CHP’nin Güncel Konulardaki Politikaları Üzerinden Sosyal Demokrasi ve Milliyetçiliğe Bir Bakış / Esma GÜNEYERİ

 

 

 

Sosyal Demokrasi, toplum içerisindeki emekçi kitle ile diğer sınıfların çıkarları arasında, siyasal ve ekonomik yapıyı değiştirmeyi ve bu sınıflar arasında bir denge kurmayı amaçlayan, ideolojik bir hareketidir. Tüm bu farklı sınıflar arasında dengeyi amaçlarken Sosyal demokrasi aynı zamanda demokrasinin bir gereği olarak toplum içerisinde bulunan tüm farklı unsurlara, dil, din,ırk ayrımı gözetmeksizin eşit şekilde yaklaşır.

Sosyal demokrasi bu hareket sırasında özgürlük, eşitlik, sosyal adalet, barış, demokrasi, dayanışma, insan haklarına ve emeğe saygı gibi ilkeleri benimsemiştir.

Ülkemizde Sosyal Demokrat olarak kabul edilen en önemli kitle partisi Cumhuriyet Halk Partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti programını incelediğimizde de sosyal demokrasinin referans gösterildiği bölümlere rastlarız. Parti programının birinci bölümü olan ”ideolojik özümüz ve temel tercihlerimiz” kısmının hemen girişinde şu ifadeye yer verilmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi, kökleri tarihimizde ve milli mücadelemizde olan, Atatürk’ün öncülüğünde Cumhuriyeti gerçekleştiren, çağdaş Türkiye’nin temellerini kuran, demokrasi sürecini başlatan, 1960′larda demokratik sol bir içerik ve sosyal demokrat özellikler kazanan bir büyük yenileştirme hareketinin temsilcisidir.

Görüldüğü üzere CHP de kendini Sosyal demokrat bir parti olarak görmektedir. Yine aynı metinde ‘’sosyal demokrasi ve CHP, temel tercih olarak, aç?k ve net olarak, eme?in taraf?d?r” ve  ”Cumhuriyet Halk Partisi’nin amacı, barışçı, kendi içinde ve demokrasi üzerinde uzlaşabilmiş, adaletli bir toplum oluşturmaktır. CHP’nin hedefi, hızla gelişen, dünyaya açılan, verimlilik ve akılcılık doğrultusunda büyüyen ekonomisiyle, toplumun refahını arttırmak; bireyin gelişmesini engellerinden kurtarmaktır. ” gibi ifadelere yer verildiğini görmekteyiz. Bu ifadeler ile CHP’nin sosyal demokrasinin ilkelerini ve amaçlarının benimsendiğinin altı çizilmiştir.

Peki, parti programında Sosyal demokrasi vurgusu yapan, sosyal demokrat, demokrat sosyalist ve işçi partilerinin ortak olduğu bir ülkelerarası organizasyon olan Sosyalist Enternasyonal’e üye olan CHP gerçekten iddia ettiği gibi Sosyal demokrat bir parti mi?

CHP’nin sosyal demokratlığını incelemeden önce CHP’nin geçmişine kısa bir göz atmakta yarar olduğunu düşünmekteyim. Parti programında da gördüğümüz üzere CHP kendini sol olarak tanımlaması 1960′lardan itibaren gerçekleşmiştir. Bu tarihten evvel CHP her ne kadar Cumhuriyet devrimlerinin ışığında ilerici bir parti özelliğine sahip olsa da ulus devletin inşasını gerçekleştiren milliyetçi-muhafazakâr görüşlere sahip bir parti kimliği taşımaktaydı. CHP-DP ayrışması tek partili düzenin sonunda CHP’de muhafazakâr düşünceler kısmen etkisini azaltırken, milliyetçi düşünceler partide mevcudiyetini korudu ve günümüze kadar geldi.           

