Barzani, Erdoğan ve MGK Sonuçları / Safa KAÇMAZ

 

 

 

Sistematik bir özellik kazanan Barzani’nin  son açıklamaları ve  gelişmekte olan ‘Kürdistan’ projesi hakkında Türkiye’nin tutumu, MGK’nın  basın bildirisi çerçevesinde açıklandı…

Her şeyden önce  bilinmeli ki, Evren’in ‘eyalet’ önerisi veya Ağar’ın “Afyon’dan, Ankara’dan Musul’a kadar” parolası gibi  başbakan Erdoğan’ın, zaman zaman açığa çıkan ve fakat sistemli olarak hayalindeki proje, başlangıçta, Kürt sorunu İslami birlik temelinde  çözmek biçimindeydi. Irak’ın işgali ve fiili parçalanmışlığı, zaten Türkiye’de çoktandır konuşulan, bir ucu Musul’a dayanan   ‘Türk-Kürt ittifakı’nın oluşması için daha belirgin bir temel hazırlamıştı. Bu projenin Özal döneminden beri düşüncelerde olgunlaştırılmaya başlandığı basında yer alan haberlerden ve ortaya konulan tutumlardan anlaşılıyor. Bunun bir ABD projesi olduğu ve ‘ulusal’ zırhlara bürünmüş devletlere göre, ‘küresel dünyanın’ koşullarına daha uygun değerlendirildiği anlaşılıyor. Evren’in, Kürtleri kardeş ‘kabul etmek’ gibi son derece ‘demokrat’ eyalet önerisi, bunu söylemeye kamu baskısı nedeniyle zorlanan siyasetçilere destek özellikli idi.

Ümmetçi birlik içinde Konfederal bile olması zorunlu olmayan bir ‘Türkiye-Kürdistan’ projesinde AKP, DYP gibi partiler elbette Türkiye’ye  ‘büyük abi’ rolünün düştüğünü  hesap ediyorlar. Bu projenin Ağar gibi adi  ‘derin devlet’le birlikte anılan birisinin‘ dağdan ova’ya siyaseti, son derece faydacı davranan Kurt çevrelerinde bile bir tur ‘demokratik’ nedamet haliyle ele alindi. Evren’den Ağar’a bir ‘demokratik’ nedamet tutkunluğunun eşzamanlı meydana gelişinden kuşkulanmamak için Başbakan’ın Hasan abisi gibi yeşil kravat takmaya başlamak gerek.

Tablo bu şekilde belirginleşince, Başbakanın ‘askerlik yan gelip yatma yeri değildir’ veya ‘PKK ile Mücadele Komitesi  başarılı olamamıştır’ gibi değerlendirmeleri, Kurt sorunun bu şekilde çözülemeyeceğini gösteren imami açıklama tarzları olarak  anlam buluyormuş gibi görünmektedir.

Barzani’nin Türkiye’deki rejim ve siyaset  bunalımının arttığı bir anda, sistemli olarak ‘büyük Kürdistan’ hedefine yönelik açıklamaları  nedensiz değildi; akılsızca, hesap edilmemiş  konuşmalar olarak ele alınamazlar. O aslında, ABD ve Erdoğan projeleri ile temelde uyum halindedir ve bu konuşmalarda kısmen  Erdoğan hükümetini zora sokan bir  tarz  kullansa da, Türkiye’yi ‘Büyük Kürdistan’ fikrine alıştırma hedefli olduğu için, aslında  küresel sermaye ile bütünleşmiş İslami kesimlerin projesine  bir destek ifadesi olarak da ele alınabilir. Bu, ayni zamanda, Kürtler arasında giderek geliştiği sır olmayan Barzani KDP’ sinin Türkiye’deki gücünü sınama, seferber etme hazırlığı anlamı da taşıyor. Rejim ve siyaset’in bunaldığı Türkiye’de oynayabileceği kartları sınırları genişletmek üzere kullanmakta hiç duraksamaması, onun bugün ulaştığı gücünün de bir göstergesi…

Barzani’nin sözlerine karşı, Cumhurbaşkanlığı ve ardından genel seçimler bunalımını yaşadığı  ortamdan dolayı  görünüşte kükremek zorunda kalan Erdoğan’ın daha bir hafta önce Talabani ile sıcak görüşmenin buharının bile kurumadığı unutulmamalı. Bu görüşmeye ne kadar taraftar olduğunu o, Cumhurbaşkanı ve genel Kurmay başkanına karşı açıkça ifade ediyordu.

