Modern Zamanlar / Selma ULUSOY
Öncelikle modernizm ve özelde Türkiye’de modernizm serüvenini tümüyle irdelemek zor olmakla birlikte modernizm kavramını açıklamaya çalışacağım ve modernizmin Türkiye’deki tezahürlerini irdelemeye gayret edeceğim. Bunu yaparken önce modernizm kavramının içini doldurmaya daha sonra büyük düşünürlerin bu kavramı nasıl tanımladıklarını açıklamaya girişeceğim. Son olarak da modernizmi Türkiye özelinde kısaca ele alacağım.
Modernizm kavram itibariyle şu anki duruma ait olmamakla birlikte şimdiki zamanı işaret etmektedir. Ayrıca Aydınlanma döneminin etkisiyle de insan dışında hiçbir otoriteyi kabul etmemesidir. Tarihi tamamen insanın üzerine inşa eden bir süreçtir. Modernlik Batı toplumlarına has bir niteleme olmakta ve Doğu bu kavramın dışında yer almaktadır. Doğu toplumlarının geçirdiği süreç modernleşmeye tekabül etmektedir. Bu süreç ise tamamen beşer ürünü, dinamik ve yeni kültürel kodları olan bir süreçtir. Modernizmin en önemli özelliklerinden biri de deyim yerindeyse önceki süreçlerden bir kopuşu ifade etmektedir. “Gündelik hayatın tartışmalarından sıyrılarak, henüz keşfedilmemiş olan bölgelere doğru yönelmeye çalışan bu hareketler, sonuçta, lekelenmemiş, saf ve durağan bir şimdiye duyulan özlemin ifade edilmesidir”(Demirhan’dan akt. Özkiraz;1992:17).
Modernizmi açıklarken muhakkak ki uğrak noktalarımızdan biri Aydınlanma olmalıdır. Bu dönemle birlikte başlamıştır kopuş süreci. Dinden sıyrılıp sekülerleşmeye doğru hızlı bir geçiş yaşanmıştır. Artık bu dönemde insan yeniden tanımlanmıştır.
Modernleşme kuramları genellikle ekonomik gelişmişlik düzeyiyle ilişkilidirler. Kalkınma, kapitalizmin hâkim olması modern toplumların karakteristik özelliklerindendir.
“Moderniteye geçişi belirleyen dört devrim vardır, bunlar bilimsel, siyasal, kültürel, teknik ve endüstriyel devrimlerdir.
-
Bilimsel Devrim: Newton’un evrensel yer çekimi kanununu formüle etmesi bilimsel devrimi başlatır.
-
Siyasal Devrim: İkinci devrim siyasaldır ve vurgu Fransız Devriminedir.
-
Kültürel Devrim: Üçüncüsü kültürel devrimdir ve diğer devrimlerin içine kök salarak gelişen bir düşünce hareketidir. Bizim aydınlanma olarak adlandırdığımız zihinsel dönüşüm bu kültürel devriminin temelindeki olgudur.
-
Endüstri Devrimi: Modernitenin temelindeki dördüncü devrim endüstri devrimidir. Endüstrileşme insanın içine doğduğu doğayı fethetme hareketidir. Şüphesiz emeğin dönüşümü ve makine bu devrimin belirleyici tarzıdır”(Yelken;1999:183-184).

KANT: Salt Aklın Eleştirisi
Modernlik bağlamında genel olarak Kant’a başvurulan onun metafiziği yeniden yorumlaması eğilimidir. Ona göre artık Tanrı, din, ölümsüzlük gibi kavramlar üzerinde düşünülmemelidir. Çünkü bu konular insan aklını aşmaktadır. Artık metafizik yalnızca rasyonel olan alanla ilgilenmelidir. Kant aklı baz alır ve aklın insanı diğer canlılardan ayırt edici bir özellik olduğunu belirtir. Ayrıca tarihi de akılcı kılarak sekülerizme ilk adımı atar.
Hegel’e göre ise Rönesans hareketleri modernizmin miladı niteliğindedir. Ona göre modern olmak yaşamın, insanın ve çağın bilincinde olmak demektir.
