Bir “Eleştiri” Komedisi / Cihan BALIKÇI

 

 

 

Stalinizmin Komik Marksist Tahlili Üzerine
Yazıyaz Dergisi’nin Ocak 2007 sayısında Özgür Mutlu imzası ile ‘Stalinizmin Marksist Tahlili’ başlıklı bir yazı yayınlanmıştır. Okuduğunuz yazı, bahsi geçen yazıya karşı bir yazıdır. Yazıda zaman zaman uzun alıntılar yapmak zorunda kaldık. Bu zorunlu nedenden dolayı okuyucudan özür dileriz.


Marksist, Sosyalist kimdir?
Mutlu, yazısının hemen başında “Bugünlerde kendilerini “sosyalist” olarak tanımlayan kişiler, genel anlamıyla Stalinizmi savunmakta ve bu düşünceyle Marksistlere karşı gelmektedirler.” düşüncesi ile birlikte “sosyalist = Stalinist” olarak tanımlamıştır. Ve aynı sınırı belli olmayan bir ifadelendirme ile bu “sosyalistleri” “Marksistleri” karşısına yerleştirmiştir.


Komünistler ve sosyalistler arasındaki ayırım Komünist Manifesto’da da ele alınmıştır. Ama ne ele alma? Tanımları bir yana bırakarak Marx ve Engels’in ele aldıkları içinde “sosyalist” geçen başlıklarına bir bakalım:


III. Bölüm Sosyalist Yazın
1.Gerici Sosyalizm
A.Feodal Sosyalizm
B.Küçük Burjuva Sosyalizmi
C.Alman Sosyalizmi ya da “Hakiki Sosyalizm”
2.Tutucu Sosyalizm ya da Burjuva Sosyalizmi
3.Eleştirel Ütopik Sosyalizm ve Komünizm “ (bkz. Komünist Manifesto, Marx & Engels, http://www.kurtuluscephesi.com/marks/manifesto.html


En başta belirtelim Marx ve Engels en başta tek bir sosyalist tanımı yapmamıştır. Ve aynı zamanda en önemlisi komünistleri sosyalistlerin karşısına koymuşlardır. Siyasi olarak kökenleri kabul ettikleri Saint-Simon’un, Fourier’nin, Owen’ın ‘sosyalistliğini’, ele aldıkları sosyalist düşünceler ve tarihsel sınırlar içinde en ileri biçimde tanımlamışlar ama en sert biçimde de eleştirmekten geri durmamışlardır:


Eleştirel-ütopik sosyalizmin ve komünizmin önemi, tarihsel gelişmeyle ters orantılıdır. Modern sınıf savaşımının gelişmesi ve belli bir biçim alması oranında, savaşımdan bu hayali ayrı kalış, ona yapılan bu hayali saldırılar bütün pratik değerlerini ve bütün teorik haklılıklarını yitiriyor. Dolayısıyla, bu sistemlerin kurucularının birçok bakımlardan devrimci olmalarına karşın, bunların öğretilileri, her keresinde, salt gerici tarikatlar kurmuşlardır. Bunlar, proletaryanın ileriye doğru tarihsel gelişimi karşısında sıkı sıkıya ustalarının eski görüşlerine sarılıyorlar. Dolayısıyla bunlar, durmadan, sınıf savaşımını köreltmeye ve sınıf karşıtlıklarını uzlaştırmaya çabalıyorlar. Bunlar toplumsal ütopyalarını, yalıtılmış “phalanstéres” yaratmayı, “Home Koloniler” kurmayı, bir “Küçük İkarya” —Yeni Kudüs’ün küçük boy baskıları— kurmayı deneyler yoluyla gerçekleştirme düşü görüyorlar ve bütün bu düşlerini gerçekleştirmek için burjuvazinin duygularına ve keselerine seslenmek zorunda kalıyorlar. Bunlar giderek yukarıda betimlenen gerici [ya da] tutucu sosyalistler kategorisine düşüyorlar ve onlardan ancak daha sistemli olan bilgiçlikleriyle ve kendi toplum bilimlerinin mucizevi etkilerine olan bağnaz ve batıl inançlarıyla ayrılıyorlar.

