Hrant DİNK Dosyası

 

 

 

SARI GELİN

 

Erzurum çarşı pazar leylim aman
İçinde bir kız gezer oy nenen ölsün
Sarı gelin aman
Elinde divit kalem leylim aman
Katline ferman yazar oy nenen ölsün
Sarı gelin aman

Erzurumda bir kuş var leylim aman
Kanadında gümüş var nenen ölsün
Sarı gelin aman
Yarim gitti gelmedi leylim aman
Elbet bunda bir iş var nenen ölsün
Sarı gelin aman.

 


 

Hrant Dink (19 Ocak 2007) AGOS Sayı: 564

Güvercin gibi
Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular. Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü. (Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.) Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil. Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence. “Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren. Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum. Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye. Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik. Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik. Tıpkı bir güvercin gibiyim… Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli… Ve anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel
Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek? “Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?” Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi… İşte size bedel… İşte size bedel… İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..? Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?

“Ölüm-Kalım” dedikleri
Kolay bir süreç değil yaşadıklarım… Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu. Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında… O noktada hep çaresiz kaldım. “Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım. İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı. Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı. “Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.

Kalmak ve direnmek
İyi de, gidersek nereye gidecektik? Ermenistan’a mı? Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi? Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi. Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım? Rahat bana batardı! “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama… Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola… Atalarımız gibi… Nereye gideceğimizi bilmeden… Yürüyerek yürüdükleri yollardan… Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı… Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere… Her neresiyse.

Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten. Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum. Bu dava kaç yıl sürer, bilemem. Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim. Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

*** ***

 

Kim Hrant kim değil / Sadettin KOŞAR

Gazeteci yazar ve bir düşünce adamı olan Hrant Dink, 19 Ocak’ta genel yayın
yönetmenliğini yaptığı Agos Gazetesi’nin önünde vurularak öldürüldü.

Dink, Türkiyeli bir Ermeni. Üstelik solcu!
Barış, özgürlük, insan hakları diyor, bir arada yaşama kültürünü edinmek,
paylaşmak diyordu…

Malatya’da doğmuş, İstanbul’da yaşamıştı. Türkler, Kürtler, Rumlar,
Aleviler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler ve bir dini olmayanlarla
birlikte yaşamış, hümanizm temelli sol siyasal tercihini açıkça ilan
etmişti.

Farklı bir inanca, düşünceye, kültüre ait olmanın bir arada yaşamaya engel
olamayacağını söylüyor ve öyle de davranıyordu. Dövüşe, savaşa, barışa ve
bunların koşullarına başkalarının karar vermesine karşı çıkıyor, bu
kararları taşıyacak olanların; halkların alması gerektiğini savunuyordu.

Bir çocuk katile vurdurdular O’nu!
Öldürüldüğünü duyunca; “Mumcular, Aksoylar, Üçoklar, Kışlalılar, Dursunlar,
Anterler…” el ele ve koşar adım geçtiler aklımdan.
Ölümle dağlarda, darağaçlarında, Üniversite önlerinde, karanlık tuzaklarda
buluşan, bilerek buluşturulan, tanıdığım tanımadığım daha niceleri…

Ve Truva kahramanı Aşil (Akhilleus) geçti aklımdan!
Tanrıça Thetis’in, ölümsüzlük nehrinde topuğundan tutarak yıkadığı oğlu,
yarı tanrı kahraman Aşil. Öleceğini bilerek Helen’i geri almak için Truva’ya
giden ve Paris’in zehirli okla sol topuğundan vurarak öldürdüğü Anadolu
çocuğu…

Hrant Dink de kendini, “güvercin dokunulmazlığı”na sığdıran safi yürek bir
kahraman. Ve öleceğini bilen ama bildiği halde açıklık, empati, barışçılık,
bir arada yaşama iradesi ve kararlılıktan vazgeçmeyen bir Anadolu çocuğu…

Güpegündüz, İstanbul’un orta yerinde dağ gibi bir adamı vuran kurşunun
“Türkiye’yi vurduğu” yorumunu yaptı devlet büyüklerimiz!

12 Eylül’den beri ırkçı/şoven şiddeti besleyen zemini, sosyoekonomik ve
siyasal dönüşümleri kendileri hazırlamamış gibi. Egemenleri, siyasal
partileri ve medyasıyla; işsizlik, yoksulluk, dışlanma ve geleceksizleştirme
sarmalına sıkıştırdıkları halkın üstüne yürümemişler, bir yeni tür faşizmin
yanı başında saf tutturmaya girişmemişler gibi…

Ne tesadüf, o kurşun bizim Türkiye’mizi de vurdu!
İnançlarımıza, düşüncelerimize, barış içinde ve birlikte yaşama irademize
sıkılan bir kurşundu. “Bebeklerden, katiller yaratan karanlığın” sokak
başına diktiğimiz fenerimizi kırdı.