Hükümetin, Barzani’ni açıklamaları karşısında nasıl bir zorluk içine düştüğünü, AKP  ve Hükümet sözcülerinin  açıklamalarından bile  anlaşılabilir. AKP sözcüleri, Barzani’nin  ‘konuşma metni’ni görmeden  bir şey söylemekten çekinen  açıklamalar yapma  durumunda bile kaldılar. Hükümet sözcüsü Çiçek’in açıklamaları ise, ancak  bir Ezop bilgesi tarafından çözümlenebilirdi. Bunlar gazetelerde yayınlandı.

Küresel sermayenin Türk etiketli medyasında  ‘sert’ diye tanıtılan ‘Erdoğan açıklaması’nda kullanılan ifadelere   yeterince dikkatle  bakılırsa, orada, Barzani’nin sözlerinin, herhangi bir alanda  kategorik  olarak reddedilmediğini  görürüz. Erdoğan, birçok kez yinelenen ve ‘sert’ diye tanıtılan açıklamasında şöyle diyordu:

“Riyad’daki Arap Zirvesi’ndeki görüşmemizde medya aracılığıyla konuşmamada mutabık kalmıştık. Bu tür açıklamalar konusunda dikkatli olmak gerekiyor.”

Başbakan’ın  burada söylediği, Barzani’nin düşüncelerinin ‘yanlış  veya düşmanca olması’ falan pek değildir. Onun hatası, bunları kapalı kapılar ardında değil, ‘medya aracılığıyla’ söylemesidir.

Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetinin bu ‘gizli’ diplomasi isteği, gizli konuşma isteği, kafasındaki demokrasinin olduğu kadar, kafasındaki projelerin de bir  ifadesidir. O daha bir hafta öncesinde övgüyle tanıtılan  bir Talabani görüşmesini yine ‘kapalı kapılar’ ardında  gerçekleştirmişti. Ne konuştuklarının bir bolumu, simdi kendisi açıklayınca ortaya çıkıyor: “Görüşmeler gizli sürdürülsün”… Onun bu ‘gizli’liğe düşkün  tutumu yeni değil. Dini bakımdan meşru, takiyyecilik de bu gizleme sanatını güçlendirici bir rol oynuyor. Kıbrıs’ta da aynisi yapmıştı; bütün Türkiye’den gizli görüşmeleri Gül ile birlikte AB yetkilileri ile  baş başa vererek (ve üstelik bunu ‘belgesiz’ olarak, belki ilerde ‘vatana ihanet’ yargılanma çekincesiyle…) yapmıştı.

Erdoğan’ın  bu  çok ‘sert’ açıklaması, aslında Barzani ve Talabani’ye, “bu isi İslami temelde kendi aramızda uygun zamanda çözelim” i ifade etmekten başka bir şey değildir. Anımsanacağı gibi o ve hükümet üyeleri  Evren’in eyalet önerisine  de pek tavır takınmamışlardı.

Simdi  Erdoğan’ın açıklama yapma  zorunluluğu ile karşı karşıya kalması, konuşmasına Türkiye’nin büyüklüğü ve gücü gibi  motifleri de eklemesi, hem kamuoyunu yatıştırma ve hem de Barzani’nin, giderek şekillenen bu projede  ‘küçük kardeşlik’ rolünü kabul etmeyen tutumuna bir diş gösterme anlamlı olabilir.

İslami kesimin, küresel sermayeye taleplerine bağlı olarak ‘Kürt sorunu’nu  ‘ümmet’ birliği içinde çözme planı içinde olduğu açıktır. ABD’nin Ortadoğu’da sadece ‘bölme’ amaçlı olduğu yolundaki  kanılar yanlıştır. ABD, Ortadoğu’da, küresel sermayenin girişine engel olan ‘ulusal’ yapıları  bölerek  dinsel eksenlerde daha geniş birlikler, bir  yeniden yapılanma gerçekleştirmek hesabi içindedir. Bu noktada Türkiye’nin hem ‘laik’ özelliği ve hem de ‘ulusal’ yapının en güçlü kalesi orduyu  dönüştürmeye çabalamaktadır. O, Türkiye hakkında ‘İslami cumhuriyet’ değerlendirmesini çoktandır kullanıyor. Ordunun modernizasyon surecinin, sadece teknik modernizasyonla kalıp kalmayacağını ise, önümüzdeki dönem gösterecek.

Daha çok Ordu üzerinden Türkiye’nin su anda kapıldığı  Kerkük  sendromu, ne Türkmen sevdasına, ne de petrol hesaplarına dayanıyor. PKK terörü gerekçesinin de, hakli unsurlar olmakla birlikte, çok temel bir neden olarak görülemeyeceğini varsayabiliriz.