CHP’nin son zamanlarda gerçekleşen toplumsal olaylara yaklaşımı, genel başkanı Deniz Baykal’ın söylemlerinin, CHP’nin Sosyal demokrasi iddiasına gölge düşürür nitelikte olduğunu ve milliyetçiliğe ne kadar yakın olduğunu görmekteyiz. Azınlık Vakıfları konusu, 301.madde, Kürt sorunu gibi üç önemli konuya karşı CHP’nin tutumu bu konuda bizlere ışık tutacaktır.

Türkiye’deki azınlıklar günümüzde mülk edinememektedir. 1974 yılında çıkan bir kanun ile 1936–1974 arasında edindikleri taşınmaz mallara el konulmuş, yeni mülk edinmelerinin de önüne geçilmiştir. Avrupa Birliği’ne uyum yasaları doğrultusunda geçtiğimiz yıllarda gündeme gelen Vakıflar yasa tasarısına CHP, Lozan Antlaşması’nın kazanımlarına bir saldırı olduğunu ve ülkenin yabancı etkisine açık hale getireceği gerekçesiyle karşı bir tutum almıştır. Deniz Baykal konu hakkında 19 Eylül 2006 tarihinde parti meclisinde şu ifadeleri kullanmıştır: Sevr toplantıları sırasında Yunanistan’ın 12 maddelik talep listesi arasında yer alan ve reddedilen maddenin, şimdi TBMM’de kabul edilecektir! 2 Kasım 2006 tarihinde TBMM’de konu hakkında görüş belirten CHP milletvekili Mehmet Küçükaşık’ ta ”Yabancılar Türkiye’nin her tarafına girecekler şirket kuracaklar, takır takır almadık toprak bırakmayacaklar, köye gidecekler köyde gayrimenkul alacaklar, her şeyi yapacaklar. ”

CHP’nin konuya olan bu yaklaşımının eşitlik, sosyal adalet, özgürlük gibi sosyal demokrasinin de benimsediği evrensel değerler ile bir bağlantısı olmadığını görmekteyiz. Azınlıklara karşı olan bu mesafeli ve şüpheci tutumu, Sevr’e atıfta bulunarak ulusal kurtuluş savaşı vurgusu yapması, partinin siyasetinde milliyetçi duygulardan beslendiğini göstermektedir.

CHP’nin 301.madde tartışmalarına yaklaşımı da CHP’nin siyasi görüşü hakkında bizlere önemli bir fikir vermektedir. CHP, Türklüğe hakaret gibi muğlâk bir ifadenin Türk milletine hakaret şeklini almasına karşı bir tutum sergilemiştir. CHP lideri bir konuşmasında “Neredeyse Türk olduğumuz için özür dilememiz isteniyor, özür mözür dilemeyeceğiz kardeşim, iftihar ediyoruz” ifadesini kullanmış Türklük kavramını ön plana dahi çıkartmıştır.

Sosyal demokrasiyi benimsediğini parti programında ifade eden CHP’nin genel başkanı bir başka konuşmasında da şöyle demiştir: 301. madde neyi koruyor? Türklüğe hakaret vez tezyif yönetilmemesini. Ya, bu sizi niye bu kadar rahatsız ediyor arkadaşlar? Bunun insan hakları, düşünce özgürlüğü, demokrasiyle ne ilgisi var? Bak, biz bir sürü acı olay yaşamışız. Bak bir tanesi bu Ermeni meselesi, oradan geçiyoruz. Yani bizim tahkir ve tezyif edilmemeyi talep etmek hakkımız değil mi Türkiye’nin?

Deniz Baykal’ ın ve CHP’nin 301.maddeye olan yaklaşımı ulus devletin asli unsurunun Türk milleti olduğunun ve bunun ön planda olması gerektiği yönündedir. CHP’nin bu konudaki bir diğer yaklaşımı da tıpkı Azınlık Vakıfları konusunda olduğu gibi bu değişiklilerin yabancı güçlerin dayatmasıyla gündeme geldiği şeklindedir.