WEBER: Rasyonalizm ve Büyünün Bozulması
“Weber, modernliği bir kültürel olgu olarak ele alır. Rasyonel bir yaklaşımla bu durumu meşrulaştırır veya meşrulaştırmaya çalışır. En önemlisi ise Weber, Batı’daki gelişmenin evrenselliğinden bahseder”(Özkiraz;1993:13).Dünyanın hemen her yerinde bilimsel, sanatsal ve kültürel faaliyetler ortaya çıkmışsa da hiçbiri Batı’daki kadar etkin olmamış ve sistemleştirilmemiştir. İşte meşruiyet kaynağı buradan gelmektedir. Batı rasyonelleşmesi iki sonucu ortaya çıkmaktadır. Birincisi büyünün bozulmasıdır ki artık doğa mistik ve kaotik yapısından sıyrılarak emprik ve çıplak bir gerçeğe bürünmüştür. İkincisi ise artık yeni bir toplumsallaşma biçimi ortaya çıkmıştır ki Weber bunu “demir kafes” diye nitelendirir. Böylece bireyin irrasyonel doğası bastırılmaktadır.
MARX: Katı Olan Her şey Buharlaşır
Modernizmi Marx, parçalanmışlığın, bölünmüşlüğün, paradoks ve çatışmanın olduğu yani katı olan her şeyin buharlaşması şeklinde yorumlar. Modernizm evrensellik vaadini sunar insanlığa. Tüm toplumları aşmaktadır. Ayrıca insanlık doğa üzerinde hâkimiyet kurmaya başladıkça toplumların iç çelişkileri artmaktadır. Deyim yerindeyse kulun kula hükmettiği bir süreç başlamaktadır.
Berman modernizmi üç evreye ayırmaktadır:
-
16. yüzyılda başlayan ve 18. yüzyıla kadar süregelen dünyada insanlar modernizmi yeni yeni anlamlandırmaya başlamışlardır.
-
Fransız Devrimiyle başlayan süreçtir. Devrimin tüm kaotik yansımaları toplumda görülebilmektedir. Ulus-devlet ve demokrasi kavramları ortaya çıkmıştır.
-
Artık modernizmin içselleştirildiği ve başarıların meydana geldiği evredir. Uzmanlaşma, işbölümü, örgütlenme gibi kavramlar ortaya çıkmaya başlamıştır.
DURKHEİM VE TÖNNİES: Cemaat Toplumundan Cemiyet Toplumuna Geçiş
Durkheim Modernizm adını koymasa da organik ve mekanik toplum kavramlarını ifade ederken Modernizmi işaret etmektedir. Mekanik dayanışmalı toplumlarda işbölümü ya da uzmanlaşmadan söz edilemez. Kollektif bilinç öne çıkar. Herkes hemen hemen aynı işleri yapmaktadır. Fakat organik dayanışmalı toplumlarda uzmanlaşma ve işbölümü had safhaya ulaşmıştır. Yani modernizmle birlikte görülen etkiler organik toplumla temsil edilmektedir.
Tönnies’de cemaat ve cemiyet kavramlarıyla modernizm olgusunu örtük bir biçimde çözümlemiştir. Cemaatsel ilişkiler duygusal bir temelde şekillenmektedir. Bu ilişkilerde din ve gelenek büyük ölçüde etkili olmaktadır. Hesapsız ve dayanışmanın yüksek olduğu bir toplum tipinden söz edilmektedir. Fakat cemiyet toplumlarında her şey rasyonel temeller üzerine oturtulmuştur. Din ve geleneğin etkisi bu toplumlarda görülmez. Böylece Tönnies’de bir kopuşa atıfta bulunur.
Modernizmin Paradoksları
Bu bölümü Der Loo’nun açıklaması çerçevesinde yapacağım. Der Loo modernizmin paradokslarını dört temelde belirler.
Modernizmin ilk paradoksu farklılaşma ve bilgeliğin yitirilmesidir. İşbölümü ve uzmanlaşma beraberinde ayrışmayı getiriyor gibi gözükse de aslında insanoğlu artık eskisinden daha çok işbirliği içinde olmalıdır. Artık ihtiyaçların karşılanması büyük ölçüde başka birine bağlıdır.