Kerkük  konusundaki  büyük hassasiyet, bu yıl içinde yapılması öngörülen  referandum neticesinde Kuzey Kürt yönetiminin zaten parçalanmış  ‘Irak’ın öteki parçalarıyla hukuki birliğinin de  tamamen tükenecek olması gerçeğine  dayanıyor. Referandum, muhtemelen Irak’ın gerçek bölünmüşlüğünün hukuken bir adim daha uluslararası onay surecine  doğru ilerleyecek olmasından duyulan çekince yaratıyor. “Irak’ın toprak bütünlüğü’nün muhafazası”  tezine  dayanan bir bölgesel ve uluslararası politikanın, Türkiye’yi çok ani darbelere maruz bırakma tehlikeleri içerdiği ve her tur maceraya kapı açacak bir  boşluğa düşülmesi tehlikesini içerdiği ortadadır.

Kabaca böyle bir ortamda gerçeklesen  MGK toplantısının Basın bildirisinde, öyle görünüyor ki, özellikle  Türkiye içinde PKK’ya karşı yeni bir politika kurgusunun; ‘dağdan ovaya indirme” tutumun resmen benimsenmesi yolunda başlangıç ifadeleri yer almaktadır.

Öteki yönleri ile birlikte ele almadan önce, MGK basın bildirisini okumakta yarar var:

Milli Güvenlik Kurulu Basın Bildirisi

İSAN 2007

1. MİLLİ GÜVENLİK KURULU; 10 NİSAN 2007 GÜNÜ OLAĞAN TOPLANTISINI YAPMIŞTIR.

2. TOPLANTIDA;

    ÜLKEMİZİN GÜVENLİK VE ASAYİŞİNİ ETKİLEYEN İÇ VE DIŞ GELİŞMELERİN KAPSAMLI BİR DEĞERLENDİRİLMESİ YAPILMIŞ, BU BAĞLAMDA;

      A. GÜVENLİK GÜÇLERİNİN İCRA ETMEKTE OLDUĞU OPERASYONLARIN BÜYÜK BİR KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİ VE TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TERÖRLE AMAÇLARINA ULAŞMA ŞANSLARININ VE BAŞARI UMUTLARININ OLMADIĞININ ÇOK İYİ BİLİNMESİ GEREKTİĞİ İFADE EDİLEREK, YÜRÜTÜLEN MÜCADELENİN ETKİNLİKLE SÜRDÜRÜLMESİ YÖNÜNDEKİ KARARLILIK YİNELENMİŞ;

     AYRICA, HİZBULLAH TERÖR ÖRGÜTÜNÜN FAALİYETLERİ VE BUNA KARŞI ALINAN ÖNLEMLER GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ;

      B. IRAK’TAKİ GELİŞMELER VE BU KONUDA İZLEYEBİLECEĞİMİZ POLİTİKALAR DEĞERLENDİRİLMİŞ VE IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VE SİYASİ BİRLİĞİNİN KORUNMASI İLE SINIRLARININ GÜVENCE ALTINA ALINMASININ, IRAK’IN ULUSLARARASI HÜKMİ ŞAHSİYETİNİ KORUMASININ ÖNEMİ VURGULANMIŞ;

     IRAK’IN KUZEYİNDEN ÜLKEMİZE YÖNELİK TERÖR TEHDİDİNE KARŞI IRAK TARAFININ ALMASI GEREKEN ÖNLEMLERE İLİŞKİN OLARAK IRAK HÜKÜMETİNE VERİLEN NOTA VE BUNDAN SONRA TAKİP EDİLECEK SİYASİ, EKONOMİK VE DİĞER YAKLAŞIMLAR ÜZERİNDE DURULMUŞTUR. **

Medya tarafından 4,5 saat sürdüğü açıklanan MGK basın bildirisinin bu özlü ifadesi, ister istemez bizi, her kavramı dikkatle ele almaya zorlayacaktır. Bu tur bildiriler çok ozlu ifadeler içerdiği için, orada söylenenler kadar söylenmek istenenler, söylenmek istenmeyenleri de anlamaya çabalamak gerekiyor. Medya’nın F.Çekirgesi’nin analizleri, omuzdaş bilgilerine ve fotoğraflara dayanıyorsa da, MGK bildirisi için bunlar yeterli olmayabilir.

