Kataraktın Tarihçesi / Özgür KÖSE

 

 

 

Duke-Elder’e göre; katarakt cerrahisi ile ilgili ilk otantik kayıtlara, Hıristiyan döneminden çok önce eski Hindu tıbbında rastlanır. Bu son derece ileri toplumda, Katarakt ilk çağlarda gözün içine inen ve istenmeyen bir su akışı olarak algılanmış ve tedavi bu fikre göre geliştirilmiş ve bu nedenle akan suyun yönünü değiştirmek amaçlanarak aşağıda anlatılacak olan Mil Çekme ameliyatı geliştirilmiştir. Bu görüş Avrupa’da ancak 18.yy ilk yarısından sonra kabul edilmiştir. Katarakt tedavisinde “Coughing/Abaissement” yani MİL ÇEKME kullanılıyordu. Bu öğretinin en büyük temsilcisi anatomik disseksiyon, inhalasyon anestezisi ve aseptik cerrahi (cerrahın tırnaklarını kesmesi, ellerini yıkaması ve odanın buhurdanlanması gibi) uygulayan Susruta idi. Genel Cerrahi ile ilgili eğitim potasında lensin anatomi, fizyoloji ve patolojisi, katarakt çeşitleri ve MİL ÇEKME tekniği ile katarakt tedavisi ve postoperatif bakımı vardı. Hipokrat döneminden önce var olan bunca ayrıntılı bilgi ve öğreti, uzun süre boyunca birikmiş deneyimlerin bir sonucuydu. “Coughing” ya da “Reclination” denilen MİL ÇEKME yöntemi bu yüzyılın ortalarına kadar Hindistan’da ve az gelişmiş ülkelerde uygulanagelmiştir. Eski Babil, Mısır ve Grek tıbbında kataraktın cerrahi tedavisine ait bir kayda rastlanmamaktadır. Ancak Kos ve Samos gibi Yunan adalarında bu cerrahide kullanıldığı düşünülen bronz gereçlere rastlanmıştır. Hipokrat’ın yazılarında “kataraktın tedavisi yoktur” ibaresi vardır. Susruta öğretisinin İskenderiye’ye Büyük İskender’in Hint seferinden sonra ulaşmış olması olasıdır.

    Romalı yazarlardan İmparator Tiberius zamanında yazar Celsus (MÖ 25-MS 50) ile İmpator Marcus Aurelius zamanında Galen (MS 131-201) İskenderiye’de katarakt cerrahisinde Hindu tıbbının Philoxenos (MÖ 250) ve Herophilos (MÖ 344-280) tarafından uygulandığını bahsederler. Celsus “De Medicine” denilen günümüze tek ulaşmış en eski tıp klasiğinde detaylı olarak MİL ÇEKME tekniğinden bahseder. Hinduların İskenderiyeler, Grek ve Romalılardan daha güvenli bir yöntem uygulamış olmaları da ilginçtir. Hindular skleradan keskin bir bıçakla girer ve başka künt bir aletle de lensi vitreus içine iterlerdi.

    Celsus’un ise, lens kapsülünü yırttıktan sonra itme işlemini uyguladığından komplikasyonlar daha sıktı. Bu dönemlerde Araplar daha güvenilir Hindu metodlarını uygulamaktaydılar. Arap oftalmolojisi İskenderiye ve Roma öğretisinin yorumuna dayalı olmasına karşın iki farklı uygulama vardır. Rhaze (Razi) (865-925), “Content of Medicine” adlı kitabında Galen’in çağdaşı olan Antillos’un kataraktı deldikten sonra cam bir tüp yardımı ile boşalttığından bahseder. Aslında Ammar (996-1020) katarağı oyuk bir iğne ile delip ağzı ile emerek çıkarmıştır. Bu tarihteki ilk aspirasyondur. Prof. Dr. Üzel’in belirttiğine göre Razi’nin ihtiyarlıkta kataraktından dolayı gözleri görmez olmuştur. Kehhal olan bir öğrencisi kendisine bir ameliyat teklif eder. Razi gözün kaç tabaka olduğunu sorduğunda bunu bilemeyen Kehhal’e “göz anatomisini bilmeyene ameliyat olunmaz ve bundan sonra da görmek istemiyorum” der. Buna karşın Sevilli Avenzoar (1109-1162) “Theisir” adlı eserinde kataraktın ekstraksiyonla tedavisinin mümkün olmayacağını ve en iyi yolun MİL ÇEKME olduğundan söz eder. Bu ameliyatı uygulayanlar muhtemelen Lensi göz içersine düşürdüklerini bilmiyorlar sadece suyun yönünü değiştirdiklerini sanıyorlardı. Nitekim Orta Çağın önemli cerrahlarından Guy de Chauliac Chirurgia Manga adlı kitabında (1300-1368) akan suyun anatomik yeri tartışmalarına ( Yeri ister önde  ister arkada olsun beni ilgilendirmez önemli olan  Visuel Spirit önündeki engeli kaldırmaktır) cevabını vermiştir.Bu işlem sonrası kör olan kişiler o dönemin meşhur ressamlarından Bruegel’in tablolarına dahi konu olmuştur. Bu gelenek orta çağdan 18. yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür.

