İnsan, Özne ve Gerçek / Erdoğan ATEŞİN
Öznenin kendisi için tarih sahnesine kalkıştığı,sınıf farklılıklarının olmadığı,yabancılaşmanın bütün sebep ve sonuçlarıyla yatsındığı bir toplım geçmişten bu güne hep bir özlem olarak kalmıştır.Özgür ve bilge bir toplumun bu değerler üzerinde şekilleneceği açık ve net iken,bu noktada esas sorun mevcut devlet mi ? Tarihsel hegomonya mı ? Bu aynı zamanda özgürlük projesi yeterliliğinin sınırlarınıda belirleyecektir.
Bilge ve özgür bir toplumu,salt kapitalizmin zorbalığıyla ve cağdışı sömürüsüyle açıklayan bir mantığın özgürlük projesi olsa olsa kapitalizmden biraz daha özgürlükçü ve analitik olur.Sömürü,zorbalık ve mülkiyetle temellendirilen özgürlük projesi kapitaliz Öznenin kendisi için tarih sahnesine kalkıştığı,sınıf farklılıklarının olmadığı,yabancılaşmanın bütün sebep ve mden biraz daha ileri olmaktan öteye gidemez.Özgürlük etiği,kapitalizmin ideolojik kompleks ve yönlendirmeleri karşısında esasta tarihsel hegomonyayla hesaplaşmanın,devrim olmanın etiğidir.
Özgür toplum,sömürü ve baskının olmadığı,konut,eğitim,sağlık,işsizlik ve toplumsal özgüvenin sağlandığı,kapitalizmden daha özgürlükçü bir paradigma mı? bence degil !…Bu mantık indirgemecidir ve doğmatiktir.Çünkü bilimsel sosyalizm kapitalizmin bütün yıkıcı ve yokedici şiddetine karşı yalnız başına iktisadi ve siyasal demokrasiyle amaçlanan devrimin inşasını savunmaz…
Şiddetin tarihin sürekli olgularından biri olması, insan gerçekliğinin ve çabalarının devamlı çatışır olmasındandır.Tarihsel hegomonyaya arka çıkarak özgür ve bilge bir toplum yaratmak, karataştan türkü dilenmek gibi bir şeydir………. devrimleri tamamlama içgüdüsüyle hareket eden mantık silsilesinin Türkiye halklarına dayatılmak istenen tarihsel hegomonyanın ta kendisidir.^aynı deneyden farklı sonuçlar beklemek aptallıktır.^Einstein.
Bir ikiye bölünür,herşey ikiye bölünür,iki birleşip bir olmaz.Doğada ve toplumda bütün varlıklar daima farklı parçalarına bölünür,fakat somut koşullar altında biçim ve içerik farklılıkları arzederek…Sonlu olan sonsuzdur,bir çoktur,bireysel olan evrenseldir.Her yeni ortaya çıkış, gelişme ve değişim karşıtlar arasındaki çatışmanın ürünüdür,bu çatışma ve büyük bunalımlar salt değiştirmekle kalmazlar ,gerceğin bir üst pratik yaratıcısıdırlar.
NEDEN TARİHSEL HEGOMONYA ?
Özgür toplum, özgür insan ve özgür doğa,ayrıcalıklı baskı ve tahakkümdan tamamıyla kurtulmuş, bütün bireyine kadar tamamen katılımcı bir toplumla başlayabilir.Kendine yeterlilik,toplumsal yaşamın komünal biçimleri şeklinde olacaktır.Toplumsal deyişkenliğin sürekli gelişimi olmadan yaşam olanaksızdır.Sonuç ne olursa olsun doğada ve toplumda her şey toplumsal olana doğru birikerek çoğalır.
Faşizm, bireyin nesneleşmiş,bireyliğini kaybetmiş halini kutsar ve öyle sever.Alman halkını kendisine bağlamak isteyen Hitler’in formülüde bireyden yığın yaratmak, özne karekterlerini silikleştirmek suretiyle onlardan bir kitle toplumu oluşturmaktı.Yöntemi—Günter Anders’in deyimiyle —^ bireyleri birer hiç kimse olacak biçimde deyişikliye uğratmak,yani bir kitle içine yerleştirmek,bir kitle örgütünün fiili üyesi kaydederek nesneleştirmekti.Modern iletişim teknolojisinin ileri donanımlarını arkasına alan kitle kültürü ise,kitle insanı üretimini,insanları yığın halinde bir araya getirmeden onları fiili bir kitlesel topluntu biçiminde sahneleme gereksinimi duymadan, kendi işyeri ve evlerinde dağınık haldeyken gerçekleştirebilmenin yolunu açmıştı şimdi^Adorno(minima moralia)
Faşizm Hitler Almanya’sında bir devlet biçimidir ve bu rejimin bir ikdisadi arka planı,iktisadi ve sosyal gerekçeleri vardır.Günümüzdede faşizm hala çok güçlü bir tehlikedir,günceldir,süreçseldir,tarihseldir ve en arkasında tarihsel hegomonya vardır.Geçmiş bugünün içindedir,bugünü geçmişten çıkararak anlarız ve tarihten öğreniriz.