İkinci paradoks akılcılaşma temellidir. Farklılaşmayla birlikte çoğulculaşma ve çeşitlilik meydana gelmiştir. Fakat bunun yanında tersine bir süreç işlemekte ve genelleşme ortaya çıkmaktadır. Böylece tüm değerler, anlamlar, sistemler köklerinden koparak ayrılıyor ve birbirine karışıyor ve özgün anlamlar siliniyor. Daha sonra da genelleşmiş sistemlerin kuralları içselleştirilmeye başlanıyor.
Üçüncü paradoks atomize bireyselleşme kimlik sorunudur. Modernizmle birlikte insan özgürleşmeye, seçimlerini kendisi belirlemeye ve hayatı üzerinde söz sahibi olmaya başlamıştır. Tüm geleneksel kurumların etkisinden arınmıştır. Fakat bu bir özgürlük yanılsamasıdır. Çünkü böylece bireyin kendi öz kimliği, değerleri ve öz kültürü yok olmaktadır.
Dördüncü paradoks ise yersiz ve yurtsuz bilinç düzlemindedir. Modern toplumlarda bireyler sürekli olarak yerlerinden edilme tehdidiyle karşı karşıyadır. Aidiyet hislerini kaybederler ve yalnızlaşırlar. Son kertede bu olumsuzluğa karşı çıkacak gücü de kendilerinde bulamazlar. Çünkü hayatın akışı ve her ne olursa olsun bu sistemin içinde yer alma zorunluluğu bu karşı çıkışı imkânsızlaştırır. Özgürlük yanılmasını burada da rahatlıkla görülebilmektedir.
TÜRKİYENİN MODERNLEŞME SERÜVENİ
Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde şu soruyu soruyordu: Neden tüm toplumlarda değil de yalnızca Batı’da siyasal, kültürel ve sanatsal gelişmeler aynı biçimde olmuyordu. Kuşkusuz bu soru birçok yeni tartışmaya neden olmaktadır. Çünkü bu soru oryantalist ve ötekileştirici bir niteliktedir. Modernizm bireylere tek bir tip önermektedir ve tabiri caizse nizama sokma iddiasındadır. Her toplumun kendi kültürel, dini, geleneksel temelleri vardır ve bu yüzdendir ki Batı dışındaki toplumlar Weber’in bu kalıbının içine sığmamaktadır. Türkiye’nin modernleşme serüvenini de bu meyanda açıklayabiliriz.
Osmanlı Devletinde Tanzimat Dönemiyle başlayan modernleşme serüvenimiz hala devam etmektedir. Tanzimat öncesi her bakımdan Osmanlı Devleti üstün konumdadır ve tam da bu yüzden Batı’yı bir model alma ihtiyacı hissetmemişlerdir. Bu yüzden içe kapalı bir nitelik arz etmektedir. Fakat Tanzimat sonrası Osmanlı gücünü kaybetmeye başladığında Batı’ya yüzünü çevirmiştir. Hatta “batıcılık” akımı ortaya çıkmış ve Türkiye’nin ancak batılılaşarak-modernleşerek-bu durumdan kurtulabileceğini savunmuşlardır.
Cumhuriyet kurulduğunda da Atatürk muasır medeniyetler seviyesini hedeflemiş ve batıya atıfta bulunmuştur. Atatürk’ün asker kökenli olması Türk halkında askerin modernleşmenin sembolü olduğuna dair bir düşünceye götürmüştür. Bu yüzden sivil inisiyatif ülkemizin modernleşme serüveni içinde büyük bir rol oynayamamıştır.
Son tahlilde bu yazıda modernizmin Aydınlanma ve İlerlemecilik heyecanıyla birlikte tamamen iyi bir şey olmadığını ve bununda bir algı yanılsamasından ibaret olduğunu anlatmaya çalıştım. Postmodernizmin hararetle tartışıldığı şu günlerde bu algı yanılsaması en azından aşılmaya çalışılıyor.
Selma ULUSOY
KAYNAKÇA:
-
Özkiraz, Ahmet(1993) Modernleşme Teorileri ve Postmodern Durum, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya.
-
Yelken, Ramazan(2000) Modern Toplum Üzerine Kısa Bir Kavramsal Tartışma, AKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, sayı:1,Afyon.
-
Fotoğraflar: wikipedia

2007/03 |