Utanç Bitti… / Gizem PEKCAN
Günlerce bir odada tıkılıp kalmış gibi, olur ya çıkarsın bir gün gelirsin diye o odada tıkılmak hiçte zoruma gitmiyordu. Ne kadar acı çekersen o kadar mutlu olursun diye saçma bir felsefem vardı o günlerde, bilseydim vereceğin acının tahammülsüzlük yaratacağını hiç kalkışır mıydım? Anladım ki aslında sen hiç yoktun, evet dokunduğumda hissettiğim bir şey vardı karşımda ama tek hisseden vardı. Hiç var olmayan bir şeyi kendimce allamış pullamış ve sevmeye kalkışmışım sadece. Oysa dokunuşların ne denli gerçekçiydi, boynumda hissettiğim ıslaklık, dudakların parçalanırcasına buluştukları gizli tenha kuytular ve sonrası…
Yaşadıklarımı yakalamak istercesine, odama tekrar geri dönüyorum o koridorda ilerlemek senelerdir güç gelmiştir bana, bu günkü gibi. Basmakalıp biçimlerde politik bir dille anlatmak istemiyorum artık, zaten hep atladığım bir şeyler oluyor mutlaka. Uzlaşmacı bir kimlik değil istediğim aksine tüm zor olanı bir anda açığa vurmak. Yaşamın herhangi bir evresinde saklı kalan ayrıntılara sıkıştığımın farkındayım. Belki de inattan bu boşluğu doldurmak için birinin canını yakacağım ve bundan, sonraları büyük utanç hissedeceğim. Yinede denemeye cüretim var, biliyorum düzene yenik düşen ilişkiler yumağının içindeyim. Belki senden önceki beni tekrar yakalamak için yazıyorum, aslında her şey politik oysa şimdi yazarken bile parçalanan bir şeyler varlığını sürdürmekte. Farkındayım hepsi bir gün yok olacak ancak bu yok olma evresinde benden neleri götürecek işte onu pek kestiremiyorum. Kendimi çok çabuk anladığımı söyleyemem, açıkçası kendimi tanıdığımı söyleyemem. Henüz yaşanmışlık adına çok az bir dönemim mevcut. Bu arada birini ezmekten bahsettim galiba bunun ilk adımlarını da attım. Evet, bir burukluk söz konusu aynı zamanda da sonradan eklenti olan reddettiğim edilenliğin vermiş olduğu bir haz söz konusu. Evet, yabancılaşmak işte tamda burada devreye girmekte… Boynuma vermiş olduğun ıslaklık, bir diğerinin ayak bileklerimde bıraktığı çürükler. Dokun derken sesteki ürkek ton. Yalnızlığımın acısını hanginizden çıkardım, ihanet hanginize olmuştur? Hanginize açıklama yapma zorunluluğum var ve bu evrede ben neredeyim, hanginizde? Belki garip gelir kimilerine ancak kendimi Tarlabaşı fahişeleri ile eş tutuyorum an itibari ile ve onlar benim gözümde daha insancıl kalıyorlar. Belki de kendime fazla yükleniyorum, doğmadan biçilen profile sıkıştığımın farkındayım, bir fino köpeği olmayı hiç düşlemedim oysa. Peki ya hastane kapısında gördüğüm o adam, o nasıl bir tepkisellikti yalancı dercesine gözlerimin içine bakışın. Peki, bendeki düş kırıklığı, beni hiç tanımadığını anladığım o an. Benden beklenmeyecek bir hareketle suçlanışım. Evet, böyle bir şey dile getirmedin ancak oldukça sert hissettirdin. Galiba şu satırları yazınca ihanet sana değil de diğerine yapılmış oldu. Masumiyetini harcadığım sen olamazsın çünkü masum değilsin. İlk buluşmanın arkasından kıskançlık yaptığın x kişinin yanına gittiğimi öğrendiğinde sinirlendiğini söyleyen adam bir sonraki görüşmede bir gecelik bir enkaz yığınına bakıyor gibiydi. Ya sen çok usta bir çapkınsın, ya da ben oldukça şaşkın… Diğeri ise çocuk, büyümeyi bekleyen bir liseli âşık gibi… Yalnızlığımı paylaşmak istedim, oysa yalnızlık paylaşılırsa yalnızlık olmaz ki. Ona sergileyebileceğim ne olabilir ki? Diyorum kendime tıpkı bir sapkın gibi. Onunla duygularımı ve hatta sevgilerimi paylaşmak istiyorum aynı zamanda ne bir evi nede komşu dedikodularını ne de kanıksanan tabuları paylaşabileceğimizi düşünemiyorum. Onaylanmıyoruz, engelleri aşmak bir yerde kolayda peki ya onu büyütmek, ben kısa dönem anne olabilir miydim? Onunla paylaşabileceğim tek şey kanıksanması oldukça zor olan sevişme anları sadece ki onu da becerebileceğimize ihtimal veremiyorum. Oysa seninle bunu iyi beceriyorduk, yatmayı iyi biliyordun. Sendeki bu yetenekle onun masumiyetinin birleştiği birini bulmaya gözüm kesmiyor. Samimi olmak gerekirse korkuyorum. Şimdi gitmem gerekirdi, bir açıklama yapmalıyım bu denli bencil olamam. Hala bir hukuk olduğunu düşünen o masum çocuğa kendimce bir özeleştiri borcum var. Kim bilir çocukça kızacak ve hatta bağıracak üstüne birde vurursa pek acıyacağını sanmıyorum. Hak mıdır diye düşünmüyorum bile, zannımca bir yerde haktır. Tüm bunlara rağmen oldukça rahatım, pişmanlık söz konusu değil ve hatta tekrarlanabilir. Narsist gelebilir…
Tüm bunlara rağmen ben o robotu özledim, belki de son kez ama özledim. Bir süre yalnızlığımın acısını kimseden çıkarmamalıyım. Bu haksızlık, bu kadarda narsist olmamalıyım bu düşünce bile bencilce, ileride kendimi sorgulamak istemeyişimden geliyor. Başta kendimi tanımıyorum demişim oysa ne de iyi tanıyorum.
Yorulduğumu hissediyorum, bu yaşta hem de… Daha neler…
Gizem PEKCAN

2007/05 |