Tarih dünyayı değiştirecek güçlü bir hazinedir,cephanedir.O nedenle faşizme karşı mücadele,finanaskapital ve onun olanaklarıyla varlığını devam ettiren burjuva toplumuna karşı direk cepheden mücadeledir.Bundan ötürü bilimsel sosyalistler tarihsel hegomonyayı arkalarına alarak değil,eleştirel bir tahlil ve analiz aracıdırlar,eleştirel oldukları içinde devrimcidirler.Gerçeği,hakikati anlamak ve o gerçekleri ortaya çıkarmak, gerçeğin üstünü örten perdeyi aralamak– kaldırmak bilimsel sosyalistlerin karekteridir.Bu büyük insanlığa dayatılan bütün kötülüklerin kuluçkaya yattığı yer tarihsel hegomonyanın ta kendisidir.Bunun bilincinde olarak ‘kuşatıldık, parçalanıyoruz, vatan elden gidiyor’ söylemleriyle kitlelerin bilincinde ve beyninde korku dağları yaratarak halk yığınlarında inançsızlık,korku,panik ve sosyal geri çekilme yaratmak bilimsel sosyalistlerin tavrı olamaz.Devrimci dönüşüm o silikleştirilmek istenen,horlanan yığınların ayağa kalkmasıyla olacaktır,kafatasçı milliyetçilik ve koyu milliyetçi söylemlerle önümüzdeki sürece müdahale etme koşulları kalmamıştır.Aslında tarihsel süreç (içinden geçmekte olduğumuz süreç),çokda karmaşık değildir.^Aslanlar kendi tarihçelerine sahip olana kadar,avcılık öyküleri hep avcıları yüceltecek.^(bir afrika özdeyişi).
Milliyetcilik ve faşizm birinci dinya savaşı sonrası ve ikinci paylaşım savaşının öncesindeki süreçte Alman emperyalizmin Türkiye’yegetirdiği bir yönetim biçimidir.Birinci ve ikinci meşrutiyet( jön türk hareketi)ve sorasındaki kemalist devrim Avrupa patentli, özellikle Alman markalı güdük anti emperyalist ve kendi içinde uzlzşmacı harekettir.
Osmanlı imparfatorluğunun hasta dönemiyle cumhuriyete geçiş dönemleri Türk milliyetçiliginin ideolojik olarak ortaya çıkış dönemleridir.Burda Fransız ihtilalinin derin izleri vardır.O gün bu gündür milliyetçiliği ölümsüz gören,onu kutsayan, kendi milli bililncinde milliyetçciliği yüceltmek ve yükseltmek için yanıp tutuşan ‘bilimsel sosyslistler’de olmuştur ve olmayada devam edeceklerdir.
Devlet faşizmin anasıdır,ihtiyaç duyduğunda onu doğuracak koşullar yaratır.Devleti fetişleştiren,ona tapan anlayış ideolojik olarak milliyetçi , tarihsel olarak gericiliğin merkezidir.Milliyetçilik,çağımızda gelişmiş kapitalist emperyalist ülkelerde gerici,Türkiye’de ilerici devrimci olamaz.1980′lerden sonra milliyetçiliğin dünya genelinde gelişme ve yükselişe geçmesi, ülkemizide derinden etkilemiş ve belli güçlerce faşizm merkeze doğru cekilmektedir.
Cumhuriyet tarihinin her döneminde, her sürecinde, politik arenada toplumu yönlendiren ve gündemi sürekli kontrol altında tutmak isteyen kuvvetler olmuştur.Bellek tazalemek, bilinci bulandırılmış,bölük pörçük olmuş yığınlara,örgüt ve partilere tarihi anımsatmak bu gün önemli bir görev haline gelmiştir.Şeytanı taşlamaktansa pratikten öğrenmek ve ogerçeği şeytana bir kez daha anlatmak en doğru olanı.
Milliyetci hareketlerle,burjuva demokrasisinintoplumsal kitle dayanakları çıkış itibarıyla aynıdır.Finans kapital iktidar var oldukça faşizm tehlikeside varolacaktır.Çünkü şiddet ve zorbalık finans kapital iktidarının olmazsa olmazıdır.
Milliyetçilik ideolojik olarak homojen değil heterojendir.İdeolojik olarak dağınık unsurları ve öğeleri bir araya getirmenin aracıdır.Bu gün ’sağ sol bitmiştir’diyenler diğer yandanda ağır milliyetçi söylemlerle ülkemizi etnik ,dini ve mezhepsel çatışmalara doğru hızla çekmeye çalışmaktadırlar.Hanği ulus ve milliyetten gelirse gelsin, milliyetçilik gerici,bölücü ve yıkıcıdır;birleştirmek adına toplumları parçalar.Bugün her zamankinden daha çok hangi milliyet ve ulustan olursa olsun daha çok birliktenliğe ihtiyaç var.Türkiye’deki bütün kuvvetler bu ideolojik donanıma entegre edilmelidir.Her birey birlik, mücadele. eleştiri düzleminde hareket ederse insan ve tarihin öznesi olma niteliğini korur.

2007/01 |