Söyleşi: Bulutsuzluk Özlemi / Selma ULUSOY
Selma Ulusoy: Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Sorularıma başlamadan önce bulutsuzluk özlemini oluşturan birisi olarak konuşsak da kendini grubun sözcüsü gibi hissetmeni istemem. Doğal süreç itibariyle zaten grubun genel duruşu ve inisiyatifiyle ilgili konuşacağız.
Burak Güven: Yok ben zaten grubun üçüncü en eskisi ve yaşlısıyım.
S.U: Tamam sorun yok o zaman. İstersen ilk olarak gruba dâhil olma sürecinin hikâyesiyle başlayabiliriz…
B.G: Ha bak o baya uzun. Mühendislik yapıp Ankara’da çalıyordum 90larda. 99da işten ayrıldım bunu duyan eski davulcumuz Utku ki o zaman Bulutsuzlukla çalardı Nejat’a demiş o da arayıp çal bizle dedi
ama 99da kararsızdım Ankara’dan ayrılıp sırf müzikle uğraşmak konusunda. O yüzden dedim ki başka işe girme durumum var Ankara’dan ayrılamam. Ama 2000de bir daha aradılar ve ben de sırf müzikle hayatımı sürdürmeye karar vermiştim. Ankara’da otururum ama gider gelirim diyerek 2001 yılbaşı katıldım.
S.U: Tabii bu arada mühendis olduğunu da öğrenmiş oldum madem konu açıldı ne mühendisi olduğunu da söyler misin?
B.G: Elektronik telsizlerle ilgili çalışıyordum yabancı bir firmada Ankara’da 91–99 arası.
S:U: İlginç bir hikâye makinelerden şarkılara…
B:G: çok var mühendis çalgıcı ya da doktor…
S:U: Biraz kişisel projelerinden söz eder misin?
B:G: Kişisel olarak albüm yapayım diye kaygım yok. Evde kendi kendime kayıtlar yapsam da radyo programımla ilgili araştırmalar internette sürüyor hep. Artı öğrencilerime de ilginç parçalar arıyorum. Gitar ve bas dersi veriyorum.
S:U: Artık grupla ilgili konuşmaya başlayabiliriz sanırım.
B:G: Hay hay.
S:U: Peki, hepimiz Bulutsuzluk Özleminin parçalarıyla büyüdük ve hayatımızın belirli dönemlerinde hep oldu. Bir duruşunuz var, politik tavrınız ve insani duyarlılığınız belki de bu denli kült olmanızı sağladı. Siz buralı olmayı ve bu coğrafyayı anlatmayı tam anlamıyla içinize sindirebildiniz. Bildiğiniz gibi Türkçe sözlü rock müzik tartışmaları yapılıyordu bir zamanlar. İşte tamda bu ortamda sizin yaptığınız biraz Don Kişotluk değil miydi?
B:G: Aslında bizden önce de vardı Türkçe rock ancak sözler biraz havada ve köy kökenli gibiydi.
O yüzden adı Anadolu rock idi. Ama Bulutsuzluk Özlemi kentte büyümüş üniversitelerde okumuş bir grup olunca tabii şehirli parçalar çıktı otaya. Müzik tarzı olarak da batı rock parçalarıyla büyüdük o yüzden çizgi de ortaya çıktı yine de zorla doğu motiflerinden kaçalım denmedi bazı şarkılarda.
S:U: Evet bu hissediliyor soundlarda.
B:G: E sözlerde de duygusal ve toplumsal kaygılar arasında bir denge oluştu kendiliğinden.
S:U: Hazır ülkenin durumu mevzusuna girmişken klasik bir soruyla devam edeyim. Gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?
B:G: Sütliman bir gidişat bence Türkiye’ye uymaz yani bu tip krizler çalkantılar hem halkın hem politikacıların hem bürokrasinin hoşuna gidiyor. Geriye gitmek isteyen az aslında Türkiye’de ama yine de medeniyet başka bir şey sanki. Paraya, globalizme endeksli olmamalı mesela en iyi doktorlar Küba’daymış ama en iyi hastaneler de Amerika’da yok mu bir ortası demeli insanoğlu misal olarak.
