İlettikleriniz…

 

 

 

HAYDİ ,UZUN BACAKLAR BURDA!

  Kadın ve medya…Kitle iletişim araçları,kadını bir tüketim makinesine dönüştürürken bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı bir malzemeye çevirdi.Milyonlarca insanın tüketimine sunulan kadın,medyada cazibesiyle,güzelliği ve iyi anne rolüyle tüketim nüvesi  haline geldi.Reklamlarda,dergilerde,dizi
filmlerde,müzik piyasasında en önemlisi de televizyonda kadın, bedeni kullanılmak  suretiyle, erkeklerin bir adım önünde yürüyormuşcasına verilmeye başlandı.Toplumda erkek ,para kazanan,meslek hayatında başarı gösteren kişi olarak tanıtılırken kadın,iyi yemek ve temizlik yapan,en temiz çamaşırı yıkayan cazibesiyle kocasını evine bağlamasını bilen varlık olarak tanıtılır. Medya, kadını, allıyor pulluyor fiziki görünüşünü ön plana çıkararak iş hayatında da özellikle ekranlarda kadının da yeri olduğunu   gösteriyor! Nasıl mı? deterjan reklamlarını hatırlayın!Kadınların sanki hayattaki tek kaygıları çamaşırlardaki lekeleri çıkarmakmışcasına kadın didinir durur lekelerin üstünde ve süperman yetişiverir bir anda.Kadın yorgundur,işten gelmiştir; koca zeytin yağlı dolma ister kadın, markalaşmış yağı ile on dakikada yapıverir dolmaları…

  Reklamlar … koca ve oğul Tv’nin karşısında büyük bir keyifle oturmaktadırlar, vefakar anne ise elindeki süpürgeyle bir sağa bir sola koşar.Ve reklamlar bu görüntüyü  baba ve oğlun şehvetli gülümsemesiyle birlikte mutlu bir aile çerçevesinde sunar.Televizyonda asla özne olamamış olan kadın uzun bacaklarıyla iri göğüsleri ve çekici bakışlarıyla ön planda tutulmuştur.Toplumda ise, nesne konumundaki kadın çocuk doğurmalı,temizlik yapmalı,okuldan dönecek çocuğunu beklemeli arada bir de kocasına göbeğinde zeytin yuvarlayıp yedirebilmelidir.

  Medya özellikle işçi sınıfından gelip zenginlik hayalleriyle süslenmiş bedenler bütününden oluşmakta. Medya bu özelliği ile kapitalist siteme boyun eğerek kadını bir meta haline dönüştürmüştür. Bu tüketim pazarında kadın, güzelliğini sergileyen, doğallıklarından eser kalmamış kozmetik ürünlerin kurbanı olan ve her zaman cinsel bir obje olarak görülen pasif bir varlık oluvermiştir.Medya,kadının iştah acıcı olması gerektiğini vurgularken  kadını, görsel çekiciliği ile
erkeklerin tüketimine sunulmuş bir beden pazarının objesi durumuna getirmiştir.

  1980′li yıllarda kadın dikiş dikerdi, yemek yapardı. Bugünse bedenini medyanın popülerlik pazarına satan tüketici durumundaki görüntüselliği ile ön plana çıkıyor.

  Kadın toplumda ezilen hor görülenken, medya da, reyting havuzunun içerisinde beyni ile değil fiziki görüntüsüyle şöhret unsuru gibi tanıtılıyor.

  Kadınlar.. .Tüketilen olmaktan çıkarılmalı, üretici işlevleriyle bize sunulmalı

Zaman geldi!

Cinsiyet şablonunu aştığımızda, süs unsuru olmaktan çıkarıldığımızda asıl kimliklerimiz görünecektir.

Zaman geldi ……  BAŞAK ERBAŞ

 

   ***

 İdam cezası

Toplum var olan düzenini korumak için kendi kurallarını koyar. Bu kurallar hem düzenin varlığının devamı hem de düzenin varlığını tehdit eden kişilerin cezalandırılması için gereklidir. Bu yaptırımların caydırıcı nitelikte olması ve toplumu tatmin etmesi gereklidir. Zira uygulamadan tatmin olmayan toplum ve bireyler kendilerini güvende hissetmez; devlete ve hukuka olan inançları ve güvenleri zedelenebilir. Bu durumda toplumu kargaşaya sürükler.

