Yılgınlık / Fatih CENGİZKIRAN

 

 

 

Yılgınlık,yalnızlık,yabancılaşma…. Yaşamın hücreleşmesidir.


Hücrelerde hiç sönmez lambalar. Sağlığımız için. Lambanın ardı karanlıktır, kör dipsiz bir karanlık. Günün yirmi dört saati sönmez bu karanlık. Kendimizle olmamıza, yalnız kalmamıza ve bunu hissetmemize, hissettiklerimizi an ve an yaşamamıza yöneliktir çabaları. Burada kendimizin ardı karanlıktır. Günlerce, aylarca tek kelime konuşmadan yaşamınızı sürdürmenizi isterler, insan yüzü göremezsiniz, sadece gözler vardır ve suskun gözler sizi rahatsız etmeye başlar. Tüm bunlar suskunluğa bürünmemize, kendimize dönmemize neden olur. Güneşe, aya, yıldızlara hasretsinizdir. Havalandırmanın kapısı önünüzdedir ama açılmaz. Okuduklarınızdan, giydiklerinize ve dinlediklerinize kadar her şeyi belirleme çabasındadırlar. Umulmadık bir anda elinize bir mektup tutuştururlar, beklemediğiniz bir zaman da havalandırmanın kapısı açılıverir. Karşınızdaki gücünü kabul etmenizi istemektedir. İstedikleri şekle bürünmenizi, yalnızlaşmanızı, yabancılaşmanızı, çıldırmanızı istemektedirler. Bizi biz yapan düşünce ve değer yargılarımızdan, toplumsal yanlarımızdan ayırma ve parçalama çabasındadırlar. Toplumsal hayatı hücreleştirme çabasıdır bu.
…..


Unutma ki kuşlar
aşıp gitmektedir tel örgüleri…
Ahmet Telli

Şimdi dünyanın tepesinde bir lamba karanlık üretmektedir. Yılgınlık, yalnızlık, yabancılaşma üretmektedir ve kalabalıklar korkunç bir hızla, hazla bunu tüketmektedirler. Evde, okulda, işte, sokakta, alışveriş merkezlerinde, insanlar birbirlerine çarpa çarpa aralarında uçurumlar yaratmaktadırlar ve birbirlerine verecek, aktaracak enerjileri yoktur. Gözlerinin önünde insanlar öldürülmekte, plajda ölü yatan birinin yanında denize girebilmektedirler. Tüm bunları seyrederek nefes almaya devam etmektedir insan. Hayal kurmak anlamsızlaştırılmıştır, unutturulmuştur, unutturulmaktadır, olan hayaller için mücadele etmeye gerek yoktur. Yaşam anlamsızdır, anlamsızlığını kabul etmelisiniz, değiştirmeye, dönüştürmeye kimsenin gücü yetmez demektedirler… Kendi iç çelişkilerinizin içinde boğulup, bundan çıkış olmadığını kabul etmeniz dayatılmaktadır, başka bir dünyaya çıkış yoktur bu karanlıktan. Karanlıktan hoşlanmanızı istemektedirler. Ve artık dünyaya karanlık üreten bu lambanın kültürü egemendir. Şimdi romanlar bile yenilin demektedir, filmlerde kötüler kazanmaktadır artık. Yalnızlığı süsleyip yedirip, içirmektedirler kitlelere. Karanlıktan çıkacak eli beklemek umut değildir, eğer bu umutsa bundan nefret etmek gerekmektedir. Bu var olanı kanıksamaktır, var olanı yaşadığını sanmaktır. Bu çabayı boşa çıkarmanın yolu; toplumsal bir varlık olarak, insan kalmanın ve insanca- bizi biz yapan değerlerle yaşamanın ön koşulu bu lambayı söndürmektir.


Hayatı bize dayatıldığı gibi değil, kendi istediğimiz ve planladığımız gibi, bu lambanın ürettiği karanlığa yer bırakmadan yaşamaya başladığımızda, işte tam o an bu lamba sönecek, dünya aydınlanacaktır. Hücremizde güneşimizi çizmek budur işte. İhtiyacımız olan içimizde saklı, üstü örtülü delikanlı insanın kirlerini silip, parlatmak, sokağa çıkarmaktır. Bu sadece bizim ellerimizdedir, umudun değil. Dünyanın tepesinde bu lamba varken umut yoktur. Lambayı söndüren hareketin ve düşüncenin kendisidir umut.


