Hurriler ve Mitanniler Kürtlerin Atası mıdır? II / Teoman TOPRAK
02 April 2007 yazar dergi
Yazıyaz Dergi’nin Şubat 2007 sayısında, Hurriler’in kimler olduğuna ve Hurriler’in Kürtler’in ataları olup olamayacağına ilişkin görüşlerimi yazmıştım. Yazımın bu ikinci bölümünde ise Hurriler’in yaşadığı topraklarda varlık gösteren Mitanniler’in bazı kimse ve çevrelerin savladığı gibi Kürtler’in ataları olup olmadığını eldeki bilgiler ışığında değerlendireceğim. Ancak şu unutulmamalıdır ki, tarih tıpkı öbür bilim dalları gibi dinamik bir bilim dalıdır. Eldeki veriler arttıkça, yorumlar ya aynı doğrultuda devam eder ya da bambaşka yorumlar ve sonuçlar ortaya çıkar.Öncelikle ‘’Mitanniler kimdir?’’ sorusuna yanıt vermeye çalışacağım. Bu soruya verilen yanıtın, aynı zamanda ‘’Mitanniler’in kim olmadığına’’ da bir yanıt olduğunu düşünüyorum.
“ Hurrileri siyasi bir çatı altında birleştiren devletin adı Mitanni’dir. Bu devletin ne zaman ve nasıl kurulduğu Eski Babil çağını takip eden karanlık devre tekabül ettiği için bilinmemektedir.
(…)
Mitanni devletinin başkenti Waššukanni idi ve bu kentin yeri tüm çabalara rağmen maalesef hâlâ tespit edilebilmiş değildir.’’ (1)
Waşşukanni kenti, bazı araştırmacılara göre Kuzey Suriye’de, bazılarına göre Mardin civarlarında, bazılarına göre ise de Urfa’nın doğusunda bir yerlerde aranmalıdır.
Mitanniler’in başkenti Waşşukanni’nin bulunamamasına bağlı olarak, Mitanni devlet arşivi de henüz bulunamamıştır. Mitanniler’e ilişkin veriler sınırlıdır. Kuşkusuz devlet arşivlerinin bulunması, Mitanniler hakkında geniş bir bilgi edinme olanağı sağlayacaktır.
Mitanni devleti M.Ö 1500’lü yıllar ile M.Ö 1200’lü yıllar arasında varlık göstermiştir. Bu devlet adının geçtiği en eski belge, Hurriler’e ait ilk yazılı eserden (M.Ö 2300) yaklaşık 800 yıl sonraya, M.Ö 1500’lü yıllara ait bir mezar yazıtıdır.
Ancak, Mitanniler denince Hurriler’in yanı sıra, başka bir kavim daha söz konusudur. Bu kavim, Hurrilerden farklı olarak Hint-Avrupalı bir kavim olan Marianniler’dir. Yazılı eserlerde, Marianniler’den söz edilişi, Hurriler’in ortaya çıkışında yüzyıllarca sonradır. Bu durum, Marianniler’in bölgeye tıpkı öbür Hint-Avrupalı kavimler gibi sonradan gelmesinden kaynaklanmaktadır. Yazının doğduğu yer olan Mezopotamya, tarihte rol oynamış halklardan az ya da çok söz etmiştir. Sümerler, Hattiler ve Hurriler’e göre Marianniler, adından geç olarak söz edilen halklardan biridir. Marianniler ve Hurriler, Mitanni halkını oluşturmuşlardır. Ancak Mitanniler’in büyük çoğunluğu Hurrilerdir.
Mitanniler’den söz ederken, bu halka Hint-Avrupalı etiketini vurmak yanlıştır. Zira Mitanniler içindeki Hint-Avrupalı unsurlar, bölgeye geldiklerinde, bölgenin yerlisi olan Hurriler’den kültürel olarak oldukça geri konumdaydılar. Bu unsurlar, Mitanni içinde Hurrileşerek (Mezopotamyalılaşarak) varlıklarını devam ettirmişlerdir.
Mitanniler içindeki Hint-Avrupalı unsurların, bölgeye gelmeden önceki geçmişleri hakkında ise hiçbir bilgi yoktur.
Konuyla ilgili yazılan bazı metinlerde, Mitanniler adı Hurriler içindeki bu Hint-Avrupalı unsurlar için kullanılmıştır. Ben yazımda Mitanniler kavramını, bu devletin çatısı altında yaşayan tüm kavimler için kullanıyorum. Zira Mitanniler ile ilgili tarihsel buluntular içindeki Hint-Avrupalı kalıntılar, ya Hurriler’in yanında bir azınlığı işaret etmekte, ya da Hurriler içinde erimiş, fakat Hurri dilinde etkiler bırakmış bir azınlığı göstermektedir.
Hurriler hakkındaki bilgileri, bu halkın kendi dilinde yazdığı metinlerden ve komşu halkların onlar hakkındaki yazdıklarından öğreniyoruz. Ancak Marianniler’in konuştuğu dile ilişkin buluntular çok azdır. Marianniler’in dili hakkındaki bilgileri Hurrice metinler içinde varlığını gösteren kalıntı sözcüklerden ediniyoruz.
Mitanni devletinin dili Hurrice idi. Bu Hurrice metinlerden anlaşıldığı kadarıyla Mitanni krallarının ve üzerine yemin ettikleri Tanrıların adları, Sanskritçe ya da Sanskritçe’ye yakın bir dil kökenlidir.
Mitanni içindeki Hint-Avrupalı unsurlara diğer bir kanıtta, ‘’Kikkuli Metni’’ adı verilen bir metindir. ‘’Nitekim Boğazköy’de bulunan ve Hititçe yazılmış dört tablette atların yetiştirilmesi, terbiye edilmesi ve yabancı bir iklime alıştırılması konusunu ele alan eserin aslı Kikkuli adlı bir Mitannili tarafından kaleme alınmıştır. Aslı ele geçmemiş olan söz konusu eserin Hititçe çevirisinde teknik terimler ve sayılar Sanskritçe verilmiştir. ‘’(2)
***
Peki, Marianniler’in Mitanniler içindeki konumu neydi?
İşte bu soru tarihçiler arasında uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur ve hâlâ olmaktadır.
Kral ve Tanrı adlarından yola çıkan kimi tarihçiler, Mariannileri Mitanni devletinin yönetici azınlığı olarak görmektedirler.
Sayın Bilge Umar, baskın olan görüşü kendi yorumuyla şu şekilde özetlemektedir: ‘’Mitanni devletinin yönetici azınlığı Marianni’ler idiyse de ülkede Hurriler tüm halk içinde büyük çoğunluğu oluşturduğundan, devletin dili, Hurri diliydi; levhacıklardaki ‘’Mitanni dili’’ denen dil de buydu.
(…)
Mitanni devletinin egemen azınlığı olan ‘’soylu’’lara verilen Marianni adı, Hintçedir. Egemen azınlık, kendi devletine Maitani derdi ki, bu sözcük de Hintçedir. Bu duruma bakarak, Marianni’lerin Hint kökenli olduğunu baskın olasılık saymak gerekir. ‘’ (3)
Tekrar pahasına da olsa, iki Alman araştırmacının konu hakkındaki görüşlerini, baskın görüşe örnek olması açısından buraya aktarmayı uygun görüyorum: ‘’Mitanni ülkesinin halkı ağırlıkla (Hititler dâhil birçok kültürü etkileyen) Hint-Avrupalı olmayan Hurrilerden oluşuyordu. Yönetim kademesini ise, Hurriler değil, Hint –Avrupalı dil ailesinin doğu yani Hint kolundan gelenler oluşturuyordu: Çoğu, İndra, Veruna ya da Mitra gibi tanrı adları taşıyordu.’’ (4)
Kanımca eldeki veriler, Mitanni kral adlarının Marianni dilinde olması, bu devletin bir Hint-Avrupalı ‘’soylu’’ azınlık tarafından yönetildiğinin kanıtı olamaz. Zira kişi adlarının kökeni, illede sahip oldukları etnik kökeni işaret etmeyebilir. Ülkemizdeki eski kişi adlarının çoğunluğu Türkçe kökenli değil Arapça ya da Farsça kökenlidir. Büyük çoğunluğumuzun dedelerinin ve ninelerinin isimleri de böyledir. Ancak bizden öncekilerin isimlerinin Türkçe kökenli olmaması, onların Türk olmadığı anlamına gelmez. Bir dile başka bir dilden sözcüklerin girmesi, kültürel etkileşimin ürünüdür; aynı olmanın sonucu değil.
