Küresel Dünyanın Yeniden Şekillenmesi / Safa KAÇMAZ
Adı yokken Gök’ün daha
Yer’in daha adı yokken
Tatlı su Apsu’dan
Tuzlu su Tiamat’a
Su’lar akıp bir oluyordu.
Ad konmamıştı daha hiçbir şeye
Kader damgaları vurulmamıştı alına
Tanrılar var edilmemisti daha
Bundan 30 yil kadar once,bir tanri-tanimazin, toplumsal iliskilere ait degerlendirmelerini tanrilar arasi savas ve baris iliskileri uzerinden de yapabilecegine,ben kendim de inanamazdim…Bu,simdi gerçek oluyor.
Tamamen kuresellesen sermayenin ovulen basarisinin sonunda gelip dayandigi nokta, renkli ve desenli bayraklarindan yelkenli direkleriyle gorece sakin pasifik okyanusunda salinan ‘laik ulusal devlet’ gemilerini hizla ve yikici bir sekilde, tanrilarin gazap okyanuslarina savuruvermek oldu…Her ne kadar oncul haber vericileri varsa da,merkezleri orda burda daginik bu buyuk deprem koca ve kocamis dunyayi sarsmaya devam ediyor hala.Bir gece yarisi uykusunda,ya da sen bir gezmede aniden ona yakalanmis toplumlar ,ne bu depremin olus anini saptayabildiler ,ne de henuz tam koruyucu bir onlem alabildiler.Yasanmaya devam eden dagilma, binlerce kez buyuk bir Istanbul depreminin sonuçlari gibi.Ister dua,ister kufur,hiç bir sey,toplumlarin, partilerin,hukuk duzenlerinin,rejimlerinin gorunur tarzda parçalanmasini onleyemiyor.
Bu sureçte Sovyetler Birligi sisteminin gurultulu çokusu sadece bir sonuçtu.11 Eylul’de teror saldirisi da oyle…
Yaratan nedenleri ortadan kaldirmak mumkun degilse bile ,hiç olmazsa bu depremi anlamaya çalismak gerek…
‘Sosyal devlet’,giderek tarih kitaplarinin bir sayfasina gomuldukçe,dinlerin bayragi daha çok yukseldi.Komprador kapitalizmi,ulusal burjuvazi,’aydinlanma çagi’nda kazandigi anlam bakimindan ‘laik devlet’ artik karsiligi yasanan dunyada bulunmayan, sozluklerde aranmasi gereken ekonomik ve siyasi kategoriler halini ya almis durumda,ya almak uzeredir.
Ulusal giysilerinin bile sirtlarindan bir çirpida çekilip soyuldugu toplumlar,baska bir kimlik etrafinda toparlanmaya basladilar.Gunumuzde dinler,artik sadece ideolojik-teolojik tartisma konulari degildir.Yeni iktidarlar onlarin hukmu altinda vucut bulmaya basliyor.
Gunumuzde din’lerden,ozel olarak ,mezopotamya kaynakli uç din ile onlar arasi iliskilerden bahsetmeden bir konuyu açiklamak giderek zorlasiyor.Bu dinlerin dayandigi on toplumlarin erken donem yapilanmalarindaki farkli ozellikleri tanimadan,din ve mezhep çatismalarinin nedenleri;aydinlanmaci Avrupa’da dini tirmanis,Turkiye’de,din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi ilkesi uzerine kurulmaya çalisilan Osmanli sonrasi yeni laik devletin,gozler onunde ‘islami cumhuriyet’e dogru donusme sureci,vb… anlasilamayacaktir.’Kaderci’,’miskin’,’uyusuk’ oldugu uzerine hakkinda 5 yuzyildir masal anlatilan ve ona ait toplumlari ‘aydinlatmak’ için binlerce sayfalik kitaplarla ideolojik bombardimana tutulan ‘Islamin kukreyisi’ de!
Kapitalist ekonomisi ve ona gore kurulmus duzeniyle ‘bati medeniyeti’,simdi artik kendini,asil olarak bir dini çizgi haliyle ‘medeniyet’ olarak tanimlamaya;terazinin oteki kefesine de ‘islami medeniyet’i koymaya baslamistir bile.Birlesmis Milletler orgutu,kendini lagvetmetden once yerine gececek yapilanmanin çekirdegini Barcelona-Istanbul ‘medeniyetler ittifaki’ uzerinden olusturuyor.Bu toplanti aslinda,belki biraz erken,’milletler’,’uluslar’ Birligi’ne gayri resmi veda mesaji yayinlama anlami da tasiyordu.
