıl değerlerinin içlerinde somutlaşmış olarak bulunan toplumsal emek olduğunu söyledik. Fakat metaların fiyatlarını son tahlilde pazarda belirleyen şey alıcılar ile satıcılar arasındaki rekabettir. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Masallar Üzerine Bir Deneme / Cihan BALIKÇI

04 October 2006 yazar dergi

Masallar neden vardır? Şu teknoloji çağında çocuğuna masal okumamış anne-baba-büyükanne-büyükbaba var mıdır?
Neden hala masallara ihtiyaç duyarız. Sinema denilen şey büyükler için masal niteliğine sahip olmaz mı?Masallar hep çocuklar için olduğu sanılır. Genel olarak da doğrudur. Ancak iş büyüklere doğru kaydığında masalın naif anlamı, büyükler için uyutmaya döner.
Çünkü masal çocuklarda uykundan önce anlatılır. Bir yetişkin bir düşüncesini aktardığında, diğerleri bunu uyutma olarak kabul eder ve ‘masal okuma’ diye karşı çıkar.
Evet masal neden uykudan önce okunur, masal neden çocuklara has görülür…? Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

İlahi Dinlerin Tarihsel Gelişimi Açısından İslam / Selahattin ŞİPAL

04 October 2006 yazar dergi

Yeryüzünde demografik ve politik açıdan en önemli yeri işgal eden üç tek tanrılı dinin bugünlere geliş aşamasını kabaca ele aldığımızda karşımıza önemli benzerlikler çıkmaktadır.Bu benzerlikler gerek doğdukları coğrafyanın gerekse şartların gereksinimleri altında ortaya çıkmış ve günümüze dek gelmişlerdir. Dinin insan için ne gibi bir gereksinim olduğu sorusuna değinmek oldukça kapsamlı bir araştırmayı gerektirir ki bu yazının konusu bu değil.Ancak üç din açısından insan gereksinimlerinin bir sosyolojik araştırmaların yalnızca tarihsel süreç içerisinde incelenmeleri değil aynı zamanda ne gibi ihtiyaçları karşıladıkları açısından da yanıtlanması gereken pek çok soru olduğu kesindir. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Rutin bir gün / N.Gülendam DELEN

04 October 2006 yazar dergi

Sabahın mahmurluğundayım. Yine sürünüyorum yerlerde, yine sessizim, yine sıkkın, ama yine güler yüzlüyüm alabildiğine. Nasıl oluyorsa oluyor, odamın kapısını açar açmaz değişiveriyorum. Sihirli bir değnek değiyor yüzüme, kocaman gülümsüyorum. Bu sabah da mutluluk perisi gelmiş, beni kapıda selamlamasından belli.
Nasıl takılırsa her sabah dilime bir ezgi, bu günde dolanıp duruyor neden bilmem güzel bir türkü’nün sözleri. Sanki atölyedeyiz yine, tasavvuf yerine türkü dinliyoruz lakin bu kez ve yine sanki hep bir ağızdan “hadi hadi” sesleri geliyor kulağıma ve ben avaz avazdayım “tutam yer elinden tutam, çıkam dağlara dağlara…”Dağlara çıkmak ne kelime, ben merdivenlerden aşağıya inmek zorundayım sadece. Yankılanıyor aşağıya inerken ve bir elim havada, bir elim merdivenin pervazındayken sesim. Sanki iniyor ağır ağır, gerçekten dağlara çıkması gereken bir beden. O inişle dışımdaki oyun da başlamış oluyor. Mutsuzum zira aslında, her sabah bir peri mutlu yapsın beni diyorum kendime, tam da odamdan çıkarken ve neşe versin evime, aileme, üzülmesinler mutsuzluğumu fark edip de. O da kapıda karşılayıp yapıyor işte elinden geldiğince.
Selamlıyorum sonra olduğum yerden kibarca eğilerek, merdivenin altından garip garip bakan ve sabahları sinirli olan babamı bir elimle. Sanki yine diyor ki bakışlarıyla anneme “nereden buluyor sabahın köründe bu kız bu enerjiyi? Ya komünist şarkıları söylüyor, ya Müslüman ilahisi!!! Nereden öğreniyor, nasıl seviyor bu tuhaf şarkıları? Evet evet, kesinlikle bu kız bizim kızımız olmamalı…” Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