Uygulanan yaptırımların tatmin derecesinden ziyade burada hukuki tatminin tanımı yapılmalıdır ve kimleri ya da neleri kapsadığı belirlenmelidir.  Bu yaptırımlar arasında en çok tartışılan ise İdam Cezası. Belki tatmin edicilik açısından verilebilecek en büyük ceza ama bu cezanın uygulanması ne kadar doğru? Bir kişi kendisine yapılan büyük eziyetlerden dolayı ya da verilen zarardan ötürü karşısındaki insanın ölmesini isteyebilir ki bu istek kişinin içinde bulunduğu kötü durumdan dolayı gayet normal karşılanabilir. İdam, suçlunun artık toplumdan ebediyen uzaklaştırılmasını ve insanların gözünde de caydırıcılık görevini yerine getirmiş olmasına rağmen suçlunun verdiği zararı hiçbir şekilde karşılamayacaktır. İnsanların kişisel olarak tatmininden başka hiçbir etkisi yoktur. Bir insanın yaşama hakkı onun var olan en doğal hakkıdır hem toplumsal hem de hukuksal bir koruma altındadır.  Ama insan bir suç işlemiş olması onun bu hakkının elinden alınması o kişinin işlediği suçtan daha doğru değildir. Kaldı ki kanunlarla bir insanın öldürülmesi kararı o kanunları koyan ve uygulayan kurum ve kuruluşları, bir insanı öldüren katilin yaptığından daha öteye götürmez.

İdam cezasının ne kadar caydırıcı olduğu konusu da tartışılır. Genelde insanların çoğunluğunun gözünde suçlunun idam edilmesi o suçun önüne geçmenin tek yolu olsa da bu ne kadar doğrudur? Gerçekte “taksim meydanında böylelerinin sallandırılması” kesin çözüm getirebilir mi? Potansiyel suçun önüne geçebilir mi tartışılır.  Asırlardır dünyanın hemen her yerinde idam cezaları uygulandı ve halen uygulanmakta. Hatta idamlar artık resmen insanların gözlerinin içine sokulurcasına alenen uygulanmakta. İdama rağmen suçlar işlendi ve işlenmeye deva etmekte. Bu idamlar pek çok insanın vicdanını rahatlatsa da suçun
oluşmasını engelleyemiyor. Suçluların ve suçlu bulunan insanların öldürülmesi bana göre Hukuk ve Adalet kurumlarının bu tür konulara çözüm bulamadığının bir itirafı durumundadır. Bir insana ceza vermek yerine onu idam cezası hükmü adı altında öldürmek, bu sorun ile daha fazla uğraşamayacağını, bundan hemen kurtulması gerektiğini ve bu sorumluluğu daha fazla üzerinde taşıyamayacağının bir kanıtıdır ve bu toplumunda bir itirafı durumundadır.

Siyasi bir suçlunun, devrik bir liderin, bir çocuk tecavüzcüsünün ya da bir seri katilin idamı toplum tarafından fazla tepkiyle karşılanmaz. Çünkü toplum hem dışarıda hem de gelecekte bu kişilerle anılmamak istemesinden hem de bunların aynı zamanda kendi bir sorunu olduğunu unutturmak için kısacası kendi ayıbı olduğu gerçeğini kestirip atmak için bu yola başvurur. Değişimden korkan ve ya değişimin çıkarları tehdit ettiği muhafazakâr toplumlarda devrimci bir siyasi liderin idam edilmesi o siyasi liderin düzeni tehdit eden bir kişinin cezalandırılmasından daha çok toplumun memnun edilmesidir. Bir çocuk tecavüzcüsünün idamı o kişinin o toplumun bir parçası olduğunun yalanlanmasıdır. Bu tür kişilerin yaşaması gizliden gizliye bilinçaltından toplumu rahatsız eder. Bu durumda idamlar ceza kavramının dışına çıkmış olurlar. İşlenmiş bir suçun ya da yapılmış bir eylemin karşılığı olarak değil toplumun kendisinin huzuru için verilmiş birer kurban durumuna dahi gelebilirler. Kişinin yaptığı eylem suçtan ziyade bir bahane halini alır. Bu durumda Adalet kavramı ciddi bir hasar görmüş olur.

Bir başka açıdan, ölüm cezasına çarptırılan insanın artık topluma uyum sağlamayacağı ve toplum için aşırı zararlı olabileceğinden ve sürekli olarak
bir sorun olarak kalacağından dolayı bu sorunun temelden çözümü olarak idam görülmekteydi. Fakat insan hak ve hürriyetleri bakımından bugün gelinen
noktada ölüm cezası geçerliliğini yitirmiş ve yaşam hakkı dokunulmaması gereken bir hak olarak kabul edilmiştir.

İnsanların idam edilmesi yerine onlarının topluma kazandırılması gereklidir

Mehmet Küçükağrıdağı.

    ****