S:U: Birazda albümlerden konuşalım. Dikkatimi çeken ilk nokta Numara albümünün diğerlerine göre daha içe dönük ve kişisel olması. Takipçilerinizden bu albüm özelinde tepki aldınız mı?
B:G: Baya iyi bir albüm o ama plak şirketi dikiş tutturamadı. Pek de ilgilenmedi içe dönüklük kabahat değil tüm parçalarımızda mesaj verelim diyemeyiz.
S:U: Zaten onu savunmuyorum…
B:G: Aynen biz de…
S:U: Yalnızca bulutsuzluk özleminden böyle bir beklenti var diye düşünüyordum…
B:G: Numara adlı parçanın biraz mesajı bol. Yok, artık 20 yıllık bir grubun hep aynı şeyleri yazamayacağı anlaşıldı bence. Müzik tarzı olarak da aynı formüle bağlı kalamayız robotik oluruz o zaman.
S:U: Şimdi tam da onu soracaktım. Bir de numara albümünün soundu ve altyapısı diğerlerinden oldukça farklı. Kullanılan enstrümanlar elektronikten hayli uzak. Hatta doğu ve hint ezgileriyle sazın harmanlanması diyebiliriz. Bunun belirli bir nedeni var mı yani bu albümü hazırlarken haleti ruhiyeniz neydi?
B:G: Bir sürü şeyler dinliyoruz etkileniyoruz. Bir etnik müzik modası vardı o zamanlar ama elektro gitarlar da yok değil. Zaten biz de tüm enstrümanlar akustik davul vs sadece elektro gitar elektro bas ve klavyeli çalgılar oluyor. Rock’ın temeli o ama grubun ilk başlarında da saksafon boldu o da akustik bir enstrüman. 80lerde demek istediğim bu tip değişik enstrümanlar Bulutsuzluk Özleminden beklenmeyecek bir şey değil ama altyapı temelde davul bas gitar ve klavye. Neden dersen bunları iyi çalabiliyoruz şimdilik (gülüyor…)
S:U: Mor ve Ötesiyle anladığım kadarıyla usta-çırak şeklinde güzel bir ilişkiniz var. Yeni kuşaklarla dayanışma içinde olmanız çok güzel. Başka beğendiğiniz kişi ya da gruplar var mı?
B:G: Var bir sürü. Usta çırak demeyelim de yaşça büyüğüz yoksa çok yetenekli arkadaşlar Moğollar’la da çok samimiyiz. Onlar da bizden büyük ve eski. Redd ile de şahsen görüşüyoruz sık sık yani rekabet fena bir şey değil ama dayanışma da gerekiyor hele Türkiye’de rock yapıyorsan…
S:U: Kesinlikle çok doğru bir tavır… Başka isimler var mı?
B.G: Ama festivallerde herkes kendi davulunu çalsın abi gibi şeyler de olmuyor değil benden duymuş olma da. Ankaralı grupları ben tanırım şahsen tanışırız. Duman’ın gitaristinin babası ve kendisi de çok yakın arkadaşım. Ha festivallerde davul konusu ayıp bir şey değil canım herkesin kendi davul soundu var deyip kıvırayım işi (gülüyor…)
S.U: Peki öyle olsun.
B.G: Bir de herkesin sandığının aksine rock ile uğraşan kişiler mazbut, cool, iyi niyetli, alçak gönüllü insanlar o yüzden rahatça ortak bir paydada buluşulabiliniyor; politikacılar gibi olmamız mümkün değil yani kısaca.
S.U: Şu an anlamış bulunuyorum. Sanat özel bir şeydir zaten. Bir söz duymuştum sanatçılar gerçeği ortaya çıkarmak için, politikacılar gerçeği gizlemek için yalan söylerler…
B.G: Popçular arası rekabet bolmuş ama ??? Ya da magazin dünyası öyle gösteriyor reklâm için.