Şimdi Mitanni kral adlarına bakarak, bu yönetici azınlığın Hint-Avrupa kökenli olduğunu kanıtlanmış genel doğru kabul etmek, kanımca doğru değildir. Mitanni krallarının adlarının Sanskritçe olması, belki bir savı desteklemede yardımcı olabilir; ama tek başına kral ve Tanrı adlarına bakarak karar vermek yanıltıcı olur. Eğer bu durum tek başına bir anlam taşısaydı; Osmanlı devleti hükümdarlarının ve yöneticilerinin çoğunun da Arap ya da Fars olduklarını savunmamız gerekecekti.
Kral ve Tanrı adlarına bakarak, Mitanni krallarının Hint-Avrupalı olduğunu kabul etsek bile, devlet aygıtının tamamıyla bir Hint-Avrupalı yönetici azınlığın egemenliğinde olduğunun kanıtı yoktur.
Ben de bazı tarihçiler gibi, Mitanni içindeki Hint-Avrupa unsurunun abartıldığı düşüncesindeyim. Hele aslı bulunmamış Kikkuli Metni’nin Hititçe çevirisinde geçen birkaç teknik terime ve sayıya bakarak, atın evcilleştirilmesini, atlı savaş arabalarının kullanımını Hint-Avrupalı kavimlere mal etmek pek dayanaksız savlardır. Ne var ki tarihçiler arasında bu görüşü savunanlar oldukça çoktur.
Bazı taraflı Avrupalı tarihçilerin, tarihteki Hint-Avrupalı kavimlerin yaptıklarını abartması kabul edilemez olsa da anlaşılırdır. Bu aşırı yanlı görüşler, Batı’nın gelişmemiş ülkelere sözüm ona ‘’uygarlık götürme’’ söylemine destek olur ve hizmet eder.
Bu noktada konuya, Türk tarihçi ve arkeologlar da oldukça farklı yaklaşmaktadırlar.
İki farklı yaklaşım örneğini, buraya alıntılıyorum:
Ekrem Akurgal: “ …Yine Orta Anadolu’da olduğu gibi yerli halk (Hurriler – Teoman) dışarıdan gelen yabancılardan (Marianniler’den - Teoman) daha yüksek bir uygarlık düzeyindeydi. Ancak, yeni gelenler genç ve savaşçı bir halktı ve öyle anlaşılıyor ki; Marianni adını taşıyan bu soylu kişiler (Aristokrat sınıf) sahip oldukları at koşulu hafif savaş arabaları ve at yetiştirmek konusundaki bilgi ve tecrübeleri ile zapt ettikleri ülkede üstünlük sağlamışlardı.” (2)
Çoğunluğun görüşünü yansıtan bu tür yaklaşımlara Sayın Ahmet Ünal şu şekilde eleştiri getirmektedir: ‘’Kirta, Šuttarna, Šaušatar, Parratarna gibi en eski Hurri kralları çoğunlukla mühür baskılarından bilinmektedir. Mitanni kral adlarının Hurrice olmamasından ve Mitra, Varuna ve Nasatyan gibi Hattuşa devlet arşivinden iki adet antlaşma metninden bilinen ve Mitanni sarayında asla tapınılmayan İndoari tanrı adlarından hareketle, Mitanni devletini idare eden zümrenin İndoari kökenli bir azınlık asilzadeler sınıfı olduğu öne sürülmüş ve bu konu çoğu araştırmalarda ne yazık ki çok abartılmış ve ırkçılık açısından çok suiistimal edilmiştir. Araştırmacılar yorumlanması pek emin olmayan bu lengüistik malzemeye Boğazköy’de ele geçen at eğitimiyle ilgili Kikkuli metninde geçen aššušanni (at eğiticisi, seyis) ve diğer arşiv belgelerinde karşılaştığımız mariyanni – (at arabası savaşçısı) kelimelerini de eklemişlerdir. Ne var ki bu her iki sözcüğün de Hint-Avrupai dillerdeki asu – (at) ve marya (delikanlı, muharip) kelimeleriyle