Güneş sisteminin oluşumu üstüne / Ömer MEREV

04 October 2006 yazar dergi
Güneş yaklaşık beş milyar yıl yaşında ve ikinci ya da üçüncü kuşak yıldızlardandır. Süpernova patlamalarının uzay boşluğuna püskürttüğü maddelerden oluşmuştur. Yapısı %71 hidrojen ve %26.5 helyum ve yaklaşık% 3.5 diğer elementlerden oluşmuştur. Güneş ve benzeri yıldızlerın sadece hidrojen ve helyumdan oluştukları gözlemsel olarak da bilinmektedir.Ayrıca gezegenlerdeki ağır elementlerin güneş sistemi içinde sadece binde üç’lük bir paya sahip olması, sistemin süpernova kalıntılarından oluştuğu düşüncesini desteklemektedir.   

Güneş sistemi merkezde “sıradan” bir yıldız olan güneş, bunun çevresinde dönen sekiz gezegen, cüce gezegenler(Pluton dahil),asteroidler, kuyrukluyıldızlar, gaz ve toz bulutları ile yaklaşık 12 milyar km. çapında dönen bir disk oluşturmaktadır. Bu disk, bunun dşında kalan Kuiper kuşağı ve Oort bulutu ile birlikte dinamik bir yapı halindedir. Bu dinamik yapı da Kepler ve Newton kanunlarıyla açıklanabilmektedir. Güneşin etrafından dönen gök cisimleri, güneşin ekvator düzleminde ve eliptik bir yörünge içinde hareket etmektedirler.  

  

 

 

 

Güneş sisteminin oluşumuna ilişkin kuramlar:Güneş sisteminin oluşumuna ait ilk bilimsel kuram Laplace Markisi Fransız Pierre Simon tarafından 1796 yılında atılmıştır. “Bulutsu Varsayımı” olarak adlandırılan bu kuram pek çok yönüyle kendisinden önce İngiliz Thomas Wright ve Alman İmmanuel Kant’ın öne sürdüğü düşüncelerden ayrılan ve gerçek olma olasılığı daha yüksek olan bir kuramdır. Laplace’a göre, önce yavaşça dönen dairesel biçimli bir gaz kütlesi geçirdiği bir dizi evrimsel süreç sonunda merkezde güneşin bulunduğu ve çevresinde gezegenlerin ve uyduların dolaştığı bir yapıya dönüşmüştü. Laplace, kuramında, gaz bulutunun soğurken sıcaklığını uzaya dağıtarak sıkıştığını ve dönme hızının, kenardaki merkezkaç kuvveti kütleçekimiyle dengelenene kadar arttığını varsayıyor ve bu aşamada ana kütleden koparak ayrılan parçaların gezegenlere dönüştüğünü ileri sürüyordu. Bu duruma göre uzak gezegenler ilk kopmayı oluşturmuşlardı ve bunun sonucunda Merkür en genç gezegendi.Daha sonra yapılan matematiksel hesaplamalar, ilk bakışta oldukça tutarlı görülen ve uzun yıllar bilim çevrelerinde kabul gören bu kuramı çürütmüştü. Sıkışma sırasında kopan parçaların gezegen oluşturamadan dağılacağı düşüncesi aşağı yukarı kesinlik kazanıyordu. Ayrıca bulutsu kuramı, gezegenlerin güneşin ekvator düzleminde bulunmasını anlaşılır kılmakla birlikte gezegenlerin ekvatoral düzleme göre eğikliğini açıklayamıyordu. Açısal momentuma göre böyle bir olayın gerçekleşebilmesi için güneşin dönüş hızının diğer uydularından çok daha fazla olması beklenir. Ama gerçekte güneş yavaş denebilecek bir hızla dönmektedir.

Kategori Bilim , Yorum yok »

AB, şimdilik darbenin önünde en büyük engeldir. / Özgür KÖSE

04 October 2006 yazar dergi
Başbuğ’dan irtica uyarısı
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ, Türk devrimine direniş hareketinin irtica ve gericilik olduğunu belirterek, “Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, irticai tehdit, bazı kesimler kabul etmese de kaygı verici boyutlara ulaşmaktadır” dedi.
  Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Aile içi şiddet / Selma ULUSOY

