R.Dink’in Tören Konuşmasının Dini İçeriği / Safa KAÇMAZ

 

 

 

H.Dink cinayeti ve ardından gelişen bir dizi konu, değişik yönleriyle tartışılmaya devam ediyor.’Derin devlet’ten stadyum tribünlerine, ”hepimiz Ermeniyiz”den, Kuvayi Milliye Derneği yöneticilerinin Türk bayrağı, Kuran, silah ve karanfil üzerine yemin törenine uzanan bir tartışma bu. M.Belgelerin ‘lümpenleşme’ tezlerinden, I.Berkan’ın ‘ilk kullanıcısı’ olduğunu ilan ettiği negatif milliyetçiliğe kadar da uzanıyor.

Bunların tartışması daha sürecektir. Çünkü gerçekten de, H.Dink cinayeti görünürü olan bir kırılma yaratmıştır.

Gerçekte bütün bunlar Türkiye’de yaşanan sureci genel boyutlarıyla tanımadan; Türkiye dünyada olduğuna göre, öncelikle dünya çapında yaşanan koklu dönüşümün ortaya çıkardığı sosyal yeni sureci ve onun yeni şekillenmesini tahlil etmeden pek yerli yerine konamaz.

Bu bakımdan konularımız hakkında serinkanlı tahliller yapmak zorunluluğu var. Ilk günlerin duygu esiri tavırları, zaten bu tutumun esiri olanların büyük çoğunluğunca bile ‘itidal’ tavsiyelerine dönüşmüş durumda.

Benim bakımımdan bu cinayet ve ona karşı tutum, kuresel sermaye ve ticaretin yıkmayı birinci plana aldığı ‘ulusal devlet’ ,onun yerine daha geniş birlikler halinde ‘dini cumhuriyetler’ perspektifi içinde anlamlı yerini bulabilir. Din islerinin devlet islerinden ayrılması, dini dışlayan bir devlet olma anlamındaki laik’lik, bugun ABD Beyaz Sarayı’ndan ilimli İslami cumhuriyetçilere uzanan ittifakın ortak hedef temelidir. Irak’ı kâğıt üzerinde bile bırakmayacak olan dini ayrışmanın, etnik kimliği orada çoktan aşmış olduğunu görüyoruz. Şimdiki kâğıt üzerindeki Irak, ayni zamanda eski Akadosamaru toprakları üzerinde bulunduğu ve şimdiki din veya mezheplerin kaynağı da olduğu için, çelişmelerin oradaki derinliği az çok anlaşılabilir. Fakat diyelim ki Türkiye’de ilimli İslami cumhuriyetin basarîsinin ilk urunu, etnik kimliğin üzerinde din ve mezhep çatışması olacaktır ki, komsu topraklardaki bu savaşın bize şimdiden yansıyan yanlarını zaten görüyoruz. Basbakan’in Konya’ya, diger yetkililerin Sivas’a, İstanbul’a alevi toplulukların gönlünü kazanmak için özel seferler düzenlemeleri bile, konumuzun önemini görmeyi sağlar. Oralarda ‘Alevilik’ ilan edenlerin daha sonra istiğfar edip etmediklerini, ceza orucuna yatıp yatmadıklarını bilemeyiz ama yaptıklarının sonucunun nelere yol açabileceğini bildikleri kesindir. Türkiye’de bir din çatışması, onu alınmaz yıkımın başlangıcı olacaktır ve bu yönde gidildiği de çok aşikâr.

Ilımlı bir İslami cumhuriyet yolunda elde edilen zafer,80’inin geçmiş bir devletin korunması görevinin stadyumlara, Kuvayi Milliyetçilere yani sokağa düşmüş olmasından bellidir.Bu ise devletin,kendi kimliğini ilimli İslami tırmanışa karşı koruyabilecek güçte bile olmadığının bir işareti olmalı..

**

Rakel Dink’in cenaze töreninde okuduğu mektup, onu dinleyenlerin, törene bizzat katılanların özel duygularından ayrılarak değerlendirilmeli.

