Halkevleri / Emre DOĞUKAN
Genç Cumhuriyetin batılılaşma sürecindeki en önemli unsurlardan bir tanesi “eğitim politikaları” idi. Hukuk, siyasal ve sosyal alanlar da birçok devrim yapılmış ve şimdi sıra, bu devrimlerin halk tabanına yayılmasına gelmişti. Dönemin Türkiye’sinde okuma-yazma oranı çok düşük, kültürel ve sanatsal alanda ki faaliyet ise yok denebilecek kadar azdı. Böylesine kara bir tablo içinde bulunan halkın, yapılan köklü değişiklikleri kabullenmesi çokta kolay olmayacaktı. Bu sebepten dolayı acilen önlemler alınmalı ve halk aydınlatılmalıydı.
O döneme baktığımızda eğitim alanında iki büyük oluşum görüyoruz. Kırsal bölgeler de halkın eğitimini sağlarken aynı zamanda ülkenin öğretmen ihtiyacını karşılayacak olan “Köy Enstitüleri” ve şehir merkezlerin de yaşayan vatandaşlara sanat, edebiyat, tarih, spor, gibi konular da bilgi sağlayacak olan “halkevleri”. Köy Enstitüleri’nin resmi eğitim kuruluşları, Halkevleri’ nin ise, bu resmi kuruluşlara destek vermek amacıyla kurulmuş sivil bir yapılanma olduğunu da belirtmeliyiz.
Bu iki kurumun eğitim politikasına, bugün bile ulaşılamamış olması, savaştan yeni çıkmış, maddi ve manevi anlamda çöküntüde olan genç Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan programların başarısını yakalanamaması ise ayrı bir tartışma konu olarak kalacaktır. Maddi olanaksızlıklar içinde kurulmuş olan her iki kurum da, hizmet verdikleri dönemde oldukça verimli olup, vatandaşların eğitiminde büyük bir yol sarf edilmesini sağlamışlardır.
Mustafa Kemal, Anadolu halkının bir an önce bilinçlenip, aydınlık bir geleceğe kavuşmasına giden yolun, “eğitim” den geçtiğini biliyordu ve hiç zaman kaybetmeden bu yönde ki çalışmalara başladı. Ziya Cevher Etli başkanlığında toplanan bir grup, aydınlanma yolunun yapı taşı görevini üstlenecek olan “Halkevleri” ile ilgili tüzüğü hazırlamaya başladılar. Kısa sürede hazırlanan tüzük, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın yetkili organlarına sunuldu. Mayıs 1931 tarihinde yapılan CHF’ nin 3. büyük kongresin de bu konu ele alınarak, halkevlerinin açılması oylamaya sunuldu. Yapılan oylamada hiçbir engel ve itirazla karşılaşılmayarak oy birliği ile Halkevleri’ nin kurulması ile ilgili olarak, acilen hazırlıklara başlanması kararı alındı.
19 Şubat 1932 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençlik, gelişen, yetiştiren bir çalışmanın içinde yaratılmalıdır. Millet şuurlu, birbirini anlayan, seven, ideale bağlı bir halk kitlesi halinde teşkilatlandırılmalıdır. En kuvvetli ders vasıtalarına, muallim ordularına malik olmak kafi değildir. Halkı bir kitle haline getirmek için, ayrıca bir milli halk mesaisinin tanzimini ihmal etmemeliyiz” sözleri ile 14 ilde (Ankara, Adana, Afyon, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Bursa, Eskişehir, Konya, İstanbul, İzmir, Samsun, Van, Aydın) açılan Halkevleri, halk ile buluştu. Toplumun kültürel yapısını canlandırmak, bireylerin yetenekli oldukları dallarda ilerlemesini sağlamak, kısacası Anadolu’nun ufkunu açmaktı Halkevleri’nin amacı ve bu amaç doğrultusunda:
- Dil Edebiyat-Tarih
- Güzel Sanatlar
- Temsil
- Spor
- Sosyal Yardım
- Halk Dershaneleri
- Kütüphane ve Yayın
- Köycülük
- Müzikçilik-Sergileme
Olmak üzere toplam dokuz çalışma kolunda hizmet vermeye başladı.
Görüldüğü gibi bugün bile mevcut eğitim sisteminde tam anlamıyla yerini alamamış olan bu branşlar yıllar önce Mustafa Kemal’in ileriyi görebilme ve Anadolu halkının aydınlanma arzusu ile hizmete geçmiştir.
Halk arasında kullanılan kelime, mani, atasözü ve masalların derlenmesi, tartışma ve sohbet saatleriyle halkın genel bilgi birikiminin arttırılması, türkülerin notalanarak unutulması ya da dejenere olmasının önüne geçilmesi, resim, fotoğrafçılık, mimari, Türk süsleme sanatları hakkında profesyonel sanatçılar önderliğinde çalışmalar yapılması başlıca faaliyetler arasındaydı. Tüm bunların yanı sıra tüm Halkevi’nde herkese açık kütüphanelerin oluşturulması, köyde yaşayan vatandaşlar ile şehirde yaşayanların kaynaştırılmasının sağlanması gibi çok önemli misyonlar da üstlenmiştir.
