Hatırla Sevgili, Tarihi Doğru Yansıtıyor mu? / Fatma İRİER

 

 

 

Seçici olmaya özen gösteren bir TV izleyicisiyim. Seçiciliğime yardımcı olduğunu düşündüğüm yazıları ve okur mektuplarını mutlaka okuyorum. Hem öyle internetten gazete okuyucusu da değilim. Paramı verip her sabah işyerimin karşısındaki marketten gazetelerimi (Birgün ve Vatan) alıp onların hışırtısını, baskı kokusunu duyarak okumayı seven bir gazete okuruyum. Televizyon dünyası ve kanallarında neler olup bittiğini daha çok gazetelerden izlerim.

Türkiye toplumunun hayatında çok önemli bir yer tutuyor televizyon kanalları. Ben çalışan bir kadın olarak TV’lerin gündüz(kadın) programlarını hiç bir şekilde izleme olanağına sahip değilim(çok şey kaçırdığım söylenemez) ama kadınlarımız artık dedikoduları kanallardan, yemek tariflerini kanallardan, hastalıklarına çareleri kanallardan, ikinci-üçüncü eşleri kanallardan buluyor, karı-koca, anne-kız veya baba-kız, baba-oğul kavgalarını kanallardan yapıyorlar. Akşam olunca da pembe-mavi-yeşil-sarı-siyah bilumum ve peş peşe dizilmiş dizilerde yaşıyor, dizilerde âşık oluyor, dizilerde sevişiyor, dizilerde ağlaşıyor, dizilerde bağrışıyor, dizilerde dövüşüyor, dizilerde ihanete uğruyor, dizilerde intikam alıyor, dizilerde suçluyu cezalandırıyor, dizilerde adaleti sağlıyor, türküyü de şarkıyı da dizilerde çalıyor, dizilerde söylüyor, kısacası dizilerle yaşıyoruz. Kendi içinde taşbaskı zeytinyağı silindiri gibi dönen koskocaman bir dizi sektörü oluşmuş durumda.

Bu arada “kaliteli dizi” olma iddiasıyla, tarihi genç kuşaklara aktarma iddiasıyla yola çıkan diziler de var. Bunlardan Kırık Kanatlar, konusu güzel olmakla birlikte ilkokul müsameresi gibi sahneleri ve zaman zaman senaryoda yaşanan gel-gitler ve boşluklarıyla ve en son hızlı ve tamamıyla abuk sabuk bir sonla bitirilerek o da dizi çöplüğüne atıldı maalesef.

Şimdi bir dönem(tarihi) dizisi olarak Cuma akşamları ekrana gelen “Hatırla Sevgili” dizisine gelince; güçlü oyuncu kadrosuna, iyi bir müzik ekibine, özenli sahne ve kostüm dekoruna ve Tomris Giritlioglu gibi iyi bir senaristine rağmen, geldiği noktada hem eski “Yeşilçam aşk filmleri”ne döndü. Hem de dönemi tek yanlı ve acındırıcı yansıtmaya başladı. Mesela, benim 17 yaşındaki kızım Menderes ve DP’lilerin yargılanmasına, mahkeme sahnelerine ve mahkûm edilmesine ağlayarak isyan etti. Menderese, diğer DP’lilere korkunç bir acıma hissiyle doldu.

Tabiî ki aile olarak idamlara karşıyız biz. Bu gün 17 yaşında olan kızım, daha 3,5 yaşında bu ülkenin cezaevleriyle tanıştı. Solcu olduğu için 2 yıl cezaevinde yatan annesinin, 9 yıl yatan babasının cezaevinde ziyaretine, -yine solcu olduğu için 80′li yıllarda cezaevi yatmış dayılarının yanında kalarak- gidip gelerek büyüdü. Tarihi boyunca solcuları yargılamış işkence etmiş, asmış olan bu ülkenin sağ iktidarlarının ilk temsilcisi DP’nin(Demokrat Parti) mağdur, ezilen, adaletsizliğe uğrayan ve mahkemelerde de kahramanca başı dik kendini savunan demokrasi ve adalet savunucuları gibi gösterilmesi tarihi ne kadar yansıtıyor? DP’nin (benim yaşım yetmiyor ama annem-babam o yılların yakın tanığı ve bir dizi anılarını taşıyan insanlardı) 1960 askeri ihtilalinden önceki son yılları aynen. Bugün herkese saldıran, kendisinden başka herkesin sesini kısmaya çalışan, televizyon kanalları, radyo kanalları ve gazeteler kapatmaya başlayan muhalefeti hiçe sayan ve iktidarını ilelebet sanan ve saltanat süren AK partinin bugünkü yılları gibiymiş. Bugün elbette ordunun yeniden kılıç atıp Ak parti iktidarına son vermesini asla savunmuyorum. Ama lütfen, DP’nin son yıllarındaki “mutlak iktidar” ve her şeyi yaparım, kimse karışamaz yaklaşımı, komünistlere, sola karşı katı, sansürcü, kovuşturmacı tutumu, saltanatçılığı ve yaşanan baskılar neden hiç anlatılmıyor. “Zavallı Menderes… Hiç kötü bir şey yapmamış canım.” dedirtmek isteniyor sanki. Oysa Türkiye yaklaşık 60 yıldır anası DP (menderes) olan sağ hükümetler tarafından yönetildi yönetiliyor. Onlara “iade-i itibarı” da Özal iktidarı sağladı. Yine menderesin DP sinin devamı AP (Demirel) hükümeti de Mendereslerin intikamını yine solcuları, “Deniz”leri astırarak aldı. 1972′de Adalet Partisinin (S.Demirel) milletvekillerinin elleri kalktı havaya üç fidan gibi gencin, Deniz Gezmiş-Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesi için. Ne acıdır ki, Menderes’lerin idamını önlemek için elinden geldiğince çaba gösteren ve 60 ihtilalinin generallerinden idamın durdurulmasını isteyen rahmetli İsmet İnönü, Menderes geleneğinin partisinin oylarıyla Denizlerin idam edilmesinin önlenmesi için de çalıştı. İsmet İnönü’nün o günlerdeki parlamento konuşmalarına bakılması lazım. Sadece S.Demirel ve AP milletvekillerinin elleri havadaydı idama “evet” diyen elleri… Parlamento kararıyla uygulanan siyasi cinayetin tarihsel faillerini benim çocuklarıma masum göstermeye kalkan ve senaryosu giderek ucuz, hızlı çekilmiş Yeşilçam filmlerine benzeyen hatırla sevgili dizisini artık izlemiyorum. Çevreme de bu doğrultuda görüşlerimi iletmeyi sürdüreceğim. Ya da senaristler hemen kendilerine gelir ve o dönemin asıl gerçeklerini de yansıtırlar.

Saygılarımla.

Fatma İRİER