Başka bir dünya, başka bir hayat var. Siz izin vermediğiniz müddetçe hayallerinize icazet koyamazlar. Yalnızlıktan tat almak yanıltıcıdır, sokağa çıkmak gerek, her tehlikeye karşın. Belki kırılabiliriz, belki incinebiliriz ama bu yaşadığımız yalnızlıktan daha anlamlı olacaktır.


Evet, yaşadığımız zamana ve dünyaya anlam yüklemek. Yenilgilere rağmen, acıya rağmen. Doğrunun bu olduğunu bile bile başka türlüsünü yaşamak umutsuzluk değildir, bu yılgınlıktır. Bu umudu aramak değil, bu umudu yaratmak değil, bu başka yenilgileri peşinen kabullenmektir. Yenilgiler üzerine kurulan bir yaşam. Bu yaşamda aşkın, sevginin yeri nedir? Bu yaşamda başkalarına yer var mıdır? Bu yaşamda başkalarının size biçtiğini tüketmek vardır sadece. Her yenilgi sonrası yeni bir yenilgiyi peşinen kabul etmiş bir insan. İnsanlığa lazım olan bu değil, aşka sevgiye bu hiç lazım değil. Tanıdığım bir insanın yenilgiler sonrası yeniden yaratma konusunda verdiği bir örnek var. Ayran tasına düşen iki fareden biri ölümü kabullenir, diğeri yaşadığı olumsuzluğa rağmen çırpınmaya başlar ve bu çırpınmayla ortaya çıkan yağın üzerine tutunarak hayatta kalmayı başarır. İşte umut varsa umut budur. Oradaki çırpınışın kendisidir umut, içinde bulunduğun durumun taşıdığı tüm olumsuzluklara rağmen emek harcamanın kendisidir umut. Ama farenin emeği bilinçli midir?

Emek anlamını yitirmeye başlayan bir kelime. Ama aşk, sevgi ve insanı yeniden keşfetmek isteyenlerin sarılıp bırakmaması gereken kocaman bir dünyanın yaratıcısı olan kelime. Ama bunun anlamını bilmek için düşünmemiz gerekmiyor mu? İnsanı düşünmeye iten şey yaşadığı zorluklardan kaynaklanmıyor mu? Peki, düşünmüyor muyuz biz? Öyleyse yaşamı anlamlı kılan bizim onun üzerinde harcamış olduğumuz bilinçli emek değil midir? Bilinçli emek harcanmadan kazanılmak istenen her şey anlamsız olacaktır. Yaşamı ve dünyayı anlamlı kılmak için bilinçli emeği tanımak, onu da yeniden anlamlandırmakla başlayabiliriz işe. Bunu başardığımız zaman hayat insanlar için daha anlamlı şeyler üretmeye başlayacaktır. İşte bu ürettiklerimize kimse ipotek koyamaz, başkalarının bizim adımıza ürettiklerini değil, kendi bilinçli emeğiyle ürettiklerini tüketmeye başlamaktan başka çıkar yol yoktur insanın. İşte dünyanın ihtiyacı olan, insanın ihtiyacı olan sadece bu umuttur, kısacası bilinçli harcadığımız emeğin kendisidir umut.


Kirlenen her şeyi temizleyecek olan bu bilinçli emeğimizdir işte. İnsana has olan her şeyi yaratacak olan ve tekrar tekrar üzerine katarak, daha anlamlı üretecek olan bu bilinçli emektir. Aşk, sevgi, insan gerçek anlamını böyle bulacaktır. Burada yenilgilere yer yoktur. Dostların arasında ve güneşin sofrasındayız.
….


Sabahları erken kalkıyoruz artık

Dünyanın bir yanı karanlıkken

Bir yanı her zaman aydınlık.
Mecit Ünal

Güneşi hissediyor ve yaşıyorsan gecenin karanlığına izin ver. Aya ve yıldızlara yer aç dünyanda.

Fatih CENGİZKIRAN