Her bireyin gundelik yasaminin ayrintilarina kadar etkisini hissettigi butun bu gelismeleri, ‘iyi’ veya ‘kotu’ tasnifine tabi tutmadan once,bu gelismelerin nedenlerinin açiklanabilmesi ve muhtemel sonuçlarinin ongorulmeye çalisilmasi gerekli.Cunku toplumsal sureçler,istenilen veya istenilmeyen çizgi uzerinde ilerlemiyor.Onun kendi yasalari var ve kendi yarattiklari nehir yataklarinda akarlar…
* * * * * *
Daha önce,Papa’nın 12 Eylülde Almanya ziyareti sırasında Resengburg Üniversitesi’nde yaptığı konuşmanin son derece hazirlikli oldugunu gormustuk.Felsefi ve tarihi boyutlar uzerinden aktarilan bu konusma ozunde,Vatikan’in yeni Papa araciligiyla bir ‘acil program’ ilani ozelligi tasiyordu.
Musluman dunyasi,neredeyse butun halinde,bu konusmadan çikara çikara, Recep Tayyip Erdogan dilinde aldigi biçimiyle,“ benim peygamberime hakaret…” gibi sonuçlar çikarmis olsa da,Papa’nin konusmasina,bundan daha fazla ve farkli olan yanlar damga vuruyordu.
Hiristiyanligin islami elestirmesi,onunla olan ayriliginin temel noktalarini ortaya koymasi kadar dogal bir sey yok…Bu anlamda,elbette, ‘cehennemlik’ hiristiyanlardan, “zaten hepimiz ayniyiz..”,“uç din de baris vaaz eder” turunden, ayri ayri varolan ve var olmaya devam eden bu uç dinin kaynaklarina degin uzanan,karsit bazi ozelliklerin uzerini kapatmalarinin neden beklendigini anlamak zor..Eger muslumanlar bu dinlerde,kendileri ile “ayni temel ozellikleri” saptiyorlarsa,o zaman neden musevi ya da hiristiyanliktan ayri bir ‘islam’in ortaya çikmis oldugunu da açiklamak zorundadirlar,ama bu,isin çok basit ‘paradoksal savunma’ kismina iliskin…
Bu ‘uç kutsal din’ sadece,tarih bakimindan,farkli asamalarda ortaya çikmis degildir.Akado-Sammaru kaynaklari,bize onlarin,aralarindaki ittifakin erken doneminde, ortak bir Anu-Samas ates kultune de dayandiklari gosteriyor ama,hemen ardindan o bolgede,aralarinda ittifak kurmus farkli dil mensubu toplum birimlerin,bu ittifakta aldiklari rol,yukumluluk ve haklari itibariyle ayristiklarini da gosteriyor.
Eski toplumda ittifak,simdi de oldugu gibi,farkli toplum birimler arasindaki bir anlasma olarak ortaya çikar ve bu anlasmanin surekli var kalmasini amaçlayan eski toplum,baslangiçtaki bu farkliliklarinin var olarak kalabilmesi için elinden geleni yapar.Ileri bir adim olan baris olusturma,ittifak kurma amaç ve kurumlari,o andan itibaren aralarindaki ayriliklari vurgulama zorunluguyla çatismaya baslar.Eski toplumda ‘kader’,birey ve onun aidi oldugu toplum birimlerin,kendilerinden once saptanmis kurallara uyma yukumu olarak vardir.
