İlk Karanlık / Emre MUTLU

 

 

 

27 Yıllık efsanevi dönem büyük bir yenilgiyle kapanmıştı artık.

Aslında 1946′ da çok partili döneme geçilmesi ardından halk kitleleri CHP hükümetinin baskılarını bir öfke halinde dışarı püskürteceği zamanı bekler olmuştu. Elbette o öfke 1950 seçimlerinde bir oy patlamasına döndü ve Menderes önderliğindeki Demokrat Parti seçimlerden birinci çıktı. Bu Kemalist blok tarafından çok ağır bir yenilgiydi. Aslında ülke burjuvazizminin artık Dünya kapitalizmine entegre olma çabaları sonucunda sermayenin Kemalist devletçi oluşuma karşı kazandığı büyük bir zaferdi. Artık ülke Kemalizm’in sıkı devletçi politikalarından uzaklaşıp sermaye grubunun Dünya kapitalist ticaretine meyledeceği sömürü düzenine doğru yol almaktaydı.

İktidarı eline alan DP hükümeti hızla ülkeyi devletçilik anlayışından çıkarıp özel sektörün ön plana çıktığı liberal kapitalist bir ekonomik işleyişe sokacak adımlara bağlamıştı. ABD ile de çok iyi temasları olan parti liberalizmi kısa sürede çok iyi uygular olmuştu ülkede. İktidar döneminde özel sermaye ilk olarak büyük ticaret ve tarım burjuvazisinin elinde gelişmeye başladı. Tarım kesimi kredi mekanizmasıyla desteklenip tarım burjuvazisi de ülke ticaretinin canlanmaya başlamasıyla palazlandı. DP’nin seçimden önce KİT’lerin azaltılacağı sözü bu dönemde tutulmayarak sayıları daha da arttırıldı. Çünkü özel sermayenin daha atılımları yapacak birikimi yoktu, bu desteği bizzat devlet sağlar olmuştu. Menderes ve çevresi bu değişimi ülkeye empoze etmeye çalışırken diğer taraftan da Kemalizm’in sivil ve asker bürokratlarını kızdıracak rejim aleyhtarı demeçler vermeye de başlamıştı.

Meclisteki büyük çoğunluğun etkisinde kalan Menderes’ in rejim aleyhtarı sözleri için Yassı ada duruşmalarında Menderes’ in avukatlığını yapan, bu uğurda iki ay hapis yatan bir avukat olan Hüsamettin Cindoruk’a göre bu bir “siyasi şımarıklık” dönemiydi Adnan Menderes için. Burjuvaziye sağladığı yardımlar, ülke sömürüsüne katkı yaptığı yasalarla sermaye grubunun büyük desteğini alan Menderes artık devleti kendi elinde sanarak herkese meydan okuyor, orduyla, muhalefetle ve rejimle alay ediyordu. Bu durum Kemalist blok için oldukça endişe vericiydi, Kemalist bürokratlara göre DP hükümeti son bulmalı ve CHP’nin önü açılmalıydı. Ancak o günkü mevcut koşullarda bu imkânsız gibi gözüküyordu. Köy Enstitülerinin toptan kapatılması, yerlerine imam hatiplerin açılması, Menderes’ in bizzat Said Nursi’nin elini öpmesi, mecliste verdiği demeçler artık iyiden iyiye orduyu kızdırmaktaydı. Menderes ise ordunun önünü kesebilmek için Milli Savunma Bakanlığına başlamıştı.

1954 seçimlerinde 5 milyon oyla toplam oyların %57 sini alan DP tekrar iktidara geldi. Menderes için “Siyasi şımarıklık” dönemi bununla artık en üst seviyeye tırmanacaktı. DP artık iktidar gücünü muhalefete karşı bir koza dönüştürmeye başlamıştı. 1955′ ten sonra bu süre iyice hissedilir oldu. Demokratik hak ve özgürlükler iyiden iyiye kısıtlanmaya başladı. Demokrasinin temeli olan ana muhalefet haklarını kısıtlamaya ve CHP mallarına en koymaya başladılar. Bütün bu olanlar milliyetçi Kemalistleri iyiden iyiye kızdırmaya başlamıştı. Menderes’ in siyasi kürsüden aktardığı şu sözler de ülkede yankılanmaya başlamıştı.

“Ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm.”

“Siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz.”

“Ben orduyu yedek subaylarla bile yönetirim, Battal Gazi ordusu.”

Kemalist bloğu bu uygulamalarıyla iyice karşısına çekmişti Menderes ve çevresi. Ezanı yeniden Arapça okutturması, din taraftarı demeçler vermesi de kemalizmin ona olan öfkesini hızla harmanlamaya yetmişti.