Bunlar, bu yüzden, işçi sınıfından gelen her türlü siyasal eyleme şiddetle karşı çıkıyorlar; bunlara göre bu tür eylem, ancak, yeni İncil-i Şerif’e olan kör inançsızlıktan ileri gelebilir. (Marx & Engels, age)
Marx ve Engels’in ifadesi ile en ilerici sosyalist bile “sınıf savaşımını köreltmeye ve ‘sınıf karşıtlıklarını uzlaştıran’dır.
Şimdi elimizde bizzat Marx tarafından kaleme alınmış bir sosyalist tanımı varken, Mutlu, Stalinizmi eleştirme adına, hiçbir teorik kaynak belirtmeden, bir sosyalist terimini ortaya atıp, daha sonra sosyalisti Stalinizm ile eşleştirip, daha sonra da Stalinizmin Marx-dışı ilan ediyor.


Öncelikle Stalin’i Marx dışı ilan edebilirsiniz. Ama bu dışa çıkarma çabasında en ‘son noktada sınıfları uzlaştıran’ sosyalistler üzerinden yapamazsınız. Stalin’e karşı her türlü kini besleyebilirsiniz, ama Stalin’i “proletarya ile burjuvaziyi uzlaştıran kişi” olarak sunamazsınız. Aksini kanıtlamak zorundasınız.


Eğer kanıtlayamıyorsanız ya sosyalist teriminin Marksist literatürde nasıl tanımlandığını bilmiyorsunuz demektir ya da kendi düşüncenizi ortaya atmak için desteksiz tanımlar üretiyorsunuz demektir.
Sonuç 1: Stalin, Marx’ın Komünist Manifesto’da tanımladığı gibi “sosyalist” değildir.


Sosyalist Topluma Nasıl Gidilir?
Mutlu, ‘Sosyalist Toplum Yapısına Giriş’ başlığı altında, ciddi külliyat tutabilecek bir konuyu sadece Marx’ın tarih dizgesini sunarak anlatıyor. Ama gözden kaçan bir durum var. Marx’ın dizgesi sonuçtur, neden değil. Yani Marx’ın beşli şeması tarihsel koşulların ürünüdür, tam tersi biçimde şema tarihsel koşulları yaratmaz.


Örneğin Mutlu, sosyalist ve komünist toplumun Marx için neden tarihsel bir zorunluluk olduğunu ve neden komünist toplumu 2 aşamaya böldüğü hakkında , ve bunun Marx’ın hangi tarihsel koşullara dayandırdığı hakkında hiçbir bilgi vermez. Bu bölüm yazıda “Marx öyle yazmış”, anlamı dışında bir şey vermiyor.


Marx komünist toplum düşüncesini bizzat kapitalizme dayandırır. Ünlü beşli şeması da ,ilkel komünal ve komünist toplum hariç, mülkiyet fikri üzerine koyulur. Son mülkiyet biçimi burjuva olduğu için ve burjuva mülkiyeti proletaryanın mülksüzleştirilmesine dayandığı için, Marx komünist toplumun yaratıcısı olarak proletaryayı gösterir.


Her sınıflı toplum tarihte geri dönülmez biçimde bir sonraki sınıflı toplum biçimine geçer. Marx’a göre kapitalizm de dahil hariç. Çünkü kapitalizm son sınıflı toplum biçimi değildir. Son sınıflı toplum biçimi hem sınıflı toplum özelliklerini barındıran ama aynı zamanda kendi karşıtını da barındıran sosyalist toplumdur. İşçi sınıfı sınıfsız topluma giden aşamadaki en temel sınıftır. Ve tarih sahnesinde kendisini de dahil bütün sınıfları yok edecek yegane sınıftır. (Not: Marx ve Lenin’den bu konu ile ilgili alıntıları aşağıda bulacaksınız.)


