Savaş ve İnsanlık Üzerine / Orkun OKUR

 

 

 

Sıcağıyla, soğuğuyla tanıdık bir realitedir savaş ve savaşmak. Doğa dediğimiz şey zaten karşıtların (zıtların) çatışması, yani savaşması ile süregelen bir döngü değil midir? Peki ya barış nedir? İşte bu noktada insan ve bilinç ilişkisi ortaya çıkıyor. Ya da biz öyle olduğunu sanıyoruz.

Dünyada her zaman savaşların olacağını ve büyük balığın küçük balığı her defasında yutacağını söyleyenler bize kanıt olarak sadece doğanın kendisini sunabilirler. Ama bu, diğer canlılar ile insanların özü bir olsa da, onları nitelik olarak da aynı kefeye koymak demektir; tam bir saçmalıktır! Evet, insanoğlu çoğu zaman içgüdülerine mağlup olabilir ama kimi zaman kazanabilir de: Bu da bir realitedir. Demek ki onca filozof binlerce yıldır erdemlilikten boşuna bahsetmişler! Yüz binlerce yıllık bilgi birikimine sahip, varlığının bilincindeki insanoğlunu bugün hala diğer canlılarla eş tutanları görünce insanın bu şekilde hayıflanası geliyor maalesef.

Gelelim barış meselesine. Savaşın olmadığı yerde ve zamanda barış vardır diye biliriz. Acaba gerçekten de öyle midir? Nedense savaşı sadece stratejik askeri müdahaleler bütünü olarak algılarız. Bir de işin ideolojik, psikolojik ve istihbaratsal boyutu vardır: Soğuk Savaş! Adı 20.yüzyılda konulmuş olsa da ve sadece 2.Dünya Savaşı sonrasındaki dönemlere has bir durum olduğu sanılsa da geçmişi çok daha eskidir; çünkü devlet ve istihbarat kavramları ile doğrudan ilişkilidir. Yani barış olduğunu sandığımız dönemlerde de çoğu zaman savaş vardır. Sadece görmekte zorlanırız. İşte sermaye sahipleri, devletler, örgütler, istihbarat teşkilatları, vs arasındaki bu kirli oyunda piyon olan yönetilenlerin bireysel dramlarına da kulak vermek ve bu düzene lanet etmek insan olan her insanın sorumluluğu dâhilindedir.

Tarih kitaplarına işlenen her savaş sonrası aynı şekilde kinin, nefretin de insanların hafızalarına işlenmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da ayrı bir konudur. Her iki taraf için de karşı tarafın yaptıkları yanlıştır, haklı olan sadece kendileridir. Kendi cinayetleri başarı, karşı tarafınkiler ise katliam olarak adlandırılır. İşte tüm bunlar özenle tarih kitaplarına işlenir ve milletler teker teker şişirilir. Sonuç ise bugün bile tarihten yola çıkarak bugünün insanlarını dile, dine, ırka göre kategorize eden; bir bireyi milletinden bağımsız düşünemeyen aciz beyinler, nefret dolu yüreklerdir. Ve insanoğlu bu kadar genellenebilecek kadar basit bir varlık değildir. Zaten yönetenler, savaşmaları için yönetilenlere birer neden sunmak zorundadırlar. Ve bu nedenleri genellikle insanların hassas oldukları konulardan; metafiziksel inançlardan, etnik ya da milli duygulardan seçerler. Mesela Haçlı Seferleri, mesela İsrail’in Lübnan’ı işgali gibi, 2.Dünya Savaşı gibi, vs. İnsanlara savaşmaları için verilen nedenler farklı olsa da asıl amaç hep aynıdır: Sömürmek ve daha güçlü olmak!

Bugün A.B.D geleceğe dönük enerji politikalarını Orta Doğu’ya endekslemiş durumda. Asıl amaç karşı tarafı sömürmek ve daha güçlü olmak iken insanlara verilen neden gerçekten şaşırtıcı: Demokrasi yalanı! Cumhuriyetçilerin ve Demokratların her seçimde başa baş mücadele ettikleri bilindiğine göre, en azından A.B.D halkının yarısının bu yalana inandığı gerçeğini hayretler içerisinde gözlemleyebiliriz. Belki de kendilerini bu yalana inandırmak için baya bir uğraş veriyorlardır, kim bilir. Ama keyiflerinin yerinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik diğer tarafta binlerce insan acı çekerken! Bir insanın daha rahat yaşayabilmesi için bir diğerinin öldürülmesi. İnsanlıktan mı bahsediyorduk?

Bir şeyi yaşamadan öğrenmek neredeyse imkânsızdır. İnsanların da acı çekmeden daha huzurlu, daha adaletli ve mantıklı bir dünya düzeni içerisinde yaşamanın yollarını bulabilecekleri günler gelecektir. Ancak bu noktaya gelinceye kadar da acı çekmeye devam edeceğiz şüphesiz. Birkaç yüzyıl öncesine kadar insanlar her şeyi olduğu gibi kabul eden bir mantığa sahiptiler. Bugün birçok şeyin adı konulabiliyor ve bu kendimizi, evreni daya iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Bundan birkaç yüzyıl sonrasında da aynı şekilde, daha ileri bir noktada olacağız. Ve umuyorum ki düşünsel evrim çerçevesinde doğru yolu bulacağız. O yolun hiç kapanmaması ve gelecek kuşakların daha güzel bir dünyada yaşamaları dileğiyle…

Orkun OKUR