İdare-i Maslahat / Safa KAÇMAZ
Türkiye’nin “eyalet”lere ayrılarak yönetilmesi konusu Beyaz Saray ve Pentagon’da yıllardır hazırlanan yenidünya düzeninin, yeni Ortadoğu yapılandırılmasının parçası olarak, eski Cumhurbaşkanlarının dilinden anlatılmaya başlandığına göre, bu süreç artik geri dönülmez biçimde isleyecek görünüyor.
Kan, ateş, gözyaşı ile birlikte…
Kapak kaldırılınca, son iki gün içinde ortaya çıkan durum, adeta planlı görünen bu tartışmanın dalga dalga nasıl yayılacağını açıkça gösteriyor.
AB’nin önder ülkelerinin de bu büyük planda yer aldıklarının açığa çıkması da pek sürpriz sayılmamalı. Türkiye’nin çok AB yanlısı Hükümetini Türkiye’nin içi ile yüzüstü bırakma kararlarının, Beyaz Sarayda pişirilen bu büyük planın parçası olup olmadığını,ilerde belki de daha net olarak anlayabileceğiz. Fakat şimdiden, Merkel-Chirac ikilisinin ABD planından bağımsız olarak görüşmeleri durdurma kararı almalarının, akla pek yatkın görünmüyor olduğunu belirtelim.
“Eyalet” tartışması sureci içinde, Turkiye’nin ilerlemekte olduğu bu tehlikeli ortam belki bir anda ortaya çıkmayacak ama artik buradan geriye dönüş, ciddi iç hesaplaşmalar olmadan pek mümkün olmayacak gibi görünüyor. Bu noktada biz ancak, konumuzu tarihsel, siyasal boyutları ve kaynakları bakımından incelemek, bunları anlatmakla yetinebiliriz.
Burada şimdilik, büyük bir itina ile ayrılması gereken nokta üzerinde duralım: Bu nokta, devlet yönetim tarzının, daha doğrusu genel olarak ülkenin yönetiminin demokratik kılınması ile etnik-dini temelde toplumun ayrıştırılmasının ayni şeyler olmadığı noktasıdır. Bunun kalın hatlarla bilince çıkarılması, tartışmanın doğru yürümesi için elzemdir.
Birisinde temel husus demokratikleşme iken, otekinde tamamen toprağın bölüşülmesi, farklı etnik ve dini guruplara dayalı yeni bir düzen oluşturulmasıdır.
Konunun 7 veya 8 Eyalet’e bağlanması, Demirel’in açıklamasında devletin tek merkezden yönetim güçlüklerinden bahsetmesi, bu iki temel ayrımın üzerini, belki bilinçli, belki cahillikten, örtmeye, karartmaya yöneliktir.
Türkiye’de en küçük bir demokratik dönüşümü sağlamadan, yeni ‘federal’ bir yapı ortaya çıkarabilirsiniz. Hepsinin başlarına da ırkçı, dinci, demokrasiden nasip almamış yöneticileri atayabilirsiniz. Simdi parçalanmış Irak’ta ‘demokrasi’ unsuru var mı? Balkan’lardaki küçük cumhuriyetlerin, parçalanan Sovyetlerden arta kalanların demokratik kimlikleri önemli mi?
Buna karşılık, yönetimin kitlelere indirilmesi bir demokrasi sorunudur. Eğer, konumuz gerçekten yönetim tarzının basitleştirilmesi ise, Belediyelere yetki versenize! Demokratik yönetim ve duyguyu bütün Türkiye’ye yaysanıza! Türkiye’nin belediye seçimlerinin sonuçlarının bir anketi yapılsa görülecektir ki, bu seçimlerde genel olarak iktidar yanlıları başarılı çıkmıştır. Çünkü millet, iktidar yanlısı olmayan bir belediyenin para veya karar konusunda Ankara kapısında süründürüleceğinden emindir ve yerel hizmetlerin yürümesi için, gözünü kapatıp iktidara veya iktidara gelmesi olasılığı yüksek olana oy vermiştir.
Demirel’in,40 yıllık sultani yönetiminde bu noktalarda ne yaptığının bir dokumu yararlı olabilirdi. Fakat her halükarda ortada olan, onun idare-i maslahatçılığı; rüzgâra göre tavır almasıdır. Simdi de, bunca yıllık deney ve birikiminin ardından, yukarda anlattığım iki temel sorunu, birbirine karıştırılmaması gereken idari ve etnik/dini düzenlemeyi birbirine bulamaç edip sunmaktadır. Bilgisizlikten mi, bilerek mi? Bunu zaman gösterecek.
Evren’in ortaya sürdüğü, Beyaz Saray-pentagon görüsünde ‘demokrasi’ sorunu falan bulunmuyor. Doğrudan Eyalet ayrışımı… Eyalet sistemini kullanan bütün ülkelerde bu husus demokrasinin bir gereği olarak değil, mahalli güçlerin, farklı mahalli toplulukların bir bileşimi olarak ortaya çıkmıştır ve bunlar aslında kendi içinde ayrı devletlerdir. Evren’in Bavyera’da gördüğü üçüncü bayrak, Almanya Almanya olmadan önce mahalli senyorel idarenin amblemi idi ve daha Osmanlı zamanında, yani modern demokrasiden 5 yüz yıl öncesinden itibaren bulunuyordu.
Merkezi devletlerin, daha doğrusu ulus devletlerin yıkım sureci, bugunku küresel sermaye egemenliğinin bir ürünüdür. Günümüzde ‘sosyal devlet’ giderek geriliyor. Ulusal sermaye ve sanayiden geriye kalmış bir örnek bile göstermek artik olanaksız. Sosyal devletin bir parçası olarak ‘ulusal ordu’ da, en azından bati Avrupa’da isi askerlik olan, profesyonel savaş ve güvenlik örgütüne doğru çoktan dönüştürülmeye başlanmıştır. Bu durumda ‘ulusal devlet’in yönetim mekanizmalarının herhangi bir küresel sermaye kartel veya holdinginin yönetim mekanizmalarına dönüşmesi surecini yasıyoruz.
Sosyal yanı yitmiş bu yeni yapılar eksikliklerini din fenomeni ile dolduruyorlar ve bugün, Fransız devriminden 3 asır sonra, Avrupa’nın Hıristiyan kökenlere vurgusu özel bir politika olarak bu yüzden benimseniyor. Bu yüzden ilimli İslami bir hükümet, hem AB ve hem de ABD ile destek halinde yürüyebiliyor.
Konuya ilişkin temel yanları birbirinden ayırmadan yapılacak olan bir tanıtım, öte yandan büyük yığınların ırkçı, şoven ve bölünme korkusuyla beslenmiş duygularını artırmaktan başka bir ise yaramaz. Ve o zaman, Türkiye’de yeni bir Irak doğabileceğini söylemek, hep uzak durduğumuz kâhinlik olmayacak.
Türkiye’de yönetimin merkezi yapısının ağırlığı elbette söz konusudur. Fakat demokratikleşmiş bir Türkiye, insanlarının vatandaş sayan bir Türkiye, bu sorunların üzerinden gelebilir. Vatandaşın devleti kendi parçası olarak görmesini sağlayacak yegâne yol, kitlelere demokrasi sağlamaktır.
Bundan ötesi, dün 12 Eylül’ü yapan, yaptıranların, bugün bölme isini de yaptığı;”bu memlekete komünizm lazım olursa onu da biz sağlarız” düşüncesinin uygulandığı kanlı senaryolar ülkesi olmaktan kurtulamamak olacaktır.
**
Demirel:
Şimdi hadise şudur: Türkiye daha iyi yönetilmelidir. Bu (eyalet sistemi) “Daha iyi yönetilmelidir” hedefi için bir arayış. Ne yaparsanız daha iyi yönetilir.
Türkiye büyümüştür. Devlet tek merkezden yönetilmekte güçlükler yaşanıyor. Her şey merkeze toplanmıştır. Merkeziyetçilikten şikâyeti vardır bunun.
Acaba bir yetki dağıtımı yapılmaz mı? Yetki dağıtımı çeşitli şekillerde yapılır. Vilayet sistemidir Türkiye’nin sistemi. Üniter devlettir. Eyalet sistemine de geçebilirsiniz ama eyalet sisteminde üniter devlet açısından bir zafiyetle karşılaşabilirsiniz.
Türkiye’nin geçmişi var Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla ilgili, bilhassa Balkanlar’da. Yani üniter devleti gevşettiğiniz zaman, sıkıntılarla karşı karşıya kalınmış.
Tartışılır konuşulur acaba ne yapılabilir. Bu zamana kadar vazgeçilmiştir. Eyalet sistemine geçelim diye kimse ortaya çıkmamıştır.
”Acaba gidilse nasıl olur” diye tartışılmıştır. Bizim yönetimde olduğumuz zamanda da bu arayış devam etmiştir. Bugün de devam ediyor. Türkiye acaba daha iyi nasıl yönetilmelidir. Ama bunun karşısına üniter devletin zedelenmesi çıkar. Üniter devletin zedelenmesinin en güçlü olduğu zamanda bunu tartışmaya kalkarsanız reaksiyon almanız tabiidir.
Bu zaman bunun için üzerine varılmadı. Bu gidişle daha da nazik bir duruma dönüşecek.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6039770.asp?m=1&gid=112
**
…İşte Demirel’in 40 Yıllık Sultanlığından
Türkiye’ye Miras Olarak Kalan 40 Boş Laf…
l Aksini diyenin alnını karışlarım!
l Bana, “Milliyetçiler de adam öldürüyor” dedirtemezsiniz.
l Ben altı kere gittiysem yedi kere geldim.
l Ben bir gün evimde otururken Çankaya’ya çıkayım diyerek çıkmadım.
l Beşiktaş’ı niye sormuyorsun?
(Kendisine Fenerbahçe’yi mi, yoksa Galatasaray’ı mı tuttuğunu soran muhabire cevaben)
l Bulun 226′yı düşürün.
l Benzin vardı da ben mi içtim.
l Bulut buluttur, bulutun akı da buluttur garası da, binaenaleyh, üzerine gonuşmaya değmez.
(“Sayın Demirel, Yıldırım Akbulut için ne düşünüyorsunuz?” diye soran gazeteciye…)
l Devlet seçim sonuçlarına göre gereken tedbirleri alır.
l Demokrasilerde çare tükenmez.
l Dün dündür, bugün bugündür.
l DYP’yi ben kurdurdum.
l Dört kaz teslim etsen, akşama üçünü kaybedip gelir
(1980 öncesinde Bülent Ecevit’e)
l Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl değildir.
l Enkaz devraldık.
l Fırat’ın kenarındaki bir kuzudan ben sorumluyum.
l GAP’ı kimseye gap diye gaptırtmam.
l Görünen köy uzak değildir.
l Güniz Sokak’ta Nazmiye ile tavuk besleyecek değiliz.
l Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir
l Kırk günde kabak yetişmez.
l Mizah bir yumruktur, ne zaman kime vuracağı belli olmaz.
l Memleket meseleleri bir parkta oturarak halledilseydi, çok büyük bir park yaptırır hep beraber içinde otururduk.
l Nerde gamıştık.
l Neresini sıksaydım?
(İngiltere ile ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde yapılan bir görüşmede, İngiliz görevdeşinin elini sıkmasının doğruluğunu kendisine soran gazetecilere cevaben…)
l Petrol vardı da biz mi içtik?
l Su mu daha değerlidir yoksa petrol mü? Tabi ki su daha değerlidir. Çünkü petrol içilmez, ama su içilir.
l Şapkamı alır giderim.
l Türban ile okumak isteyenler Arabistan’a gitsinler.
l Türkiye 70 sente muhtaçtır.
l Türkeş Türk çocuğu, Ecevit halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu, biz o…….çocuğu muyuz?
l Turbun büyüğü heybede.
l Üs yok tesis var.
l Vaa mı bunun başka izah tarzı?
l Verdimse ben verdim.
(İlksan ile ilgili Kemal Ilıcak’a verilen paralarla ilgili yolsuzluk haberi üzerine suçüstü yakalanınca demiştir. Asil medyamız da üzerine gitmemiştir.)
l Yazın biz Bulgaristan’dan elektrik alıyoruz. Kışın Bulgaristan bize elektrik veriyor.
l Yollar yürümekle aşınmaz.
(12 Eylül öncesi sol örgütlerin yürüyüşü ile ilgili söylemiştir.)
l “Yahya’yı ben kulağından tutup mahkemeye verdim.”
(Türkiye’nin ilk hayali ihracatını gerçekleştiren yeğeni Yahya Demirel için, cumhurbaşkanlığının son basın toplantısında böyle söylemişti. Doğrusu yolsuzluğu ortaya çıkaran ticaret bakanlığı müsteşarı Şerafettin Durugönül’ü görevden almıştı.)
Safa KAÇMAZ

2007/04 |