Marx’a göre hem sınıflı toplumların kendi dönüşümleri hem de sınıfsız topluma giden yol asla barışçı değildir. Çünkü sınıflı toplum doğası gereği zor üzerine kuruludur. Ve bu zor ancak ve ancak zor ile çözülür. Buna da devrim denir.
Her devrimin o devrimin oluşturacağı yeni toplumsal koşulları sağlayacak bağımsız bir sınıfa ihtiyacı vardır. Kapitalizm için bu sınıf burjuvazi, sosyalizm içinse işçi sınıfıdır. Bağımsız sınıf demek o sınıflı toplumun temel dinamikleri ile var olan ve en uç kutuplarında yer alan sınıflar demektir. Feodalizmde feodallere karşı köylüler, kapitalizmde burjuvaziye karşı işçi sınıfıdır.
Sosyalist toplum bu bağlamda işçi sınıfı önderliğinde yapılacak bir devrimle ancak kurulabilir. Çünkü kapitalist toplumda mülksüzleştirilen işçi sınıfı diyalektik olarak mülk sahiplerini mülksüzleştirecek güce sahip tek sınıftır.
Sonuç –2: Komünist topluma Marx’ın beşli seması ile geçilmez, tersine toplumsal şartlardan dolayı beşinci toplum biçimi sosyalizmdir. Ve bir yazar en azından bu toplumsal zorunluluğun varlığını dillendirmek zorundadır. Aksi halde Marx’ın baş aşağı duran Hegel’den farkı kalmaz.

Devrimin yerelliği evrenselliği sorunu.
Mutlu, bu konuda hemen bir yargıyı sunuyor: “Proleteryanın zaferi, Dünya çapında olmadıkça tam olarak bir zafer değildir.”. Buna dayanak olarak da Lenin’in 7.Kongre’de yaptığı bir konuşmaya gönderme yapar.
Marksist literatür incelemesinde tartışmalarda çok sık yapılan bir hata vardır. Bir düşünce genel düşünce ile çelişik görünmesine rağmen yazıldığı koşulların göz ardı edilmesi.


Bunun en güzel örneği Lenin’in NEP politikalarıdır. Nisan Tezleri’de olarak bilinen tezlerde Lenin sosyalist topluma geçebilmek için kapitalizmin gelişmesine olanak tanınması gerektiğini belirtir. Lenin’in tezleri en başta Stalin tarafından bile anlaşılmamış ve Bolşevik parti tezleri reddetme noktasında gelmiştir. Lenin’de buna karşı, partiyi istifa etmek ve yeni bir parti kurmakla tehdit edince, Bolşevik parti tam kavramadığı tezlere onay vermiş ve tarih tarafından bu tezler doğrulanmıştır. Düşünün lütfen Lenin gibi bir devrimci kapitalist işletmelere izin veren bir görüş ortaya atması çelişik bir durum değil midir?
Değildir. Eğer Lenin “kapitalist sınıfı yaratmak lazım ve iktidara gelmesi lazım” deseydi, o zaman çelişik olurdur.
Mutlu Stalin’in Tek Ülkede Sosyalizm alıntısından sonra diyor ki “ Oysa bu cümleler Marksizmin temellerinden biri olan Dünya devrimi teorisi ile çelişmektedir. Çünkü Marksizme göre sosyalizm sadece dünya ölçeğinde bir devim sonucunda gerçekleşir. “
Hangisinden başlamak lazım?


Öncelikle ‘Dünya devrimi’ Marksizmin temeli değildir. Aksini yazar Marx’tan bir alıntı ile kanıtlamak zorundadır. Marx kendi döneminin tarihsel koşulları içerisinde “Dünya devrimini” mümkün gördü demek ayrı bir şeydir dünya devrimi olmazsa sosyalizm olmaz demek başka bir şey. Bu ayırım nedeni ile Stalin’in düşüncesi, kendi zamanında ortaya çıkan bir durumun teorik ifadesidir. Ve sosyalist toplumun yaratılması noktasında a) burjuvaziyi devirmek b) işçi sınıfının iktidarı ele alması noktasında tamamen Marksist durumdadır,


Tek ülkede sosyalizm içinde aynı hata yapılır. Avrupa sosyalizmi fikri Marx zamanında geçerli ve gerçekçi bir düşünceydi. Ancak Engels ölümüne yakın bir zamanda kapitalizmin hala gelişmekte olduğunu göremediklerini ifade ederek, Avrupa’da devrimin top yekün olma şartını tartışmaya açar.