04 October 2006 yazar dergi

Şiddetin toplumsal yansımalarına bir örnek: AİLE İÇİ ŞİDDET
Şiddet olgusunu tanımlamadan önce şunu belirtmeliyim ki bu olgu şiddetin aktörü tarafından değil, genellikle kurban tarafından tanımlanır. Çünkü genellikle şiddeti uygulayan kişi tarafından bu edim olağan, meşru ve sürecin getirdiği herhangi bir son olarak görülür. Ya da aktör edimini meşrulaştırmaya da çalışabilir. ‘‘Fakat edimin ‘şiddet’ kategorisine düşmesi, tüm şiddet edimlerinde ortak bir ‘çekirdek’ amacın, en azından uygulanışında içerildiğine işaret eder. Bu amacı ortaya çıkarmanın ve varlığını özgün şiddet örneklerinde sergilemenin zahmete değer olduğu açıktır’’.‘‘ ‘Çekirdek amaç’ı açığa çıkarmada en elverişli bağlamı aktör ile(farklı görüşteki) tanık arasındaki siyasi ilişki sunuyor gibi. Bu tür siyasi ilişkilerin özüne ilişkin bir özellik, aktör ediminin meşruluğunu iddia ederken, tanıkların(ve kurbanların) gayri meşru olarak kınamalarıdır. Tutumlarının üstün gelmesine çalışan iki rakip taraf da sosyal kurallara ve değerlere seslenecek, ikisi de haklılığın kendi edimlerinde ya da görüşlerinde olduğu iddiasını ortaya süreceklerdir. Benim varsayımım, şiddetin çekirdek amacının bu durumda aktörlerin yüz yüze kaldıkları bir çelişkiden kaynaklandığı biçimindedir’’(Riches;1986:15).Şiddet genel olarak bir kişi ya da belli bir grubun başka bir kişi veya bir gruba uyguladığı fiziksel ve psikolojik baskı, bireyin kişiliğine zarar veren veya fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden eylemler silsilesi olarak tanımlanabilir.
Şiddet kavramı kapsamı itibariyle hayli geniş olduğundan burada sadece Türkiye’deki aile içi şiddet konusu ele alınacaktır. Türk aile yapısında genellikle şiddet uygulayan taraf erkek olduğundan burada erkeğin kadına ve çocuklarına uyguladığı şiddet konusu işlenecektir. ‘‘Aile içi şiddet, temelde bir erkek problemidir. Kadınların da kocalarına karşı şiddet kullandıkları konusunda kanıtlar varsa da, kadına karşı şiddet çok daha önemli bir problemdir. Çünkü genel olarak kadının kocasına karşı kendini savunmak ve dayaktan kaçmak amacıyla şiddet kullanması söz konusu olur’’(İçli;2004:406).
Tabii ki aile içi şiddetin birçok nedeni vardır. Fakat başlıca nedenleri arasında aile reisinin sosyo-ekonomik durumu, statü ve mesleği, karı koca arasındaki mesleki ve ekonomik farklar, ataerkil aile yapısı, toplumsal roller, kültürel etkenler, yetiştirilme tarzı, yanlış namus ve ahlak anlayışı, iletişim becerilerinin yetersiz olması ya da iletişim kopukluğu, şiddet uygulayanın psikolojik durumu ve geçmişi, alkol ve uyuşturucu kullanımı, medya ve kitle iletişim araçları sayılabilir.
Aile reisi-aile reisi bizim gibi ataerkil nitelikteki toplumlarda erkektir- ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için para kazanmak durumundadır. Fakat ülkemizdeki istihdam sorunu, insanların bazı meslekleri önemsememesi, ücreti yeterli bulmaması gibi nedenlerden dolayı erkekler bu yükümlülükleri yerine getiremez. Bu yüzden insanların içindeki şiddet ve saldırganlık dürtüleri su yüzüne çıkar ve bu sorumluluğu yerine getiremeyen birey ağır bir suçluluk duygusu içinde etrafındakilere zarar vermeye başlar. Çünkü toplum onu aile reisi olarak tanımlamıştır ve kişi de bu sorumlulukları yerine getiremeyince tek yol kalır: ŞİDDET(?).
Ayrıca erkeğin maaşı eşininkinden düşük olduğu durumlarda da benzer şeyler yaşanır ve bütün bunların nedeni tamamen toplumsal kaynaklıdır. Erkek sosyalizasyon sürecinde böyle öğrenmiştir. Erkek daima en tepede olmalıdır. Aile içinde egemenlik kurmanın ve kontrol mekanizması oluşturmanın önemli yollarından biridir bu. Toplumsal kabuller gereğince ailede en çok parası olanın sözü geçer.
Toplum erkeğe ve kadına roller yükler ve herkes kendi alanına giren işleri yapmak ve öyle davranmak zorundadır. ‘‘ ‘İdeal kadın’ genelde kocasının rahatını sağlayan, evini temiz tutan, ev ile ilgili çatışmaları çözen, seksi görünmeyen, saldırgan olmayan, erkeğin aksine itilimlerini kontrol edebilen biridir’’(İçli;2004:408–409).Ayrıca kadın evde oturmak, çocuk bakmak, evle ilgilenmek, çok çalışmak ve haftada üç kez eşiyle yatmak zorunda bırakılmıştır ve bu görevlerin en temel dayanağı din ve ahlaki yargılardır. Kadınlar inançları gereğince ve toplumla ters düşmemek adına bu rolleri yerine getirirler. Erkeğin baskı ve egemenlik kurmak için şiddete başvurması toplum tarafından desteklenmiş ve cesaretlendirilmiştir. Hatta bu davranış biçimi ailede kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Felsefe Üstüne / Selma ULUSOY