ilişkiye geçirilmesi çok şüphelidir ve bundan dolayı bu Hint-Ari siyasi hâkimiyet nazariyesini şüpheyle karşılamak gerekir… Bilindiği gibi bu görüş o kadar aşırıya götürülmüştür ki, iki tekerlekli ve ispitli hafif savaş arabasının İndoariler tarafından Önasya’ya getirildiği ve bu azınlık kavmin, bu silah sayesinde hâkimiyetini sağladığı dahi öne sürülmüştür ve birçok araştırmacı tarafından hâlâ savunula gelmektedir. Bunun kökeninde ırkçı görüşlerin yattığı açık seçik gözlenebilmektedir. Belki de yolunu şaşırarak Önasya’ya gelmiş olan bu bir avuç maceraperest azınlık hakkında yazılan araştırmalar terazinin kefesine konduğunda, diğer araştırmalardan ağır bastığı görülür. Hurrilerin anavatanlarında İndoarilerle birlikte yaşamış ve bundan dolayı bu İndoari devlet geleneğini birlikte getirmiş oldukları dahi öne sürülmüştür. Ilımlı görüşü yeğleyen araştırmacılar, bu sözcüklerin Hurriceye girmiş fosil kelimeler olduklarını ve kuzeyden Hindistan’a göçen bazı kavimlerin ana gruptan ayrılarak Hurri bölgelerine sızmış ve sonradan asimile olmuş insanlara ait olabileceklerini öne sürmektedirler. Burada günümüzde Çingenelerde olduğu gibi bir azınlık veya yeni Hurri göçleri sırasında onların içine sızmış bazı yabancı kavimler söz konusudur ve konunun abartılması için hiçbir gerekçe yoktur.’’ (1)
Mitanniler hakkında sunduğum bunca çelişkili yorumlara rağmen üzerinde uzlaşılan noktalar da vardır. Bunlardan biri de, daha önce belirttiğim gibi, Mitanniler içindeki Hint-Ari unsurların dilinin Sanskritçe ya da Sanskritçeye yakın bir dil olduğudur.
Sanskritçe ve Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolundandır. Bu kol da Hint ve İran olmak üzere ikiye ayrılır. Sanskritçe Hint kolundan, Kürtçe ise İran kolundandır.
İlk Hint-İran dillerinin ortaya çıkışıyla ilgili olarak yazımın ilk bölümünde Sayın Bilge Umar’dan aşağıdaki bilgiyi aktarmıştım. Aradan geçen zamanı göz önüne alarak bir hatırlatma olması açısından ve okuyucuyu arama zahmetinden kurtarmak amacıyla aynı bilgiyi yeniden aktarıyorum:
‘’İlk Hint-İran dillerinin ortak atası olduğu varsayılan bir Hint-Arya dilinin Afganistan yöresine ve yakınlarına İÖ 2. binyılın ilk yarımında, İÖ 1600 dolaylarında yayıldığı; bu dilin ayrı yörelerdeki gelişmesiyle, daha sonra, ilk Hind-İran dillerinin ortaya çıktığı kabul ediliyor. Bu ilk Hind-İran dilleri arasında, Hindistan’ın, en eskileri İÖ 1250 dolaylarına tarihlenen, Veda adlı dinsel metinlerde (bunlar, Brahman dininin kutsal metinleridir) kullanılmış dil, yani Sanskrit dili, bilinenlerin en eskisidir. Eski İran dilinin daha ileri bir çağda ortaya çıktığı kabul ediliyor. Eski İran dilinin elimizdeki ilk belgesi, kuzeydoğu İran-Afganistan yöresinde Zerdüşt’ün kurduğu dinin kutsal kitabı, İÖ 600 dolaylarında yazılmış olan Avesta’dır.’’ (5)
Mitanniler, Hurri uygarlığının bir parçasıdırlar. Hurrice metinlerin içinde geçen birkaç sözcük, Mitannileri Hint-Avrupa uygarlığına dâhil etmeye yetmez.