İkinci olarak tek ülkede sosyalizm tartışması teorik olarak kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasına dayanır.
Mutlu Lenin’den bir alıntı yaparak Lenin’in Tek Ülkede Sosyalizm düşüncesine karşı olduğunu göstermek istiyor. Ama bakın 1915 yılında Lenin neler yazmış:


Eşitsiz iktisadi ve siyasal gelişme, kapitalizmin mutlak yasasıdır. Böylece, sosyalizmin zaferi, önce bir kaç, ya da hatta yalnız bir tek kapitalist ülkede olanaklıdır. Bu ülkenin başarılı proletaryası, kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve kendi ülkesinde sosyalist üretimi örgütledikten sonra, öteki ülkelerin ezilen sınıflarını kendi davasına çekerek, bu ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmalara yol açarak, ve sömürücü sınıflara ve onların devletine gerektiğinde silahlı kuvvetlere karşı koyarak, dünyanın geri kalanını kapitalist dünyanın karşısına çıkaracaktır. (Stalin, Leninizmin İlkeleri, 1979,sf. 169, boldlar bana ait. Stalin’in alıntıladığı metin için bkz: Lenin’in Marx-Engels Marksizm, sf.333)


Şimdi şu soruyu sormak şarttır. Lenin yalan mı söylüyor? Ya da Lenin kendisi ile mi çelişiyor? Lenin, bir tarihte “tek ülkede sosyalizm mümkün” derken, başka bir tarihte “Avrupa’da devrim” bekliyor. Bu çelişkili değil mi?
Eğer Mutlu gibi okursak Marksist metinleri, yani tarihsel ve güncel bağlamdan kopartırsak, o zaman çelişki olur. Lenin’in “Avrupa devrimi bekliyoruz” cümlesini sarf etmesi, Avrupa’daki bir devrimin Bolşevik devrimini inanılmaz rahatlamasına yöneliktir. Yoksa tek ülkede sosyalizmin kurulamayacak olmasına değil.


Yazarımızın tek ülkede sosyalizmin nasıl mümkün olacağının iddialarına dair, Stalin’i suçlamak yerine, bir başka düşüncesi yok. Yani yazarımız kalkıp da tek ülkede sosyalizm tartışmasının teorik olarak neye dayandığını en azından okumak zahmetine katlanmadığı belli. Çünkü eğer okumasını yapmış olsaydı, ilk etap da muhatabı olan Stalin’i okuması gerekecekti. Bakalım Stalin tek ülkede sosyalizmi neye dayandırıyor?


Ama tek bir ülkede burjuvazinin iktidarı yerine proletarya iktidarını kurmak, henüz sosyalizmin tam zaferi değildir, iktidarı sağlamlaştırdıktan sonra ve köylülüğe öderlik ettikten sonra, muzaffer ülkenin proletaryası sosyalist bir toplum kurabilir ve kurmalıdır. Ama bu, sosyalizmin tam zaferi, kesin zaferi böylelikle elde edecek demek midir? Başka bir değişle,bu, proletarya, yalnız kendi ülkesinin güçleri ile sosyalizme kesin olarak kurabilir ve ülkede, dışarıdan müdahale tehlikesine ve bunun sonucu olarak kapitalizmin yeniden diriltilmesi tehlikesine karşı tam güvenlik içinde olabilir demek midir? Kuşkusuz, bu demek değildir? Bu güvenliğin sağlanabilmesi için devrimin hiç değilse birkaç ülkede başarıya ulaşmış olması gerekir. Bu yüzden, devrimin öbür ülkelerde geliştirmek ve desteklemek, başarılmış olan devrimi, kendisini, kendi kendine yeter bir varlık olarak değil, b,r yardımcı, öbür ülkelerde proletaryanın zaferini hızlandırmaya yarayan bir araç olarak kabul etmelidir. (Stalin, age, sf.41, bold bana ait)
Eğer fesat bir düşünme biçimimiz yoksa, Stalin’in tek ülkede sosyalizmin kesin zaferini tek ülkeye bağlamadığını görmemek için kör olmak lazım. Stalin tek ülkede sosyalizmin zaferini birbiri ile bağlantılı iki şarta bağlıyor.