Tüm bu faaliyetlerin ışığında 14 il merkezinde kurulan Halkevleri’nin sayısı tarih 1951’i gösterdiğinde 404’e ulaşmıştı. 19 yıl boyunca bu sanat ve kültür evlerinde binlerce kişi yönlendirildi ve ilgi duydukları alanlarda ilerleyerek başarıya ulaşmalarında destek olundu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Halkevleri’nin kurulmasında destek verip emek harcayan isimler, sık sık bu kurumları ziyaret ederek eksiklikleri ve yapılması gerekenleri yerinde tespit ettiler, böylece bu kurumlardan, gelişme aşamasında da desteklerini esirgememişlerdir. Verilen bu emekler elbetteki karşılıksız kalmadı ve birçok sanatçının doğuşu Halkevleri’nden oldu.
Bu süreç içinde sayıları oldukça artan Halkevleri, tarih 1941’ i gösterdiğinde mahalle ve köylerde açılan Halkodaları ile küçük yerleşim merkezlerine de ulaşılmaya çalışıldı. Böylece mevcut eğitim sistemi ile halkın tüm kesiminin buluşması sağlanmış oldu. Aynı tarihler de İngiltere’ nin Londra kentin de ilk Halkevi açılmış ve orada ki vatandaşların eğitimini bu kurum üstlenmiştir.
Bu kurumlar direkt olarak Cumhuriyet Halk Fırkası’nın bir kuruluşu olmamakla birlikte partinin desteği ile kurulup gelişmişti. Toplumun her kesiminden vatandaşlara açık olmakla birlikte, idareci kadrosunda olabilmek için CHP mensubu olma şartı aranıyordu. Yani özetle bu partinin kanatları altında kurulup, gelişen bir sivil toplum kuruluşu idi. Tek parti döneminde bu ilişki her hangi bir sıkıntıya sebebiyet vermedi fakat çok partili döneme geçilip, CHP’nin karşısında DP’nin yerini alması ile birlikte Halkevleri içinde yeni bir döneme girilmiş oluyordu. Demokrat Parti CHP’nin “Halkevleri” gibi etkin bir kuruluş ile yoğun ilişki içinde olmasından rahatsızlık duydu. Aslında belki de bu sadece bir bahaneydi! Çünkü o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak varlığını sürdüren ve memleketin öğretmen ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan “Köy Enstitüleri”nden de rahatsız olunmuş ve maalesef bu eğitim kurumları da “komünist yetiştiriliyor” gerekçesi ile kapatılmıştı. Böylelikle belki de ülkenin en büyük eğitim projesi olarak adlandırabileceğimiz Köy Enstitüleri heba olup gitti. Özetle diyebiliriz ki, halkın aydınlanması, kültür seviyesinin yükselmesi, kendisine dayatılanı kabul etmeyip, sorgulama alışkanlığını kazanması DP’ yi rahatsız etmişti. Özgürlük, eşitlik gibi vaatlerle kurulan parti, şimdi bir paranoyaya kapılmışçasına aydınlanma yolunda mevcut olan her kurum, kuruluş ve şahsı potansiyel tehlike olarak görmeye başladı.
1951 yılına kadar eğitime destek aşamasında oldukça büyük ve etkin bir görev üstlenen Halkevleri, tarih 8 Ağustos 1951’ i gösterdiğinde TBMM’ de yapılan ve katılan 365 Milletvekili’nin 362 sinin onay vermesi ile devletleştirildi. Mevcut olan tüm Halkevleri, mal varlıklarına el koyularak, hazineye devredildi. Daha açık bir deyişle bu kültür yuvaları, izlenen yanlış politikalar sonucu kapatıldı. Temel hak ve özgürlükler ile eşitlik konularında hassas olduklarını iddia eden Demokrat Parti yönetimi zaman içerisinde baskıcı bir yapıya dönüştü ve maalesef bu baskıdan Halkevleri’ de nasibini aldı.
“Demokrat Parti iktidarının yaptıklarını çok kısa anımsarsak, demokratik bir rejimin olmazsa olmaz koşulu olan muhalefet hakkını kısıtlamış, CHP’nin mallarına el koymuş, başta basın özgürlüğü olmak kaydıyla bütün temel hak ve özgürlükleri sınırlamış ve kısıtlamış, hapishaneleri gazeteciler ile doldurmuş, üniversitelerdeki bilim özgürlüğüne müdahale etmiş, “ispat hakkı” isteyen basın ile “İsmail Hakkı mı o da ne?” diyerek alay etmiş, kendisine oy vermeyen Kırşehir ilini ilçe yapmış, işçi haklarını ve sendikacılığı bastırmış, ülkedeki bilim, sanat ve edebiyat yaşamını, anti-komünizm baskısı altına alarak özellikle kısıtlamış ve demokratik bir rejimde olması gereken daha düzinelerce sınırlama ve kısıtlamayı uygulamaya koymuştur” (Tarihimizle Yüzleşmek/Emre Kongar Syf. 189)
Siyasette izlenen politikalar oldukça önemli ve bir ülkenin kaderini değiştirecek niteliktedir fakat konu “eğitim” olduğunda yapılan hataların bedeli biraz daha ağır olmakta. Ülke yönetimin de yapılan yanlışlıkların bedeli maalesef halen ödemekteyiz..
1951 yılından sonra kapatılan Halkevleri zaman içinde tekrar açıldı fakat askeri müdahaleler döneminde yine hedefteydiler. Günümüzde de dernek çatısı altında mevcudiyetini sürdürmektedir. Fakat maalesef ne cumhuriyet dönemindeki başarısı nede o dönemde ki etkinliğinden eser kalmıştır.
Emre DOĞUKAN

2007/05 |