CHP’nin Kürt sorununa olan son yıllardaki yaklaşımı da CHP’nin ‘’sosyal demokratlığı” açısından anlamlıdır. CHP, Kürt sorununun varlığını kabul etmeyerek bunu bir terör sorunu olarak görmektedir. Ve bu terör sorununu dış güçlerin ülke üzerindeki oyunları olarak görmektedir.

Kürt sorunun bir diğer boyutu olan alt kimlik-üst kimlik tartışmaları konusunda ise Baykal iki bin beş yılında şu görüşleri ifade etmiştir : “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı, üst kimlik değildir. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı bir hukuki kimliktir. Sana milli kimliği soruyorlar. Nedir milli kimlik? Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığını Türk Milleti’nin yerine ikame edemezsin. Türk Milleti tanımını kafana koyacaksın, içine sindireceksin. Türk Milleti demekten utanmayacaksın.”

Görüldüğü üzere CHP bu meselede de konuya öncelikli olarak Türklük kavramı üzerinden yaklaşmaktadır. Toplum içerisindeki farklı gruplara karşı eşit bir yaklaşımdan ziyade Türk milleti altında bir eşitliği tercih etmiştir. Bu tercihi anti-demokratik olan %10′luk seçim barajına olan yaklaşımına da yansımıştır. CHP temsilde adaletsizlik yaratan bu baraja karşı bir tutum sergilememiştir aksine desteklemiştir.

CHP’nin yukarıda incelediğimiz bu üç konudaki söylemlerine baktığımızda en başta ifade ettiğimiz sosyal demokrasinin özgürlük, eşitlik, sosyal adalet, barış, demokrasi, dayanışma, insan haklarına saygı ilkelerine oldukça uzak söylemler içerisinde olduğunu tespit etmemiz mümkündür. Söylemlerinde milliyetçilik vurgusunun baskın olduğunu da söylememiz mümkündür. Ancak milliyetçilik ile demokrasi birlikte düşünülemez. Milliyetçilik homojenleştirmek, ötekinin reddi demektir.

Milliyetçilik dünyayı biz ve onlar olarak görmektir. Sürekli bir ötekileştirme ve ötekinin farklılıklarını ortadan kaldırarak homojenleştirme çabası söz konusudur. Yabancılara karşı şüpheli, dış dünyaya tepkili, sürekli bir tehdit algısı içinde olma anlayışı milliyetçilikte sıkça görülür. Bu özelliklerin CHP’nin yukarıda incelediğimiz üç konudaki söylemlerinde de baskın olduğu söylenebilir.           

Bu konuda Doç. Dr. Umut Özkırımlı’nın gerçekleştirdiği ”Baykal’ ın dilinin araştırması” çalışması da oldukça aydınlatıcıdır. Bu araştırmaya göre 15 grup toplantısında Baykal, sadece 7 kez “Sosyal demokrat” bir parti olduklarını ifade etmiştir. “Sol”, “solcu” ve “sosyal demokrasi” kavramlarını ise sadece bir kez kullanmıştır. “ilerici” ve “evrensel” kimi tanımlamaları ise hiç kullanmamıştır. Solun temel kavramlarından olan “eşitlik” kelimesini de Baykal sadece iki kez anmıştır.

Buna karşılık, 19 kez “Türkiye’de rejime yönelik tehditlerden”, 96 kez “karşı karşıya olduğumuz tehlikelerden”, 52 kez “terörden”, 11 kez “ulusal duyarlıktan”, 15 kez de “ulusal bütünlükten” bahsetmiştir. Baykal 191 kez “devlet”, 162 kez “Türk”, 1580 kez ise “Türkiye” kavramlarını kullanmıştır.

Bu istatistiklerden de görüldüğü üzere Baykal ve CHP, milliyetçiliğin ana esasları olarak kabul edilebilecek tehdit algısı, ulusal bütünlük, Türk kavramlarını sosyal demokrasinin ilkelerinden daha fazla kullanmaktadır. CHP’nin politikalarında milliyetçilik, sosyal demokrasiden daha çok karşılığını bulmaktadır.

Esma GÜNEYERİ