1-Ülke içinde iktidardaki proletarya önderliğinde köylülüğün gelişmesi
(ve işte burası düğüm noktası )
2- En az bir kaç ülkede proletaryanın iktidarı ele geçirmesi. (İlla bir Avrupa devrimini değil.)
Ve Stalin proletaryanın iktidarı ele geçirdiği ülkeye de şu görevi biçiyor. Diğer ülke proletaryalarına yardım. Stalin’in bu düşüncesinin pratik sonucu 2. Emperyalist paylaşım savaşından sonra dünyanın 1/3’nün sosyalist kapma kazanması ile sonuçlanmıştır. Tabi eğer savaş sonrası sosyalist olan ülkeleri Sovyetlerin Uydusu düşüncesi ile algılanmıyorsanız.
Yukarıdaki alıntılarla yazarın tek ülkede sosyalizm konusunda hiçbir şey bilmediğini söylemek hakkımız doğmuştur ve söylüyoruz.
Üçüncü olarak Lenin’in alıntı yapılan metini doğru okumak gerekir. Lenin alıntı yapılan metinde “biz devrimi yaptık ama Avrupa’yı bekliyoruz” demiyor. Yapmak zorunda kaldık, diyor. Ve o kongrenin olduğu tarihsel koşullarda hala daha bir Avrupa devrimi ihtimali vardı. Ama Lenin, Avrupa’yı beklemek demenin devrimi en başta kendi kendine boğmak demek olacağını bildiği için, tek ülkede sosyalizm kurulması, dikkat ediniz zaferini değil kurulmasını, teorik bir tartışmadan çıkarak, gerçek bir eyleme dönüşmüştür.
Ayrıca kapitalist sistemin kendisi dahi dünyada aynı anda ortaya çıkmamıştır. 500 yıllık bir süreç içinde neredeyse tek tek ülkeler bazında sistem ortaya çıkmıştır.


Evet 150 yıl öncede, bu günde bir dünya devrimi koşulları vardır. Bu bir dünya devrimi için önemli fırsattır. Ama unutulan iki şey vardır. Burjuvazi o dünyayı korumak için tek bir parçasını dahi kaptırmamak için direnecektir. İkincisi Marx zamanında da devrim beklenen ülkeler kapitalist sistem içinde olan Avrupa için geçerlidir. Peki ya dünyanın geri kalanı. Marx zamanında dünyanın bir kısmı kapitalist (Avrupa – Amerika) , bir kısmı feodal (Asya) ve bir kısmı köleci yada ilkel komünal ( Afrika). Avrupa’da devrim olsaydı o zaman da diğer kıtalar mı beklenecekti?


O dönem için bahsedilen dünya gerçek anlamı ile tüm dünya değil, kapitalist dünyadır.
Son olarak Paris Komünü oluştuğunda ne Marx ne de Engels, Fransızlar’a “diğer ülkeleri bekleyin” dememiş ve Paris Komünü’ne bir fiil katılmışlardır. Ayrıca Marx’ın Paris Komünü’nü ele aldığı yapıtlarında da, Komünün’ün yenilme nedenleri arasında hiçbir şekilde “diğer ülkelerde devrimin beklenilmemesi” gibi bir neden sunmamıştır. Tam tersine, o ana ait koşulların (Paris bankaların devletleştirilmesindeki gecikme, askeri olarak düşmana karşı yeterli hazırlık yapılmamasını) Paris Komününü yıkım nedenleri arasında en temel noktalara koymuştur.


Sonuç-3: Tek ülkede sosyalizm mümkündür. Tek ülkede sosyalizmi zaferi ülkdeki proletaryanın devlet olarak örgütlenmesi ve en başta köylülük ile ittfakı; ülke dışına ise en az birkaç sosyalist devletin varlığına bağlıdır. Konun tartışılma biçimi de , en azından yazıda sunulduğu gibi desteksiz olmamalıdır.


Proletarya Diktatörlüğü = Sosyalist Toplum
Mutlu diyorki, “Stalin’in sosyalizmi tahrif etme girişimlerinden biride, sosyalizmin proletarya diktatörlüğüyle aynı şey olduğunu söylemesidir. Bu teoride “ tek ülkede sosyalizm” teorisini destekleyici niteliktedir. “


Böyle bir iddiada bulunmak Marksizim’den zerre kadar bir şey anlamamak demektir, cahillik demektir. Proletarya diktatörlüğü sorununu nefis biçimde ele alan Lenin’in Devlet ve İhtilal kitabını en başta Mutlu’ya şiddetle öneririm. Çünkü Lenin’in kitabında proletarya diktatörlüğünün sosyalizmle eşitlenmesinin Stalin’e ait bir düşünce olmadığı, tam tersine öncelikle Lenin’e, ve onunda öncesinde Marx’a ait olduğunu berrak bir biçimde görecek ve sanırım şaşıracaktır.