Bütün bunların yanında DP iktidarının eski devletçi statükoyu derinden sarsmış olması, büyük fonların tarımın sübvanse edilmesine ve ithalata akıtılması bu iktidarın son döneminde ekonomide tıkanıklara neden olmaya başlamıştır. Diğer yandan gelişmekte olan sanayi burjuvazisinin DP’ den artık istediği desteği bulamaması ise burjuvazinin iç çatışmasını kızıştırmıştır. Sanayi burjuvazisi bu noktadan sonra güzünü yeni teşvikler koparabileceği yeni bir iktidara dikmiştir. DP hükümetinin büyük desteklerini alan tarım ve ticaret burjuvazisi kapitalist gelişim bu noktada tutmamıştır. Tarım ve ticarette devlet desteğiyle sağlanan büyük sermaye sanayiye akıtılmaya çalışılmıştır. Böylelikle burjuvazi kendi içinde parçalanmaya başladı ve büyük bir kısmı sanayiye kaydı. 10 yıllık bir süreçte özel ellerde toplanan sermaye birikimi bu bölünmeyi hazırladı ve burjuvazinin sanayi alanında dev bir adım atması için yol açmıştır ve burjuvazi sanayi konusunda devletten yardım istemeye başlamıştır. Ancak hükümetin bu talep doğrultusunda harekete geçmeyip tarıma ve büyük toprak sahiplerine imtiyazlara devam etmesi kent ağarlıklı burjuvaziyi artık DP’ ye karşı bir muhalif durumuna iter ki bu DP için çok büyük bir kayıp olacaktır.

Böylece gerek ordu içinde gerekse burjuvazi içinde DP’ yi hükümetten indirme planları oluşmaya başlamıştır. Bilime, sanata, edebiyata da batı bloğunun etkisinde anti-komünizm adı altında yasaklar getirmesi basının ve aydınların da tepkisini çekince DP’ ye karşı olan muhalefet artmaya başladı. Buna karşılık hükümet cezaevlerini aydınlarla, gazetecilerle doldurdu. Bu durum da hükümet karşıtı faaliyetleri büyük ölçüde artırır olmuştu.

1959’ a gelindiğinde ise DP için artık her şey ters gider olmuştu. Bu yıl iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler açısından son derece gergin geçmişti. Bu gerginlik 1960′a girildiğinde bir türlü yumuşamak bilmediği gibi daha da sertleşmeye yüz tuttu. 7 Nisan’da DP Meclis Grubu bir bildiri yayımladı. Bildiride CHP’nin ülkedeki bütün yıkıcı grupları çevresinde topladığı, halkı orduyu iktidara karşı ayaklanmaya kışkırtmayı öne sürüldü. Bu bildirinin ardından DP Meclis Grubu TBMM Başkanlığına’ na muhalefetin eylemlerinin soruşturulması için bir önerge verdi. Önerge 18 Nisan’da Meclis’te büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Yasaya göre bir Tahkikat Komisyonu oluşturulacak ve bu komisyon üç ay boyunca muhalefetin ve basının eylemlerini soruşturacaktı. Bu da anayasayla belirtilen kuvvetler ayrılığı prensibine ters düşüyordu. Bu durumların tamamı göz önüne alındığında artık bir darbe oluşumu gözden kaçmayacak kadar büyümüştü. Muhalefet ve basını soruşturmak için Tahkikat Komisyonu kurulması ülkede geniş yankı yaptı. Komisyon görevine başlar başlamaz, Ankara ve İstanbul’ da öğrenciler protesto gösterileri düzenlediler. 26 Nisan’da İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri baskıları protesto ederken, 28 Nisan’da da öğrenciler merkez binada bir toplantı düzenlediler. Güvenlik güçlerinin toplantıya müdahale etmesiyle olay çıktı. Üniversite içinde başlayan çatışma Beyazıt Meydanı’ na taştı. Buradaki çatışmada Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz aldığı bir kurşun yarasıyla hayatını kaybetti. Ve artık bu olaylar da iyiden iyiye bardağı taşırır, darbeye ortam hazırlar olmuştu.