S.U: son yıllarda Türk rock müziğinin patladığı söyleniyor. Bir sürü grup çıktı. Gerçekten çok güzel gelişmeler yaşanıyor. Sen bu kadar çok grubun çıkmasını neye bağlıyorsun?
B.G: Hakikaten patladı. Üniversiteler, okumuş yazmış gençler, enstrümanların kolay bulunması ve pahalı olmaması. Eskisi gibi değil yani batıyla kolay entegrasyon, internet her şey etken ve en önemlisi bıktı millet televizyonların aynı parçalarından arabesk-pop karışımından kimse artık takmıyor onları yani bilinçli gençlerden bahsediyorum.
S.U: Üniversite gençliğiyle de kuvvetli bağlarınız olduğunu biliyorum. Şarkı sözlerinde anlatılanlara bakıldığında üniversiteyle ilgili birçok düşünceniz var. Bunun nedeni üniversite gençliğini umut olarak görmenizden mi kaynaklanıyor?
B.G: E biz de üniversiteden geldik. Orada öğrendik iyi müziği ve özgür ve bilinçli bir ortam tabii ki her ülkede üniversite gelecektir. Bir de Türkiye’de üniversite sadece eğitim-öğretim demek değil. Bilinçlenme bir duruş, bir yaşam biçimi haline de gelebiliyor. Mesela daha önce bankada çalışmış olan sivil bir memur üniversitede idari bir birimde işe başlayınca onun da düşünceleri üniversiteye uyum sağlamaya başlıyor. Baya etkileyici bir ortam artı üniversitelerimiz de güzel, kampüslerimiz her ne kadar eksikleri de bolsa da özellikle iyi yöneticiler ve öğretim elemanları var.
S.U: 20. yıl için özel bir dvdniz çıktı piyasaya. Çok sağlam bir antoloji niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. Peki, ufukta yeni projeler var mı?
B.G: Yeni albüm hazır ama plak şirketimiz DMC. Sanırım şu DVD ile uğraştı onu biraz erteleyebilirler.
Yurt içi çok çalıyoruz da iki yıldır yurt dışında çalmadık bir iki girişim olabilir bakalım yaz sonu ya da sonbahar. Bir de concept bir albüm düşünüyoruz.
S.U: Çok güzel… Biraz açar mısın?
B.G: Yani tek bir konu üzerine upuzun rock operaya benzer bir şey. Daha fazla ayrıntı yok sana belki seneye çıkar. Fazla stüdyoya kapanıp uğraşmak stres yaratabilir bize sorsan çıkalım çalalım bol bol abi.
S.U: Peki o zaman çıkınca tekrar bir röportaj yaparız belki.
B.G: Hayhay, röportaj bedava(gülüyor…)
S.U: Ama on yıldır sizi dinleyen biri olarak hak etmedim mi?
B.G: Tabi ki…
S.U: Son olarak da gençlere önerileriniz var mı müzik konusunda?
B.G: Çok dinlemek çok çalışmak şart tabi. Bir de rock’ın yaşı yok meslek sahibi insanlar bile artık grup kuruyorlar ayıp değil yani. İnternet de var öğrenmek de zor değil. Konserler, festivaller de bol…
S.U: Çok fazla alternatif var diyorsun…
B.G: Yani herkes yapabilir diyorum.
S.U: Peki çok teşekkür ederim.
B.G: Ben de.
S.U: Çok keyifli bir sohbetti gerçekten hele bu kadar hayran olduğum müzisyenlerle konuşabilmek zevkti.
B.G: Sohbet en uzak olduğum konu ama hayret bizde az laf bol bol çal.
S.U: Ben bu kadar konuşacağını beklemiyordum açıkçası.
B.G: Ben de…
S.U: Tabii bunda benimde payım var galiba sizi iyi tanıyorum.
B.G:mutlaka(gülüyoruz…)
Selma ULUSOY

2007/06 |