Örneğin:
… Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında —diye sürdürür Marks,— kapitalist toplumdan komünist topluma devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Bu döneme, devletin proletaryanın devrimci diktatorasından başka bir şey olamayacağı bir siyasal geçiş dönemi karşılık düşer…” (Bakınız: K. Marks ve F. Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınları, Ankara 1976, s. 40-41 aktaran Lenin , Devlet ve İhtilal,
bkz: http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/devlet, bodlar bana ait)
….Sonra, kapitalizmden komünizme geçiş döneminde, bastırma gene zorunludur; ama bu kez sömürülen bir çoğunluk tarafından sömürücü bir azınlığa karşı uygulanır. (Lenin, age, bold bana ait)

Lenin’in kitabı çok daha verimli bilgiler ve tartışmalar içerir. Ama en azından bu iki alıntı ile Proletarya diktatörlüğünü sosyalizmle eşitleyenin sadece ve keyfi olarak Stalin olmadığını en başta Marx tarafından ve sonrasında Lenin tarafından da doğrudan bu şekilde , yani proletarya diktatörlüğü = sosyalizm biçiminde, olduğu açık ve net biçimde ortaya çıkmıştır.


Yanlışlar Silsilesi
Mutlu’nun diğer yanlışlarını tek başlık altında devam edelim.
1- Mutlu, yine hiçbir kaynak belirtmeden derki ; “Stalin, sosyalizm geliştikçe sınıf savaşımlarının da artacağını ifade eder.”
Öncelikli soru şudur: Stalin bunu nerede demiştir? Bununla birlikte Stalin sosyalizmde sınıf savaşımları artacağını söylemişse, bu, egemenliğini kaybeden burjuvazinin işçi sınıfı devletini yıkmak için eskisinden daha çok saldıracağı anlamında söylemiş olabilir mi? Ki Lenin’de bunu söyler: “Sonra, kapitalizmden komünizme geçiş döneminde, bastırma gene zorunludur; ama bu kez sömürülen bir çoğunluk tarafından sömürücü bir azınlığa karşı uygulanır. “ ( Lenin, age, boldlar bana ait)


Dikkat edilirse, yenilen sınıf tarihte hiçbir zaman, koşullar ortadan kalkmadan teslim olmaz. Bu nedenle , yazarın Stalin’e atfettiği, sosyalizm geliştikçe sınıf savaşımları artacağı ifadesi, iktidarı kaybetmiş sınıflara karşı söylenen bir cümle olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak yazarımız kaynak belirtmediği için sadece varsaya biliriz.


Ayrıca sosyalist toplumda burjuva hukukunu değil ama burjuva devletinin varlığını Lenin nefis biçimde gösterir:
Demek ki, komünist toplumun (genellikle sosyalizm adı verilen) birinci evresinde, “burjuva hukuku” tamamen değil, ancak kısmen, ancak ekonomik devrimin yapılmış bulunduğu ölçüde, yani ancak üretim araçlarıyla ilgili olarak yürürlükten kaldırılmıştır. “Burjuva hukuku”, bireylerin üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetini tanıyordu. Sosyalizm üretim araçlarını ortaklaşa bir mülkiyet haline getirir. İşte bu ölçüde, ama ancak bu ölçüde “burjuva hukuku” yürürlükten kaldırılmış olur.


Ama bunun dışında, ürünlerin bölüşümü ve çalışmanın toplum üyeleri arasındaki dağılımının düzenleyicisi olmak bakımından (burjuva hukuku) yürürlükte kalır. “Çalışmayan yemez”: Bu sosyalist ilke, şimdiden (Komünist toplumun ilk evresinde -ç.) gerçekleşmiştir; “eşit nicelikte emeğe, eşit nicelikte ürün”: bu öteki sosyalist ilke de, şimdiden gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, bu henüz komünizm değildir, ve henüz, eşit olmayan insanlara eşit olmayan (gerçekte eşit olmayan) bir emek tutarı için, eşit bir nicelikte ürün veren “burjuva hukuku”nu ortadan kaldırmaz.