04 October 2006 yazar dergi

Felsefe düşünmek üzerine düşünmektir. Yüzyıllar önce insanların önce doğa ilgisini çekmiş daha sonra da kendilerine dönmüşlerdir. Böylece insan felsefesi başlamıştır. İnsan felsefesi Sokrates’le başlar ve Sokrates’le birlikte birçok düşünür adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar üzerine düşünmeye başlamışlardır. Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Seni özler bu yürek / Fahrettin PETRİÇLİ

04 October 2006 yazar dergi

seni özler bu yürek, delice severken.
yokluğunda ayaz yemiş yüreğim
sırılsıklam hasret yağmuruyla.
var olduğunu bilmesem eğer,
bilmesem sevdiğini
kaybolurdum dipsiz karanlıklarda.
ayrılık çöllerinde mecnun olurdum.
ya da bir yusuf,
susuz kuyularda çaresiz.züleyham, bir tanem, yeşil gözlüm alınma
isyan değildir sözlerim
pişman değilim sevdiğime…
böylesine severken seni
kahreder ayrılık,
hasret ateşi yakar, kavurur.
sevdamdır dile gelen,
isyanım değil.oysa isterdim ki;
bir ömür yanımda olasın bin ömre bedel…
gözlerin sıcacık baksın bana.
aşkınla eriyip sarhoş olayım.
yarınlarım olasın isterdim.
umudum olasın, benim olasın.
kollarımda olasın…
teninin kokusunu,
sevgiyle bakışını,
yürekten sevişini,
benden öte ben oluşunu,
bilmesem bütün bunları…
dayanmazdı bu yürek ayrılığa
aklım firar ederdi belkide.
Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , Yorum yok »

CHP üstüne… / Sadettin KOŞAR

04 October 2006 yazar dergi

Eski köye de eski adet yakışır!Bir doğum gününde “Nice yüzyıllara!” dileği hoşnutluk içinde karşılanır ve teşekkür edilir değil mi?Hiç dilekçi, “Aman haa! dağlara taşlara. O ne biçim dilek?” diye paylanır mı? 9 Eylül CHP’nin kuruluş yıldönümüydü. Baykal’ın ekipleri tüm yurtta partisinin doğum gününü kokteyllerle kutladılar. Ne bir seminer, konferans, panel ne de bir gösteri, toplantı daveti aldık. Halkın partisinde, halk da muhalefet de yoktu. Demokratik kitle kuruluşları, sendikalar, yerel inisiyatifin temsilcileri ya davet edilmemiş ya da icabet etmemişler!.. Cumhuriyet tarihimizin en çağdaş kadrosu tarafından kurulan Cumhuriyetimiz gibi, Cumhuriyet Halk Partisi de yalnız.. Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Evrim - Sonu Gelmez Tartışmalar / Merham FORAL