Hizbullah kısmi (ki bir ölçüde geçerken söylemedir) çıkarılırsa, aslında MGK’nın asil olarak Kurt meselesini ele almış olduğunu anlıyoruz. İlk maddede PKK konusu islenmekte, ikincisinde ise, genelde Irak ve fakat asil olarak Kuzey’deki Kurt yönetimi ele alınmaktadır. Bu bakımdan bu MGK görüşmesine  damgasının vuranın  ‘Kurt meselesi’ olduğunu söylemek pek yanlış olmayacak. Bildirideki ifadeleri temel alırsak, burada, şimdiye kadar yapılan eski açıklamalara göre farklı ve yeni olan  ifade tarzı dikkat çekmektedir. O da MGK’nın, PKK’ya  yönelik karşıtlığının sınırlanmasına yönelik  bir ifadenin kullanılmasıdır. Bu bildiride, MGK’nın, terör örgütünün amacına ulaşma metoduna  bir gönderme yapılmış olmasının nedenini su anda bilemiyoruz. Bu bir ifade karışıklığı olabilir mi? Böyle bir bildiride ifade hatası olasılığı aslında yoktur. O durumda ise, bunun imzacıları farkında olsun veya olmasın, bildiriden çıkan anlam, Ağar’ın daha önce ifade ettiği ‘dağdan ovaya indirme’ çağrısı olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Bunu ileri sürmeden önce, geçen yılların MGK bildirilerine de bakmaya çalıştım. Mesela geçen yıl bu tarihlerde yapılan MGK toplantısının bildirisinde şöyle deniliyordu:

BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ VE YANDAŞLARININ DEVLETİMİZİN VE ULUSUMUZUN KARARLILIĞI VE DAYANIŞMASI KARŞISINDA AMAÇLARINA ULAŞAMAYACAKLARI BİR KEZ DAHA VURGULANARAK…

MGK bildirilerinin genel yapısının, tekrarlanmasını hesaba katarsak, görüldüğü gibi bildiri PKK’yı  ve amaçlarının bir bütün olarak  hedeflememekte; özel olarak kendini “TERÖRLE AMAÇLARINA ULAŞMA” noktasıyla sınırlamaktadır.

Bunun bir ifade tarzı olup olmadığını; PKK’ya sadece terörden vazgeçme çağrısı anlamı taşıyıp taşımadığını, önümüzdeki donemin tutumları  gösterebilir.

MGK bildirisinin ikinci bölümünü ‘Irak’, özel olarak da Kuzey yönetimi oluşturuyor. Bildiride vurgulanan “IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VE SİYASİ BİRLİĞİNİN KORUNMASI” isteği, bugün Türkiye’nin  başka seçeneği olmaması bakımından hakli ve anlaşılırdır. Bununla birlikte, Irak’taki bugünkü bütünlük ve birliğin, aslında kâğıt üzerinde kaldığı, devam etse bile bunca iç çatışmanın ardından orada vazonun bir daha yapıştırılamayacağı açıktır. Dolayısıyla her an böyle bir tehlike içinde bir yasam ve politika sürdürülmemelidir. Ayrıca biliniyor ki, eğer ABD veya Fransa, zaman zaman  ‘Irak’ın bütünlüğünden yana’ olduklarını açıklıyorlarsa, bu biraz Türkiye’yi gücendirmeme ve fakat öte yandan zaman kazanma politikasıdır.

Mısır toplantısından ne çıkacağını göreceğiz ama Firavunların sihirbazlarına karşı değneğini yılan yapıp onları yere çalan  Musa’lar artik yaşamıyor. Ona inanan kitlelerin torunları da  artik ender olarak şapkadan tavsan çıkabileceği fikri ile avutulabiliyor. Türkiye’nin Kuzey Kürtleri sendromundan kurtulabilme olanakları yine Türkiye’nin kendisinde, içindedir. Demokratik ve laik zeminde  gönüllerini kazanacağı kendi Kürt yurttaşları, bu sendromu sınırlarımızın ötesine taşıyabilir üstelik.

Bildirinin “NOTA VE BUNDAN SONRA TAKİP EDİLECEK SİYASİ, EKONOMİK VE DİĞER YAKLAŞIMLAR ÜZERİNDE DURULMUŞTUR” biçimindeki ifadesinde yer alan  VE DİĞER YAKLAŞIMLAR’ın  tam açık  karşılığı herhalde ‘askeri’ ifadesi  olmaktadır ki, bugün böyle bir adimin imasının bile sadece ABD’nin yıllardır hesap  ve arzu ettiği sonucu yaklaştırmaktan başka  bir  anlamı olamayacağını hepimiz biliyoruz. Türkiye’yi Ortadoğu ve özel olarak Irak batağına girmekten koruyan yetkililerin böyle bir maceraya kapılmayacaklarını düşünmek fazla iyimserlik değildir.

(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6301374.asp?gid=0&srid=0&oid=0&l=1)

**(http://www.mgk.gov.tr/Turkce/basinbildiri2007/10nisan2007.htm)

Safa KAÇMAZ