İşte bu bir “sakınca”dır, der Marks; ama bu sakınca, komünizmin ilk evresinde kaçınılmaz bir şeydir, çünkü, kapitalizm yıkıldıktan hemen sonra, insanların, hiçbir tür hukuk kuralı olmaksızın toplum için çalışmayı hemen öğrenecekleri, ütopyaya düşmeden düşünülemaz; kaldı ki, kapitalizmin ortadan kalkışı, böylesine bir değişikliğin ekonomik öncüllerini hemencecik vermez….

.
Bundan şu sonuç çıkar ki, komünist rejimde, belirli bir zaman boyunca, yalnızca burjuva hukuk değil, burjuva devlet de sürer —ama burjuvazisiz burjuva devlet!” (Lenin, age)
Şimdi bir ‘Aman Tanrım’ nidasının çıkması gerekir. Hem Marx hem de Lenin sosyalist toplumda bile hala burjuva devletinin varlığını mümküm kılıyor. Şimdi Marx Marksist olmayabilir mi?


Elbette hayır. Burada göstermek istediğimiz teorileri toplumsal koşullar belirler, beynimiz değil. Stalin eleştirisi adına Mutlu, devamda tekrar göstereceğimiz gibi, bildiğini iddia ettiği Marksizm hakkında hemen hiçbir şey bilmediğini ortaya koyar. Stalin’i eleştirme adına, ki eleştirme hakkı vardır, kendi kafasında düşündüklerini Marx’ın altında sunmaya çalışır. Ancak zahmet edip Stalin’e olumsuz biçimde atfettiği konuların Marx’a nasıl ele alındığını sorgulama zahmetine girişmiyor.


2- Yine Mutlu diyor ki, Stalin’e göre sosyalizm sınıflı bir toplumdur. Ve ekliyor “Marskizm’e göre sosyalizm sınıfsız bir toplumdur”. Bir yazar bu iddiasını kanıtlamazsa düşeceği durum vahim olur. Çünkü aksini kanıtlamak çok daha mümkündür.
Yine de belirtelim sosyalizm sınıflı bir toplumdur. Ve bunu Stalin’den önce Marx söyler.


Demek ki, komünist toplumun (genellikle sosyalizm adı verilen) birinci evresinde, “burjuva hukuku” tamamen değil, ancak kısmen, ancak ekonomik devrimin yapılmış bulunduğu ölçüde, yani ancak üretim araçlarıyla ilgili olarak yürürlükten kaldırılmıştır. “Burjuva hukuku”, bireylerin üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetini tanıyordu. Sosyalizm üretim araçlarını ortaklaşa bir mülkiyet haline getirir. İşte bu ölçüde, ama ancak bu ölçüde “burjuva hukuku” yürürlükten kaldırılmış olur.


Ama bunun dışında, ürünlerin bölüşümü ve çalışmanın toplum üyeleri arasındaki dağılımının düzenleyicisi olmak bakımından (burjuva hukuku) yürürlükte kalır. “Çalışmayan yemez”: Bu sosyalist ilke, şimdiden (Komünist toplumun ilk evresinde -ç.) gerçekleşmiştir; “eşit nicelikte emeğe, eşit nicelikte ürün”: bu öteki sosyalist ilke de, şimdiden gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, bu henüz komünizm değildir, ve henüz, eşit olmayan insanlara eşit olmayan (gerçekte eşit olmayan) bir emek tutarı için, eşit bir nicelikte ürün veren “burjuva hukuku”nu ortadan kaldırmaz.


İşte bu bir “sakınca”dır, der Marks; ama bu sakınca, komünizmin ilk evresinde kaçınılmaz bir şeydir, çünkü, kapitalizm yıkıldıktan hemen sonra, insanların, hiçbir tür hukuk kuralı olmaksızın toplum için çalışmayı hemen öğrenecekleri, ütopyaya düşmeden düşünülemez; kaldı ki, kapitalizmin ortadan kalkışı, böylesine bir değişikliğin ekonomik öncüllerini hemencecik vermez.” ( Lenin, age)


Kavramları doğru kullanmak gerekir. Sosyalizm, Marx’a göre komünist toplumun birinci evresidir. Ve iktidarında işçi sınıfı yer aldığı için doğrudan sınıflı bir toplumdur. Ancak bu öyle bir sınıflı topludur ki, sınıfsız toplumun temelini içerisinde barındıran, diyalektikte karşıtların birliğine denk gelen, sınıfsız olmaya başlayan sınıflı bir toplumdur. Komünist toplumun ikinci aşamasındadır ki sınıflı toplum yoktur.