En eski kult sekillenmelerine dayanan Sii’ligin,Sunniligin,Museviligin ve Hiristiyanligin aralarindaki çelismelerin bu derin kaynaklari,onlarin,ancak farkli tanrilarin var olmasi ile isleyebilecek bir asamaya dayaniyor olmalarindan da kaynaklanir.O duzende,toplumbirimlerin karsilikli ‘çark-i felek’ duzeni,tanrilardan birinin ak dedigine otekinin kara deme zorunluguna da bagli idi.Bu donemin iliski biçim ve kurallarinin zit’liklara dayanan kalintilarini simdiki dinlerde de saptiyoruz.Cografi olarak birbirine en yakin olan sii-sunni çelismesi,ustelik ‘islam’ içinde olduklari halde,hala son derece guçlu ise,bunun nedeni,onlarin hala eski zitlik belirleyicilerini koruma ozelliklerinde aranmalidir.Bu dinlerin(veya ‘mezhep’lerin) kullandiklari renkler,ozel kavramlar,tapinma ve kurban sunum araç ve biçimleri,farkli ibadet turleri,ates’le olan farkli refleksleri,gunumuzde de,ana çizgiler bakimindan, devam ediyor.Tanriyi,hala,Musa’nin çolde gordugu ‘mese’likte sonmeyen bir ‘ates’ haliyle algilayan yeni Papa’nin dininin, Islamin tanri algilayisi ile bir olamayacagi çok açiktir.Dinsel yazin ve inanç uygulamalarinda da yer alan bu farklar,toplumlarin yasam biçimlerinde de etkilerini surdurur.O topluluklarda,ornegin,kiliselerin mumlarla dolu olmasiyla, Olimpiyat mesalesi yakarak baslatilan ortak musabaka gosterileri,ates kult kaynakli ortak bir çizgi uzerinde yer alir.
Eski farkli toplum birimlerin iliskilerinin anlatim tarzi olarak da sekillenmis olan bu dinlerin farkli orgutlenme ve bu orgutlenmelerinin felsefi anlatim tarzlarinin (‘kurban edilme’,olum-mezar kultu,Hoca Efendi’nin sel-sumuk aglama ibadet biçimi..) daha -4.binli yillarda,onlarda tam olarak ortaya çikmis ve sekillenmis oldugunu gosteriyor.Bu dinlerin ruhani bir kasta sahip olup olmama;kurban etme ve edilme kultleri;hukmedilen ve hukmeden olma gibi kaliteler,irki nedenlere dayanmiyordu ve simdiki Musevilerin ‘dunyaya hukmetme’ vasiflari,onlarin atalarinin ‘kanin’dan degil,eski toplumun orgutlenme tarzinda aldiklari hukuki duzenden kaynaklaniyordu.Butun bunlar,sami ve sami olmayan topluluklar ile bizzat farkli sami topluluklar arasindaki ittifak duzenlenis iliskilerine bagli idi ve o karsilikli orgutlenmeden guç aliyordu.
Ilgili bu topluluklarin evlilik iliskisi duzenlemelerinin;karsilikli berdel (‘kendi’ kadinlarinin ‘yabanci’ erkekle ve ‘yabanci kadin’in kendi erkekleri ile cinsel iliski hak ve yukumu..) veya iç evlilik (‘kendi’ kadini ile evlilik) yapisi arzetmesinin dogurdugu sonuçlar, simdi,onlarin kadin cinsine bakisinda da izlenebilir.Sami topluluklarin bir bolumunun geleneginde yer alan ‘yabanci gelin’ ve dogal olarak ‘kayin-kaynana-kayinbaba’ yapilanmasi ve buna bagli bir dizi sorunun ‘iç evlilik duzeni’ kullanan topluluklarda var olamayacagi ve var olmadigi açiktir.
Cariyeleri,haremi,nikahli karilari ile ciltler doldurabilecek kadar
genis olçulerde kadin iliskilerine sahip olan Muhammed’in dininin ayni zamanda,yasamin butun alanlarinda kadinlari ikinci sinif cins gormesi çelismesine ait gerekçeler, eski toplumun bu tur eski evlilik iliski turlerine dayandirilabildigi olçude,açiklanabilir.Islamin dayandigi on-eski geleneklerde,erkegin yabanci kadin evliligi iliskisinde anlam bulur.
Bu tur nedenlerle Kadin’i Seytan’la esitleme noktasina ulasmis bir islamin felsefesinin temellerinin aranacagi asil alan, Muhammed’in ‘cins yaklasimi’ veya onun tanrisinin ‘kotulugu’ noktasinda olamaz. Seytan eski toplumda Adem’in kardesi,esdegeri idi.Hatta ‘adem’den de once,kavurucu atesten ‘yaratilmis’ti.Bu ikisinin temsilci oldugu topluluklar arasi yeni bir iliski duzeni kurulurken,Tanri,butun oteki ‘melek’lerle birlikte Seytan’a ‘Adem’ secde etme buyrugu verdiginde,bu Seytan tanriya bile diklenmis;hatta insan’i bastan çikarma gorevine iliskin akli,tanri’ya bizzat o vermisti… Bu tur kutsal ve onlarin dayandigi daha eski anlatim tarzlarinda yer alan ‘yer’ ve ‘gok’ kavramlariyla da ayristirilmis bir halde aktarilan Sami ve Sumer adi verilen topluluklarin her birisinin kendi ‘adem’leri (‘ilk ogul’lari) ,oteki toplulugun ‘seytan’i olarak biçimlenir ve aralarindaki iliski sureci boyunca,’bir’ topluluk haline donusme sureci içinde, bu iki ‘ilk ogul’un aynislasmasina da bagli olarak,seytan bizzat insan’in kalbi’ne gelip yerlesir.Bu dinlerin jargonunda tanri ile insan arasindaki metafizik baglarin anlami olarak kullanilan ‘inanç’,’iman’ gibi ifadelerin ‘kalp’,’yurek’ (‘foi’,’ceour’) gibi kavramlarla da ifade edilmesi, ve ayni zamanda kadin-erkek iliskilerinin de (‘kalp çalmak’,’kalbini kaptirmak’ vb.) ifade biçimleri tasimasi,baslangiçtaki bu eski yapisal duzenlemenin insan ve onun organlarinin adaklariyla taçlanmasi biçiminde uygulanmasindan oturu idi.Eski toplumun yapisal duzeni anlasildikça,simdi anlamsiz gorunen yaklasimlar,kavram ve uygulamalar, anlam degeri kazanmaya baslarlar. Ve bu kavram veya uygulamalar,gerek ‘din içi’,gerek ‘din disi’ halleriyle gunumuze degin,ana çizgiler uzerinden toplumlarin ‘kultur’ biçimleri halinde yasamaya devam ederler.Toplumsal kultur,ilgili toplumlarin eski din biçimlerinden,’din’ haliyle gelisecek olan baslangiçtaki iliski biçimlerinin bir anlatim tarzi olan totemizmden bagimsiz,ayri bir toplumsal kategori degildir.Asiretsel,ulusal ozellikler,sonradan kabul edilen din çizgilerinin disinda kaldiklari olçude ayri ve aykiri torelerin ortak bir ifadesi olarak biçimlenmis olsalar da,son çozumlemede,gunumuzun uluslarinin parçasi olan butun ozellikleri,saldirganlik veya basegme;toksozlu ve yalanci olma,yonetici veya yonetilen olma gibi ozellikleri,onlari baslangiçta sekillendiren toplumsal duzenlenislerdeki konumlanisa bagli toplumsal kaliteler olarak goruruz.Toplumbirimler arasi iliskiler,karsilikli evlilik yoluyla akrabalik kurma ittifak biçimleri içinde butunlesme egrisinde bulusan yeni topluluklarin karmasiklasan geleneksel uygulamalarina karsin,gunumuzde de,farkli ulusal topluluklarin one çikan degisik ozelliklerinin ardinda,toplumsal duzenlenis sirasinda paylarina dusen davranis biçimlerinin izleri bulunur.
Buna karsilik, ‘tanrisal vahiy’ veya ’çalilikta sonmeyen ates haliyle gorunen tanrinin sozleri’ne dayandigindan yola çikan uç dinin,kendi ozel felsefelerinin ‘ortak’ tanriya ragmen,neden birbirinden bu kadar farkli olabildigini açiklama olanaklari bulunmuyor.
Bu uç din’in Musa’ya,Isa’ya,Muhammed’e dayanan birer uydurmalar yigini oldugunu dusunmek de,bizi,bugun çok daha yakin olçulerde tanimak zorunda kaldigimiz,karsilikli iktidar mucadelesi yuruten dinlerin farkli yasam felsefelerini,kavram ve bunlara dayanarak orgutlenmis topluluklardan devraldiklari degisik ibadet tarz ve uygulama ozelliklerini açiklayabilme gucunden yoksun kilar.
Dinler,sonradan onemli bolumu toplumlarin yasamindan disari itilmis baslangiçtaki orgutlenme ve yasam kurallarinin kutsallasmis anlatim tarzindan baska bir sey degildirler.Akado-Sammaru kaynaklarini tanidigimiz olçude,simdiki dinlerin her ozel kavram ve uygulamasinin;zemzem’in,kutsal suyun, tuz veya zeytinyagi takdisinin,abdest sirasinda basin sadece on kisminin meshedilmesinin,basin arkasina ilistirilmis kippa’nin,sakalli veya sakalsiz olusun,sunnet veya bekaret koruma veya korumamanin… gerçek anlamlari,eski toplumun gerçek yasam iliskileri olarak ortaya çikmaktadir.Evlendikleri arasinda bir tek ‘bakire’ bulunan Muhammed’in dininde oldugu kadar,katolik Isa’cilikta ‘bekaret’ koruma tutumunu,onlarin kulagina fisildayan ‘ortak’ tanri degildi. Kendi varlik parçalarindan (el,parmak,kulak,cinsel organ..) sunu biçimleriyle,kan akitarak geçis saglanabilmesi ancak mumkun olan eski toplumda,diyelim ki erkek çocuk ‘sunnet’i ne kadar ileri,uygar bir adim olarak ortaya çikmis ise,kadin cinsi bakimindan da bakirelik koruma,tarih sahnesine giderek ve bir uygarlik adimi olarak çikmisti.Dinlerin var olabilmeye devam edebilmek için donusum zorunlulugu,eskiyi koruma temel durtusu ile onulmaz bir bunalim yaratir ve eski toplumun butun ileri adimlari,onlarda gericiligin savunusu halinde,olabildigince uzun,korunur.
Papa’nin 12 Eylul programatik konusmasinda,islam ve Muhammed’in ‘siddet’ bagintisindaki elestirisi, butun konusmanin içinde sadece bir bolum,hatta kuçuk bir bolum olusturur.Bu konusmanin asil yani,Vatikan katolikligini gozden dusuren protestanliga elestiri ile birlikte hiristiyanligin baslangiçtaki yaraticilarindan olan(daha dogrusu hiristiyanligin on kaynaklarindan olan) dogu ortodoksluguna ittifak eli uzatmakti.Konusmanin bu tur temel ozelliklerini,ilgili yaziyi okuduktan kisa bir sure sonra yazdigim yazi ile ortaya koymaya çalismistim.Benim o yazimda eksik kalan,o sirada tam yerine yerlestiremedigim yan,Papa’nin konusmasinda Islam ve Muhammed’in ‘siddet’ konusundaki tutumlarinin elestirisinin tam hedeflerinin neler olabilecegi idi.Dogal olarak,11 Eylul ABD saldirisi ile birlikte Islam ile siddet arasindaki iliski butun dunyada soz edilen bir konu haline gelmisti ama,Papa,ilgili konusmasinda tek bir sozcukle bile olsa,El Kaida’nin 11 Eylul saldirisinin adini bile anmamisti. Ustelik konusmasi, tesadufen de olsa,11 Eylul’un yildonumune (konusma 12 Eylul’de yapilmisti) denk geliyordu.
Demek ki,Papa’nin o konusmasinda ele aldigi siddet-islam iliskisi,butun dunyada algilanmasinin tersine,hiç de,islamin simdiki dunyadaki ‘siddet’le olan iliskisini dile getirmek için degildi.Oysa amaci bu olsa,bunu çok rahatlikla ifade edebilir ve 11 Eylul gibi bir teror,’musluman dunya’ tarafindan da,hiç olmazsa ‘ilimli,yasal’ musluman dunya tarafindan da savunulamayacagi için,Papa,o konu uzerinden Islam’a iliskin elestirilerini ifade edebilirdi.
Simdi iyice açiga çikmistir ki,Papa,orada,Islam’in siddetle olan iliskisinin,simdiki degil,tarihteki ozelligini one çikarmak istemekteydi ve bunun da çok ozel nedeni,ortodokslugun tarihte Islami siddetle yanyana yasamasini animsatmak idi.
Bende eksik olan bu noktayi,benim yazimdan bir sure sonra, IHT gazetesinde yayinlanan bir makale tamamladi.Bunu TvT’de yayinladim.
Papa,konusmasinda,Islam ve Muhammed’e,ve onlarin siddet kullanim yonune, tarihteki yaniyla,ozel olarak deginiyordu ve bununla,dogu hiristiyanlarinin,ortodokslarin, musluman ordularindan çektikleri zulmu animsatmak,gonul almak ve onlara aci paylasim mesaji gondermeye çalisiyordu.Bu nedenle,kolay bir El Kaida motifi ile simdiki islami elestirmesi mumkun olmakla birlikte,o hiç bu noktalarla ilgili konusmuyor,1400’lu yillara iliskin animsatmalar ve yorumlar etrafinda dolaniyordu.
O tarihlerde dogu hiristiyanligi, muslumanlarla cephe cepheye kalmisti ve buyuk olçude de kiliç zoruyla hizaya getirilmislerdi.Kilicin kullanilmadigi hallerde bile,farkli kanuni veya maddi uygulamalar,onlarin ‘bariscil’ din degisimlerine zemin hazirliyordu.Direnen ve ‘dininden donmeyen’ler ise,simdi goruldugu gibi,surda burda bir avuç kalmis dini azinliklar haline donuseceklerdir…
Papa,dogrudan kendisine ait olmayan ve fakat o yorum ve goruslere katildigi da açik olan bir tarzda, Islam ve Muhammed’i, onlarin siddet ile olan iliskilerini,bir eski tarihi aktarim içinde ortaya koyuyordu.Yeniden vurgulamak gerekir ki,bu kisim onun konusmasinin butunu degil, sadece bir parçasi idi..
Papa’nin konusmasinin tam metninin islami yetkiler tarafindan dikkatle okundugu çok kuskulu…Uzerinde gerçek anlamda bir inceleme yapildigini soyleyebilmek ise açikca olanaksiz..
“Benim peygamberime hakaret…” sozcuklerini yineleyip duran Basbakan; ondan asagi kalmayan (aslinda dini hiyerarside ‘yukarda’ olmasi lazim) Diyanet baskanimiz da,Papa’nin bu konusmasini ele aldiklari her zaman, “islama hakaret” vb. sinirlarini bir toplu igne basi kadar bile asamadilar.’Laik Turkiye Cumhuriyeti’nin Basbakani olan ve “medeniyetler ittifaki’nda, Kofi Anna tarafindan “musluman dunyanin” temsilcisi tanitimiyla yer alan Recep Tayyip Erdogan’in, islam dunyasinin “yeni halife”si olup olmadigini bilemeyiz ama,Papa’nin konusmalarini degerlendirebilecek ozellikte olmadigi çok açik.
Diyanet Baskani,Bardakoglu ise,Papa’nin 12 konusmasina ‘yanit’in hala ‘hazirlanmakta oldugundan’ bahsediyor..
Ne hazirlanacagini da gorecegiz …Ama sunu soralim:
El Kaida’nin 11 Eylul ABD saldirisindan bu yana islam dinini uzerine ‘teror ve siddet’ etiketi konmaya basladigini bilmiyor musunuz?
Anlasilan o ki,yillardir islam ve teror iliskisi konusunda hiç bir ‘teolojik çaba’ gelistirmemisler…Garip.. Isi din olan bir kurum,butun dunyanin islam ve siddet arasinda iliski kurdugu,’islamofasist’ gibi kavramlarin ABD Baskani tarafindan bile kullanildigi kosullarda,hep beklemisler… Papa’nin bu konusmasi ile uyanmislar ama ,aylar suren bu “akil’ çalismasinin henuz sonuçlanmamis oldugunu ilan etti,dun..
Gerçi simdi sozlu olarak verilen ‘yanit’larin duzeyi,Diyanetin ‘yapmakta oldugu çalisma’ sonucunda ortaya çikacak metnin olçulerini de ele veriyor ama,bekleyelim bakalim…
Bu arada simdiden soylemeliyim ki,’siddet’,sadece islam dinine has bir konu degildir.” Elbette dinlerin özü barıştır, sevgidir, iyi ahlaktır.” (I.Berkan15/11/2006) gibi degerlendirmeler, varolani degil de, en fazlasiyla, dinlerden bekleneni ifade etmek için, yinelenip dursa da,gerçegi yansitmazlar.Dinler,onlarin içeriklerinin uzeri ortulerek asilamaz.Daha once açikladigim ozel orgutlenme tarzinda aldiklari yere bagli olarak (‘Isa’nin kurban edilme motifi gibi) siddet’le kendi aralarinda içsel bir felsefi temel olusmus olmakla birlikte,ayrica, dinler birer sosyal olgu olduklari için,toplumsal tarihte siddet’le daima içiçe de yasamislardir.Daha birkaç ay once,Lubnanli kadin ve çocuk bombalanmasina onay verenler Israel’li Musevi hahamlardi.
Bu noktada da birinin yuzu otekine gore daha ak olmayan dinlerin siddet ile olan iliskilerinde,hiristiyanligi ‘barisçi’ gosteren, simdi one çikmis bir fenomen olan ‘islami siddet’i kinamakla yetinen tutumlar, dogru olamaz.

2007/01 |