27 Mayıs gecesi genç subaylar hazırlıklarını tamamladı. Türkiye’ de ilk kez emir komuta zincirinin bozulduğu bir darbe girişimi için geriye sayım başladı. O gece Harbiye’nin genç subaylarına 20’ şer mermi dağıtıldı, diğer subaylarda üst rütbelileri eterne etmeye başladı. Orgeneral Cemal Gürsel’ in önderliğinde Milli Birlik Komitesi adı altında toplanan bir subay grubu, emirleri altındaki askeri birliklerle birlikte Ankara ve İstanbul’ da ki bazı önemli yerleri ele geçirdi ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına yönetime doğrudan el koyduğunu açıkladı. Sabah 05:25’te “Dikkat! Dikkat! Muhterem vatandaşlar! Radyolarınızın başına geçiniz. Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetlerinizin sesi bir dakika sonra size hitap edecektir.” Anonsu verildi. Ve bir dakika sonunda da şunlar söylendi: ”Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgalarına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini eline almıştır.”

Böylelikle Türkiye tarihinde bir ilk yaşanıyordu, Silahlı kuvvetler bir darbeyle demokrasiyi rafa kaldırmış, yönetime resmen el koymuştu. Bundan sonrası DP için oldukça sancılı geçecekti. 10 yıl süren iktidarını ordu engellemişti. Eskişehir ‘den dönmekte olan Başbakan Adnan Menderes, Kütahya yolunda tutuklanarak Ankara’ya getirildi. Daha sonra Celal Bayar, hükümet üyeleri ve DP’li milletvekilleriyle birlikte İstanbul’ a oradan da Yassı ada’ya gönderildi. 24 Eylül 1960′da Yüksek Adalet Divanı kuruldu. Bir gün sonra Celal Bayar bel kemeriyle intihara kalkıştı. Bir subay tarafından kurtarıldı. Yüksek Adalet Divanı 14 Ekim’de Yassı ada’ da çalışmalarına başladı.

İlk dava Afgan kralının Celal Bayar’a hediye ettiği köpeğin hayvanat bahçesine satışıyla ilgili köpek davasıydı. Adnan Menderes’in ilk yargılandığı dava ise Ayhan Aydan’dan olduğu iddia edilen çocuğunu öldürttüğü hakkındaki Bebek Davası oldu. Ardından 17 ayrı dava daha açıldı:

Eylül Olayları Davası, Vinileks Şirketi Davası, Dolandırıcılık Davası, Arsa Davası, Ali İpar Davası, Değirmen Davası, Barbara Davası, örtülü ödenek Davası, Radyo Davası, Topkapı Olayları Davası, Çanakkale Olayı Davası, Kayseri Olayı Davası, Demokrat İzmir Davası, Üniversite Olayları Davası, İstimlak Davası, Vatan Cephesi Davası, Anayasa’ nın İhlali Davası. DP hükümeti açılan bu davalarla yargılandı. 11 ay 1 gün süren bu davalar sonucunda ise hükümet içinde 592 sanıktan 228’ i hakkında idam cezası istendi. DP’nin önde gelenlerinden 31 sanık ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, 418 sanığa altı ayla 20 yıl arasında değişen çeşitli hapis cezaları verildi. 123 sanık beraat etti. Beş sanık hakkında dava düştü.

Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu 16 Eylül’ de, Menderes ise 17 Eylül’ de idam edildi.

Büyük ticaret temelinde dışa açılmayı ve kapitalleşmeyi savunan DP iktidarı böylelikle son buldu; ancak 27 Mayıs esasen sanayi burjuvazisinin işine yaradı. Bunun en güzel kanıtları ise 1960’ tan sonra kurulan devlet planlama teşkilatı ve beş yıllık sanayi kalkınma planlarının devreye sokulması oldu. Ve aslında 27 Mayıs darbesi sanayi burjuvazisinin önünü açmak için tarım ve ticaret burjuvazisini temizlemeye yaradı, ülke bundan sonra hızla sanayi alanında burjuvazinin sömürü politikaları doğrultusunda adım atmaya başladı.

27 Mayıs demokrasi’ ye verilen ilk ara oldu. ilk kez halkın olarıyla gelen bir iktidar askerler tarafından indirildi. Ancak bu darbenin 71 ve 80’ dekinden farklı muhalefete karşı yapılan zorba bir hareketten çok muhalefeti arkasına alan bir hareket olmasıydı. Ancak bundan sonraki darbelerin de önünü açtığı için Türkiye tarihine kara bir leke ve Türkiye’ de ordu tarafından yapılmış olan “İlk Karanlık” olarak tarihe geçti.

Kaynaklar:

http://www.marksisttutum.org/27mayis60.htm

http://www.netbul.com/superstar/ozeldosyalar/siyaset/donemecler/3.asp

Tarihimizle Yüzleşmek Emre Kongar

Emre MUTLU