Ancak, on binler toplanıp biz de Hrant’ız, biz de birer feneriz demekte
gecikmediler.
Onlar, namlunun önündekilerdir!…
Ülkesinin, insanlarının çağdan koparılmasına izin vermeyecek olanlar.

*** ***

Gazetelerden.

“Hırant bir meslektaşımız olmanın çok ötesinde, çok iyi bir yurttaşımızdı. Bu ülkeyi içerde bölmek, dışarda zayıflatmak isteyenlere karşı, en önemli, en güçlü, en saygın silahlarımızdan biriydi. Yerine konması zor insanlardan biriydi.”

Hıncal Uluç.-Sabah

“Olay bütün bağlantılarıyla çözülmüştür. Arkasında bir büyük organizasyon yoktur.”

Celalettin Cerrah.-İst. Emn. Müd.-Gazeteler.

“Hırant Dink’in cenazesi, yaşadığımız serüvenin nedenlerini, gerekçelerini, mantığını, felsefesini, politikasını, tarihini didik didik etmemiz için bir dönüm noktası olmalı.Yoksa sevdiklerimizin cenazelerinde gözyaşı dökmekten gayrı hiçbir işe yaramayan bir akılsız kalabalığa dönüşeceğiz.”

İlhan Selçuk; Cumhuriyet.

“Genel Yayın Yönetmenimiz, kardeşimiz, dostumuz, en can yakınımız Hırant Dink’i bilinçli ve alçakça bir cinayet sonucu kaybettik. Acımız hiçbir şeyle mukayese edilemez. Kendini hala insan hissedebilenlerin başı sağ olsun.”

Agos Gazetesi Çalışanları.

“Altın kalpli bir insandı Hırant. Abarttığımı sanmayın, sahiden kalbi altındandı. Ama bizde hiç eksik olmayan o eli kanlı katiller için çok büyük bir suçu vardı: Ermeniydi.(…) Acaba içimizden birileri ‘Oh oldu Ermeniye’ demiş midir? Eminim diyenler olmuştur. Olmuştur, çünkü birileri böyle desin diye bu ülkede uzun yıllardır ciddi çaba sarf ediliyor. Bu ülkede birilerinden biraz farklı düşünenlerin başına her zaman bir işler gelmiştir. En hafifi mahkemelerde sürünmek, belki hapse girmek, sosyal linçlere konu olmak. En ağırı ise işte dün Hırant’ın başına gelen.”

İsmet Berkan; Radikal.

“On binlerle uğurladık Hırant’ı. Geride kalan eşine, çocuklarına, onu nasıl sevdiğimizi, saydığımızı sessizliğimizle gösterdik. Bu vedada olmak isteyen ama İzmir’den, Urfa2dan gelemeyen daha yüz binler olduğunu biliyorum. Türkiye’nin aydınlık geleceğini onlar belirleyecek. Onlar sayesinde inanıyorum ki, bu ülkede kimse etnik kökeninden, inancından, giyiminden dolayı aşağılanmadan, kimliğini reddetmeden yaşama şansı bulacak. İnadına bu topraklarda demokrasi yeşerecek, güçlenecek. İnadına Ermeni Ermeni olarak,Kürt Kürt olarak, Türk Türk olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak özgürce, kardeşçe yaşayacak.
Tarihe iyi bakın görürsünüz.”

Ergun Babahan; Sabah.

Hırant Dink’in katledilmesi karşısında halkın gösterdiği tepki, birlik, dayanışma, tarihe geçecek kitlesel bir tavırdı. Bu topraklarda siyasal ve stratejik hesaplar karışmadığı sürece, farklı etnik ve dinsel kökenlerden insanların yan yana yaşayabildiğini ortaya koyan çarpıcı bir eylemdi. Bu ülkeyi karıştırmak isteyenlere verilmiş en güçlü cevaptı. Bu kaynaşma, bu komşuluk, bu dostluk Anadolu insanının hamurunda vardı. Cenaze törenine katılan insanların kaçta kaçı Ermeniydi düşündünüz mü? ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyen kaç on bin Türk vardı.”

Hikmet Bila- Cumhuriyet.

” Babamı vurdular. Şimdi kanları daha temiz mi oldu? Babamın karşısına çıkamadılar, arkasından vurdular.”

Sera Dink; Gazeteler.