Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Türk Pop Müziğinde Batılılaşma Çırpınışları / Ferhat SULHAN
Modernleşme 16.yüzyılda Avrupa’da Merkantilist döneme geçişle kendini göstermiştir. Tarımsal üretimden ticarete geçiş, ticaret ağırlıklı bir ekonomi olgusunu ortaya çıkarmıştır. Merkantilizm, Avrupa’nın ekonomik olarak büyük bir güç olmasını sağlamıştır. Modernite bu bağlamda batının kendi dinamikleriyle kurduğu bir projedir. Modernizm ise bu projenin batı ideolojisinin bir ürünü; Modernlik de bu projenin uygulanmasıdır. Bunun sonucunda da modern olarak tabir ettiğimiz insan tipi ortaya çıkmış, bazı modernist düşünürlere göre, insanların ilkellikten modernliğe geçiş süreci oluşmuştur. Bu sürecin sonunda Batılılaşma ortaya çıkar. Batılılaşmayla Dünyanın batılılaştırılarak geliştirilebileceği öngörülmüştür.
Batılılaşma 19.yüzyılda Aydınlanmadan sonra, ulaşabileceği hat safhaya ulaşmış batı Max Weberin de belirttiği gibi, geleneği çözmüş, dinin, metafiziğin etkisinden sıyrılmış büyüyü bozmuş akla rasyonaliteye önem vermiştir. Bilim de tam bu noktada, insanın bir yandan kendini diğer yandan da, kendinden bağımsız olarak evreni ve nesneleri anlamaya çalışmasının sonucunda batı da akılcı bir kültürün ürünü olarak ortaya çıkmıştır.
Batı dışı toplumlar açısından modernite; modernleşme açısından olumlu gelişmeleri toplayan pozitif bir odak haline getirilmiştir. Konumuz gereği Türk toplumuna dönecek olursak, Batılılaşmanın bizde bir Osmanlı bir de Cumhuriyet dönemi olmak üzere iki ayağı vardır.
Osmanlı döneminde Batılılaşma: toplumsal kurumların yeniden inşası ve Osmanlıyı yeniden eski gücüne ulaştırılması düşüncesi eksenindedir. XIX. yy. da yapılan ıslahatlar bu durumu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet döneminde ise yenilikleri tamamen alıp toplum tabanına yayma düşüncesi etkili olmuştur. