Mısır Uygarlığı ve Sanatı / Övgü KELEŞ

 

 

 

İlk çağ uygarlıkları içinde mısır Uygarlığı’nın uzun zaman en tutucu Uygarlık olduğunu ileri sürmek mümkündür.İ.Ö 3000-2500 dolaylarında kurumları,sanat anlayışı oluşmuş ve 2000 yıl etkisini sürdürmüştür.Bu nedenle Mısır Sanatı ,bütün olarak benzerlik gösterir;kolaylıkla ayırt edilebilecek,tanınabilecek bir sanat olan Mısır sanatı’nın kendine özgü özelliklerinin bulunduğunu belirtmek gerekmektedir.

Mısır’ın coğrafi özelliklerine bakıldığında,bölgenin çorak bir bölge olduğu ve iki tarafının da çöllerle kaplı olduğu görülecektir.Bu çorak bölgeyi kurtaran ise, Nil nehri olmuştur. Nil Nehri her yaz yükselir ve taşkınlar meydana gelir.Nehir çekildiğinde,burada alüvyon toprak örtüsü bırakır.Mısırlılar bu alüvyon toprağı işleyerek tarım yapmışlar ve bir süre sonra Nil nehri taşmaları da kontrol altına alarak sulama kanalları inşa etmişlerdir.

Bölgedeki ilk yerleşme,bir Neolitik dönem yerleşmesi ve bu yerleşme İ.Ö 6000′e dek uzanıyor.İ.Ö 5000′lerde Mısır’daki yerleşmelerin belirli kültürel bölgeler çevresinde kurulduğu görülüyor.Bölge, Nil Nehrinin akış noktasına bağlı olarak Aşağı Mısır(Kuzey)ve Yukarı Mısır(Güney) olmak üzere ikiye ayrılıyor.İ.Ö 3168′de Menes olduğu sanılan bir kral tarafından Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır birleştirilerek 2000 yıl kadar süren bir devlet kuruluyor.

     Mısır Uygarlığını 3 ana döneme ayırmak mümkün:

         1.Eski Krallık Dönemi (İ.Ö 2686-2155)

         2.Orta Krallık Dönemi

         3.Yeni Krallık Dönemi

 

Mısır Uygarlığı Mezopotamya Uygarlıkları ile karşılaştırıldığında,tarihsel gelişim süreci açısından daha dengeli bir yapıya sahip olduğu görülecektir.Bu denge,onun kültür ve sanatına da yansıyacak ve bu nedenle Mısır kültürü ve Mısır Sanatı diğer ilkçağ uygarlıklarına oranla tutarlı bir tavır sergileyecektir.

Mısır uygarlığı’nın dininde,çok tanrıcılık,büyü ve ölümden sonraki yaşam inancı bir aradadır.Neolitik tarım topluluklarının doğa güçleri ve hayvan ruhlarına duyduğu ilgi,giderek tanrılar sisteminin gelişmesine yol açmıştır.en eski tasvirlerde,tanrıların hayvan şeklinde betimlendiği görülür.Gök tanrısı Horus’un; mumyalama ve mezar tanrısı Anubis’in çakal başlı bir insan olarak tasvir edilmesi bu anlamda örnek olarak gösterilebilir.

Mısır’da ölümden sonra yaşam inancı,oldukça önemli bir inançtır,Mısır dinindeki inanışa göre,insan doğduğunda ona ikinci bir kişi eşlik eder ve buna ‘Ka’ denir. Ka bir ruh değildir;insan öldüğünde,yani maddi ölümü gerçekleştiğinde Ka’nın, bu cesedin içinde varlığını sürdürdüğüne inanılır bu nedenle de Mısır’da mumyalama önemlidir.mumyalama işlemi, Ka’nın yaşaması için yapılır ve bu,70 gün süren bir işlemdir.Bu işlemde,ilk olarak cesedin iç organları çıkarılıp ‘kanopi’ adı verilen toprak kaplara konur.vücudun içerisine de kokulu maddeler ve otlar konur.rutubetin giderilmesi için kimyasal bileşimler hazırlanır ve en sonunda ceset,kat kat sargılarla sarılır.

Mısırdaki sanat yapıtlarının başlıca dayanağı,Ka nın yaşamasını sağlamak.Ka’nın ölümsüzlüğüne inanıldığı için mumyalama ilk koşul olarak karşımıza çıkar,şayet mumya bozulursa,yine Ka nın yaşaması için ölünün,sağlam,kalıcı malzemelerden heykelleri yapılır ve mezarın içine konur.Marangozlar  mumyanın içinde yatacağı tabutlar yaparlar ve bunların dış yüzleri de sanatçılar tarafından çeşitli resimlerle süslenir.bu tabutlar,genellikle ahşaptır ancak bazen taş lahitlerde görülür.Ka’nın öteki dünyada iyi yaşaması için,duvarlara ölünün günlük yaşamı,mesleği ve yaşadığı çeşitli olaylarla ilgili resimler yapılır.cesedin yanına çeşitli aletler,yiyecekler,mezar mobilyaları,genellikle ahşaptan yapılan küçük boyutlu ,boyalı ”Şhabtis” adı verilen hizmetkar figürleri konulur.tüm bu hazırlıklarla Mısırlılar ölümsüzlüklerini ve öteki dünyadaki yaşamlarını garanti altına almış olurlar.Mısırlılardan günümüze kalan objelere bakıldığında,ölümden sonraki yaşama bu dünyadaki yaşamdan daha çok önem verdikleri anlaşılmaktadır.hemen hemen her inşaatta tuğla kullanılırken mezarların taştan yapılması ya da kayalara oyulması da bunun bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır.

Nil Nehri ,temmuzdan ekim’e kadar sel suları altında kaldığından bu döneme köylüler tarlalarda çalışamıyor ve büyük inşaat projelerinde görev alıyorlar.Mısır da Mezopotamya’dan farklı malzeme kullanılıyor.kireçtaşı,kumtaşı,granitin yanı sıra burada ilk kez kesme taş kullanılıyor.Mısırlıların mimarlık alanındaki katkıları oldukça önemli:Sütun,sütun başlığı ve saçak silmesini keşfederler ve mimari gelenekler yerleşinceye dek de onların sistemi sürer.

Mısır mimarlığının başlıca yapıları tapınaklar ve mezarlardır.yapılarda iç mekan sıkışıktır ve daha çok dış mekana önem verilir.saraylar geçici mekanlar olarak düşünüldüğünden kerpiçten inşa edilmiştir ve günümüze gelen yapı sayısı da oldukça azdır.

Sülaleler öncesi Dönem’de mezarlar,çukurlar halinde ve kumla örtülüdür.Eski Krallık dönemi’nde bu sistemden başka bir mezar tipi geliştirilir:Mastabalar .Mastaba,sıra anlamına gelmektedir.Başlangıçta tek bir ceset planlanırken daha sonraları geliştirilmiş ve aileler için planlanmaya başlanmıştır.Mastabalar da geleneksel ev tipinin kopya edildiği bilinir.bunlarda malzeme olarak taş ya da tuğla kullanılmıştır.Yan duvarları eimli,dikdörtgen yapılardır ve üstü kesilmiş bir pramit görüntüsü sunarlar.

Piramitlerin gelişimi Eski Krallık’ta 4.Sülale dönemimde doruk noktasına ulaşmıştır.Gize’de 4.Sülale mensubu 3 firavuna ait olan 3 piramit bulunmakta ve bunlar Mısır piramitlerinin doruk noktası olduğu gibi,dünyanın yedi harikası arasında da yer almakta.Keops(İ.Ö.2630),Kefren(İ.Ö.2470) ve Mikerinos(İ.Ö.2470).Bu piramitlerin her birinin yapımının 20 yıl kadar sürdüğü ve tıpkı Zoser’in kademeli piramidinde olduğu gibi,bunlarında dört yönünün pusulanın dört yönüne ayarlı olduğu biliniyor.

*Piramitlerin en büyüğü,Keops Piramidi’dir.Dünyanın yedi harikasından biri olan da bu piramittir.Piramit 146 m yüksekliğinde ve yapımında,her birinin ortalama ağırlığı 2,5 ton olan 2.300.000 taş kullanılmış.Yapı,içindeki galeriler ve mezar odası dışında masif bir yapı.kireçtaşından inşa edilmiş ve kireçtaşı da nehir yoluyla taşınıyor.her bir taşın nerede yer alacağını belirleyip üzerine ona göre işaretler koyuyorlar ve rampalardan,kızak yardımıyla yukarı doğru çekip yerleştiriyorlar.Piramidin en üst kısmını daha kaliteli bir kireçle kaplıyorlar;ancak bu,bir tek kefren’in tepesinde kalmış durumda.diğerlerinde bulunanların sökülüp yeniden inşaatlerde kullanıldıkları biliniyor.En geride yer alan piramid,keops piramidi.Mikerinos Piramidinin önünde daha küçük boyutlu Piramitler yer alıyor ve bunlar kral ailesine ait.Piramitlerin bulunduğu alanda 200 mastaba da bulunur.

Piramitlerin büyük bir bölümünün cenaze biter bitmez soyulduğu biliniyor.bu nedenle de Eski Krallık döneminden sonra az sayıda ve de küçük boyutlu piramitlerle kaya mezarlarının inşa edildiği biliniyor.Mısır ekonomisindeki gerileme,dalgalanma ve soygunlar nedeniyle Keops,Kefren Ve mikerinos’tan daha büyük piramit yapılmamıştır.

Övgü KELEŞ