    Mil çekme yöntemi 1950′li yıllara kadar Anadolu’da hekim olmayan ve mütetabbip olarak adlandırılan “Kehhal”ler tarafından uygulanan bir tedavi yöntemi olmuştur. İ. Üzel’e göre; kehhalere ait ilk bilgiler 1200′lü yıllarda Sivas’taki Darüşşifa’da rastlanmaktadır. 14. yy. başlarında Manisa’da kehhallerin de görev aldığı Körler Hastanesi kurulmuştur. Kehhaller arasında en meşhuru 1225′de yaşamış olan İbrahim bin İsmail bin Mehmed’dir. Mil çekme yöntemini uygulayan bu kişilere halk arasında kırlangıç da denirdi.

    Uğradığı köylerde kataraktlı kişilere mil çektikten sonra hemen toparlanıp başka köye giderlerdi. Nedeni ise vitreus içine itilen lensin bir müddet sonra allerjik reaksiyon göstererek fakoanafilaktik üveit ve glokom oluşturması sonucu şiddetli ağrı nedeniyle gözün enükleasyonuna yol açmasıdır. Tıbbi amaçla kullanılan bu yöntem eski çağlarda ceza olarak da uygulanmıştır. Bu olaylar bazı destanların doğmasına bile neden olmuştur. Bu destanlaraın arasında en meşhur olanlarından biri de Doğu Anadolu’da yaygın olarak anılan Köroğlu Destanı*‘dır.

    G. Slem tarafından yazılan “Türk Oftalmoloji Tarihi” adlı kitapta Prof.Dr. İ.Uzel tarafından hazırlanan bölümde kehhallerle ilgili geniş bilgiye rastlanılmaktadır. Darülşifalarda bir veya iki, Osmanlı sarayında da bunların en başarılılarından biri görev almaktaydı. Ülkemizde ilk resmi göz eğitimi 1870′de İlya Abdunur ile başlamıştır. 1894′de Esat (Işık) Bey ilk göz kliniğini kurmuş ve katarakt cerrahisinin gelişmesinde de katkıda bulunmuştur.

  

  * Köroğlu Destanı:

    16. yy.’da yaşamış, ünlü Türk Halk Hikayesi ve bu hikayenin kahramanı. Orta Asya’dan Tuna Boyları’na kadar yaygın kahramanlık hikayesidir. Asıl konusu yiğitlik olan bu hikayenin özeti şöyledir:

    Güzel at meraklısı olan Bolu Beyi sert ve zalim bir kişidir. Birçok atı olan bey, seyisi Yusuf’a baharda güzel ve cins bir at satın alması için yola çıkarır. Yusuf uzun araştırmalardan sonra kutsal bir aygırdan olma çok cins ve gösterişsiz bir tay alır. Yusuf bu tayın ileride güzel bir at olacağını bilir. Bolu Bey’i zayıf ve çirkin görünüşlü bu tayı görünce çok kızarak Yusuf’un gözlerine mil çektirir. Kör olan Yusuf tayıyla birlikte Sivas’a döner ve oğlu Ruşen Ali’ye olanları anlatır. İntikam alacağını söyler. Ali tarafından tay karanlık bir ahırda yıllarca yetiştirilir. Bir süre sonra kör Yusuf ölür ve oğluna intikamını almasını vasiyet eder. Büyümüş olan Ali ve kır atı dağa çıkarlar. Artık adı Köroğlu’dur. Yavaş yavaş çevresine nam salar ve Ayvaz adında bir çocuk edinir. Zayıfları güçlülere karşı fakirleri zenginlere karşı korur. Köroğlu halkın gözünde mert bir, tip çetin bir bahadırdır. Saz şairleri O’nu Pir sayarlar. Toplantılarında fasıl başında bir Köroğlu Türküsü söylerler. Bugün Doğu Anadolu’da Köroğlu geleneği hala yaşamaktadır.

    Teşekkür: Prof. Dr. Hikmet Özçetin’e katkılarından dolayı teşekkürlerimle.

    Kaynaklar:

    Duke-Elder S. System of Ophthalmology, Diseases of The Lens and Vitreus,Glaucoma and Hypotony, Vol.XI, Henry Kimpton, London, 1969, 248.

    Leonard P, Rommel J. Lens Implantation, 30 Years Progress, Junk Pub., Hague, 1982.

    Masket S, Crandall A. Atlas of Cataract Surgery, Martin Dunitz Pub., London 1999.

    Özçetin, H. Katarakt ve Tedavisi, Nobel Tıp Kitabevleri, 2005