Bu mektubu, buyuk olasılıkla, o anki ruh halleri içinde katılımcılar görmek ve duymak istedikleri sözlerin yazılı olduğu bir metin olarak algiladilar. Fakat bu duygusal dönem geçirildikten sonra, simdi artik, yazılı olan bu somut metnin başka özellikleri olduğu da görülmeli. Çünkü hem R.Dink’in bugünkü itikatsal açıklamaları, hem de Agos yöneticiliğini devralan E.Mahcupyan’in Zaman gazetesi yazarı olarak ‘laik devlet’, ‘laik elit’i hedef alan dinsel zemini, gelişimlerin dinsel yöndeki vurgusunu artıracak görünmektedir.

R.Dink’in konuşma metninin iskeleti dini, Ortodoks mezhebinin kavram ve deyimlerinden oluşuyordu. Elbette ‘katil yaratma surecinin tahlili’ gibi, doğru ve önemli talepler de içeriyordu ama metnin iskeleti, sadece açık İncil alıntıları bakımından değil, genel olarak, dini bir temele dayanıyordu. Başbakan’ın besmeleyle toplantı açtığı bir ülkede, elbette her dinin, her mezhebin kendini ifade etme hakki vardır. Konuştuğumuz bu nokta değil.

Konuştuğumuz, bu metninin özelliğini o anda göremeyen ve fakat görse idi belki de desteğini daha farklı bir şekilde sürdürecek olduğunu sandığımız kesimlerin bilgilendirilmesidir, hepsi bu!

Bu nedenle ben, R.Dink’in konuşma metninin bu özelliğine dikkat çekmek için daha önce bir yazı yazmıştım. Bugün, gazetelerin internet sayfalarına yansıyan yanıyla, R.Dink’in yeni açıklamaları hakkında bilgilendim. TV’den izleme olanağım yok. Yayınlanan açıklamasında ise, Rakel Dinç, çok açık bir şekilde, tören konuşma metnini “Tanrı’ya sığınarak” yazdığını açıkça ifade ediyor. Böylece bu nokta, benim açımdan, R.Dink ağzından doğrulanmış oldu.

Dilegim, cenaze tören metninin artik bu gözle, yani temelde dini bir metin olarak ele alinmasidir. Zaten, yazdigim ve köşe yazarlarına da iletilmiş ilk açıklamadan sonra, gazetelerde, bu konuşmanın geneline yönelik bir övgü ile karsılaşmadım. Sadece P.Maden’in bir yazısı gözüme ilişti ki, o da zaten, bilinen özellikleri bakımından, pek önemli sayılmaz. Üzerinde daha çalışılması gereken H.Dink cinayeti odaklı konuya devam edeceğiz. Şimdilik aşağıdaki yazıları, yeniden değerlendirmeye sunmakla yetiniyorum.

***

R.Dink’in Konuşma Metnindeki Ortodoks Dini Kavramları Üzerine

28.1.2007

Rakel Dink’in cenaze töreninde yaptığı konuşma metni, elbette bir kadının kocası için duyduğu acıyı ifade ediyor.

Fakat bu konuşma metni, bilir bilmez yazan gazetecilerin yeniden yayınlandığı temel bir metne dönüştü. Bugün C.Dündar köşesinde yeniden yayınlamış.

Bu metnin, isteyenin içinden çekip aldığı bölümleri yeniden kullanıyor…

Olum kaygısı yasayan H.Dink’ten bir ‘haber patlatma’ çabası içinde olduğu kendi yazısından anlaşılan, Milliyet muhabiri B.Akçura, anlamını bildiği çok şüpheli olan “Dink’in göğe yükselen kalbi, başı.” gibi sözleri de içeren yeni ‘haber’ler yapıyor.

Bu konuşma metni ‘romantik’ C.Dündar’dan, D.Sazak’a ve bir dizi öteki yazara, adeta ‘ilham’lar verme özelliğinde bir metin olarak kullanılıyor.

Cenaze torenine katılanların özel duyguları değil konumuz.

Fakat bu metnin Hıristiyan bir jargon iskeleti üzerine kurulu olduğunu göstermek zorundayız. Çünkü böyle olduğu bilinmiyor.

Örneğin R.Dink’in koşuma metni ile İncil su şekilde uyuşmaktadır:

“İnsanların ve meleklerin dillerinden üstün olan, peygamberlikten üstün olan, bütün sırları bilmekten üstün olan, dağları yerinden oynatacak imandan üstün olan, varını yoğunu sadaka vermekten üstün olan, bedenini yakılmaya teslim etmekten üstün olan, yalnız ve yalnız sevgi girecek o cennete.” (R.Dink)

“Peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam, dağları yerinden oynatacak kadar büyük imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim.

Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz.” ( 1. Korintliler )

TvT okurları, bu metinde yer alan bir dizi dini özel kavramla çoktandır tanışık durumdalar.

Orada ‘gök’, ‘yer-toprak’, ‘göksel cennet’, ‘sevgi-ask’ gibi deyimler de, ad verilerek açıkça aktarılan “İncil, Juhanna, Hiristo” gibi deyimlerin dışında, tamamen Ortodoks kilisesinin temel kavramlardır. Dinsel terminoloji bilinmediğinde, sadece gündelik kelimelermiş gibi ele alınması mümkün olan bu kavramlar, Hıristiyanlığın bir ön kaynağı olan erken dönem ‘karabaşlı’ ‘Sümer’ topluluğu dönemine değin uzanmaktadır.

Konuşma metninin ilgili dini özellikleri, cinayet ve ardından cenaze töreni sırasında yeterince dikkat çekmemiş olabilir. Fakat artik, bu metnin, bütün temel kavramları ve yapısıyla bir Ortodoks Hıristiyan kavrayışıyla ele alınmış olduğunu saptamamız ve açıklamamız gerekli.

**

Rakel Dink: Ona ’sus’ desek gene öldürmüş olacaktık…

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/10/index.html

(Özet)

**

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, eşi Rakel Dink’in ilk TV röportajı Kral TV’de yayınlandı. Gazeteci Ayşe Önal’ın sorularını yanıtlayan Rakel Dink, eşiyle arasındaki aşktan cenaze töreninde okuduğu mektup ve atılan sloganlara kadar düşüncelerini açıkladı.

KULAĞIMA FISILDAYARAK YAZDIRDI O SÖZLERİ

Rakel Dink, cenaze töreninde eşine hitaben yazdığı mektubu kaleme alabilmek için Tanrı’ya sığındığını anlattı. Hrant Dink’in insanların kardeşçe yaşamasını istediğini, kimsenin kendisini başkasından üstün görmemesini istediğini anlatan Rakel Dink, “Benim dimine, imanıma göre tıpkı İsa’nın görmek istediği gibi görüyordu” dedi. Dink şöyle devam etti:

“Onun için o mektubu da yazabilmek için benim iman ettiğim Tanrı’yla iletişime geçmem gerekiyordu. Hem ruhsal hem yaşamsal olarak etkili olmasını istedim yazacağım her kelimenin ve gerçekten sanki kulağıma fısıldayarak yazdırdı bana o sözleri. Ve sonra bakarken, tıpkı eşimin istediği ve kendisinin, tanrının da istediği gibi olduğunu gördüm. Bu bir mucizeydi benim için.”

**

O Sabiha Gökçen haberinden sonra çok büyük bir baskı hissettim onun üzerinde ben onu tabi birebir yaşıyordum, yanındaydım. O gün çok kötü görmüştüm onu. Ama gene duayla güçlendik. Çünkü doğaüstü bir güce ihtiyacımız vardı olanların üstesinden gelebilmek için. Tekrar umutlarımıza sarıldık. Yok, bu ülke değişmeli çünkü istiyorduk. Ümit de bağlamasak nasıl yaşayacağız?”

BENİM GÜVERCİNİMİ YUVASINDAN AYIRDILAR SİZ AYIRMAYIN

Rakel Dink, cenaze töreninden sonraki gün Agos Gazetesi’nden bir telefon geldiğini, gazete çalışanlarının pencereden giren bir güvercin için yardım istediğini de anlattı. Çalışanlara, “Serbest bırakın ki yuvasına uçsun gitsin. Benim Güvercinimi yuvasından ayırdılar, siz ayırmayın” dediğini ancak güvercinin bir türlü gitmediğini söyleyen Dink, “Bir haftadan fazla orda kaldı. Hepsinin tepesinde gözetmenlik eder gibi gezmiş. Çok duygulandık. “Tanrı size mesaj göndermek istiyor’ dedim” diye konuştu.

Safa KAÇMAZ

 

Kaynak :
Milliyet
Hurriyet