Sınıfsız toplumun Marx’taki karşılığı sosyalizm değil, komünizmdir. Bu kesin ve nettir. Herkes tarafından bilinen ve Marx’ın yapıtlarında da yer alan bir kavramlaştırmayı kendi kafamızda göre eleştiri içerisinde değiştirmek en azından bilimsel açıdan ciddiyetsizlik demektir.


Stalin Eleştirisi Yapmak
Elbette Stalin’i eleştirmek gerekir. Ama öncelikle doğru zemine dayanarak. Örneğin Mutlu’nun yazısını şuan yaşıyor olsaydı öncelikle Troçki’nin gülerek okuyacağı kesin. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, Stalin’i eleştirmekle öyle meşgulken, öncelikle Marx’a ait olan düşünceleri ‘yanlış’ kabul edip, sırf Stalin söyledi diye eleştirmeye kalkışmıştır ve Stalin’i yanlış ilan ederken, komik biçimde Marx’ı da yanlış ilan ettiğinin farkında bile olamamıştır.


Stalin eleştirilirken ilk yapılması gerek Marx’ın şu sözünü unutmamakla başlar: İnsanlık önüne çözebileceği sorunlar koyar. Stalin eleştirisinin iki yönü vardır. Bu yönlerden birincisi devrimci ikincisi karşı-devrimci yöndür.
Stalin’i kendi toplumsal koşullarına uygun olarak neyi, ne kadar, nasıl yaptığını eleştirmek ve eksikliklerini saptamak devrimci bir girişim olur.


İkinci olarak ise Stalin’i devrimi koruduğu için eleştirmektir ki, bu dünya burjuvazisinin arzuladığı bir durumdur.
Stalin işçi sınıf önderleri içersinde işçi sınıfının bağrından çıkmış ender önderlerden birisidir. Marx, Engels, Lenin, Troçki, Buharin, Enver Hoca, Castro ve bir çok devrimci önder burjuva ya da küçük burjuva kökenlidir. Ama bu onların devrimci olmayacağı anlamına gelmez. Tam tersine Marxsizmin iddiası gibi, devrimci önderler ilk başlarda iktidardaki sınıf içinden çıkacaktır.
Stalin bu anlamda işçi sınıfı içinden çıkmış ilk önderlerden birisidir. Ve kitaplarda yazan sınıf savaşımının içinden, bizzat işçi olarak ortaya çıkmıştır. Ve iktidara geldiğinde o işçi sınıfın diktatoryasının fiili uygulayıcısı olmuştur.


En azından tarafsız yazarların çalışmaları okunduğunda ( ki Mutlu içinde bir bilgi Türkçe’de en az 2 tane Stalin ile ilgili tarafsız kitap vardır ) Stalin’in aldığı kararların hemen hiç birisinin kişisel ego ile alınmadığını görecektir. Burjuvazi kendi yaptığı şeyi, Stalin’in diktatoryası üzerinden benzeştirmek, aynılaştırmak istemesi burjuvazinin sosyalizm gerçeğini karartma çabalarının ürünüdür.
Mutlu , iyi niyetle yazdığını düşündüğü yazısının, burjuvazinin arzularına denk geldiğini görmesi gerekir. Yukarıdaki Stalin’e mal edilen ve adı yanlış denilen teorilerin aslında Marx’a olduğunu inkar etmeyecekse eğer.


O zamanda bir yazar olarak zahmet ederek daha ayakları yere basan bir eleştiri yapmak zorundadır.
Son olarak Stalin’in bir sözü ile sınıf savaşlarının ve doğal olarak teorilerinin ciddiyetini göstermek istiyorum:
Bize silahla gelenleri, çiçekle karşılayacağımız sanılmasın- Stalin