04 October 2006 yazar dergi

Aklın, Sokrates’ten bu yana, yobazlık ve hurafeye karşı açtığı savaş henüz kazanılmış değildir.
Isaac Asimov
Bilimlerin henüz gelişmediği insan merkezli dünyanın ilk dönemlerinde insanın kendisini ve içinde bulunduğu yaşamı algılama çabasının çoğunlukla mitolojik korkuların da etkisi ile teolojiyi doğurduğu bilinen bir gerçektir. Ancak gelişen akıl, teolojinin kendisine sunduğu açıklamaları yeterli veya doyurucu bulmadı ve bu durum zamanla insanoğlunu iki eylem için belli eğilimlere ve buna bağlı olarak da iki temel kampa yöneltti. Bu eylemlerden birincisi “bilmek” tir. Kişi içine doğduğu dünyayı algılar, görür ve bilir - ya da en azından bildiğini varsayar.
İkinci eylem ise “
inanmak“tır. Bilme gücü sona ulaştığında, önündeki bilinmezlik denizine karşı insanın iki temel seçeneği vardır; Tamamını oku »

Kategori Bilim , 1 Yorum »

Volkanlar / Ercan YAMYAM

04 October 2006 yazar dergi

Magmanın yerkabuğundaki etkinliği sonucu gelişen oluşumlara verilen “volkan” adı, Roma mitolojisindeki ateş tanrısı Vulcan’dan gelir. Volkan konilerinin, tanrıları yenilmez kılan silahları yapan usta ve ateş tanrısı Vulcan’ın yer altındaki atölyesinin bacaları olduğuna inanan eski Romalılar, volkanik etkinlik sırasında gözlenen patlama ve etkinlikleri ise, Vulcan’ın örsünden çıkan sesler ve kıvılcımlar olarak değerlendirmişlerdi . Tamamını oku »

Kategori Bilim , Yorum yok »

Şimdi bambaşka bir şiir

05 September 2006 yazar dergi

Ve…

Yalnızlığı
yoldaş edinmiş otururken
türküler dolanır diline… Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , 1 Yorum »

Laiklik ve Türkiye’deki Evrimi

04 September 2006 yazar dergi

Laiklik, temel olarak hiçbir tek tanrılı dinde yoktur. Hiçbir din, kendi kurallarını hiçe sayarak, “Benim kurallarım sadece inananların kalbindedir” diyemez. Bu en başta dinin, toplumu -benzetme yerindeyse- “adam etme” göreviyle çelişir. Hiçbir din, kurallarını sadece insana yönelik koymaz. Dinsel kurallar bütünü içerisinde toplum, bütün yer alır. Din, insanı toplumla birlikte adam etmeye çalışır. Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Globalleşme ve Türkiye

04 September 2006 yazar dergi

Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Zaman insanoğlunu en az kendisi kadar etkilemedi mi?

04 September 2006 yazar dergi

Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

Yüzyılı Iskalamak

04 September 2006 yazar dergi

Geçen yıllar gösteriyor ki ülkemiz insanının düşünce dünyası her yıl biraz daha katılaşmakta, kemikleşmekte. Tamamını oku »

Kategori Siyaset , Yorum yok »

Ah Ebru

04 September 2006 yazar dergi

Ebru, ah ebru….

Güzel bir kadın gibidir adın. Tamamını oku »

Kategori Edebiyat , 1 Yorum »

Marksizm

04 September 2006 yazar dergi

Giriş Tamamını oku »

Kategori Felsefe , Yorum yok »

İnsanın Evrimi / Ömer MEREV

04 September 2006 yazar dergi

Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinden itibaren çeşitli bilim dallarınca yapılan çalışmalar, insanın primatlardan oluştuğu sonucuna varılmasına neden olmuştur. Tamamını oku »

Kategori Bilim , 1 Yorum »

Dünya’da yaşamı tehdit edebilecek astronomik çarpışmalar üzerine

04 September 2006 yazar dergi

Pek çok insan evini ve işyerini çeşitli tehlikelere karşı sigortalama yoluna gider. Bunun için hazırlanan poliçeler genelde yangın ,hırsızlık,su baskını ve deprem gibi tehlikelere karşı düzenlenir. İyi ama, acaba kaç kişi evini ya da işyerini uzaydan gelebilecek bir tehlikeye karşı sigortalamıştır ? Sanırım bu riski de içine alan pek fazla poliçe olmasa gerek. Asıl soru ise, buna gerçekten ihtiyaç var mı, ya da daha büyük boyutta bir tehlike söz konusu olabilir mi?
Dünya ile bir gökcisminin olası çarpışması Tamamını oku »

Kategori Bilim , 1 Yorum »

Retorikler (Ben Sorarım Arkadaş) / Sadettin KOŞAR

04 September 2006 yazar dergi

Sorular basit.
Yanıtları da öyle! Tamamını oku »

Kategori Siyaset , 1 Yorum »