Mitanniler içindeki Marianni adlı Hint-Avrupalı unsurların da, dilsel açıdan Kürt sayılması bilimsel olmayan bir tutumdur.
Birkaç Sanskritçe (ya da Sanskritçeye yakın) kral ve tanrı adına bakarak da Mitanniler’den Mitanni Kürtleri olarak söz edilemez. Zira tarihsel dizini göz önünde bulundurduğumuzda bunun olanaksızlığını bir kez daha görürüz.
Mitanniler’in tarih sahnesine çıktığı tarih M.Ö 1500’lü yıllardır. Bu tarihte Hint-İran dilleri henüz başkalaşmaya uğrayarak, Hint ve İran kolları olarak ikiye ayrılmaya başlamıştı. M.Ö 1500’lü yıllarda daha Sanskrit dilinde bile yazılı bir metin ortaya çıkmamış idi. Yaptığım alıntıda da görüldüğü üzere, Farsçanın ve Kürtçenin geldiği ortak kol olan Eski İran diline ait ilk eser ‘’Avesta’’ bile M.Ö 600 yılına tarihlenmektedir.
Mitanni devletinin ortaya çıktığı tarihlerde de ne Kürtçe ne Farsça ortaya çıkmış değildi. Bazı araştırmacılar, Mitanniler’den kalma Sanskritçe sözcükleri Kürtçe ile açıklamaya çalışarak, bu çalışmaları Mitanniler’in Kürt olduğuna kanıt olarak göstermeye uğraşmaktadırlar.
Bir an olsun, M.Ö 1500’lü yıllarda Farsça ve Kürtçenin henüz ortaya çıkmadığını unutsak bile, bu tür çalışmalar hiçbir şayi kanıtlamaz. Zira Sanskritçe ne Kürtçedir ne de Kürtçenin bir şivesidir. Bazı Sanskritçe sözcüklerin Kürtçe’de anlaşılır olması doğaldır. Aynı dil ailesinden gelen diller arasında yapı benzerliğinden başka ortak sözcükler de bulunur. Ama bu ortak sözcüklerin varlığı, iki farklı dili aynılaştırmaz.
Bugün bile konuşulan Almanca ile Kürtçe arasında benzer sözcükler vardır. Ancak bu sözcükler ne Kürtçeyi Almanca ne de Kürtler’i Alman yapar. Fakat bu durum iki dil arasında (halklar arasında değil) bir zamanlar ilişkinin olduğuna kanıttır o kadar.
Bu sözcük benzerliklerine iki örnek:
Türkiye Türkçesi: yer
Kürtçe (Kurmanca) : Erd
Almanca: Erde
Türkçe: sen
Kürtçe (Kurmanca): tu
Almanca: du
Türkçe: kız evlat
Kürtçe (Sorani): Duxter – Dukhter
Almanca: Tochter ( Okunuşu: Tohter )
Dilsel açıdan Mitanniler Kürtler’e eşitlenemeyeceği gibi, genetik açıdan da Mitanniler’i Kürtler’in atası sayamayız. Aradan binlerce yıl geçmiştir. Bu zaman süresince yüzlerce kavim Anadolu’da ve Mezopotamya’da birbirine karışmıştır. Bu coğrafyadaki her halkın kanında ve kültüründe başka halkların izleri vardır.
Anadolu ve Mezopotamya’nın bu özelliği, aynı zamanda bu coğrafyaların neden ilk uygarlıkların ortaya çıktığı yer olduğunun da yanıtlarından biridir.
Kaynaklar
(1) Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu (Kitap 1), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1. Basım, s. 92–93
(2) Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, Tübitak Yayınları, 14. Basım, s. 174
(3) Bilge Umar, İlkçağda Türkiye Halkı, İnkılâp Yayınları, s. 30
(4) Birgit Brandau, Hartmut Schickert, Hititler (Bilinmeyen Bir Dünya İmparatorluğu), Arkadaş Yayınları, 1. Basım, s. 123
(5) Bilge Umar, aynı eser, s. 75
Teoman TOPRAK
Kategori Felsefe ,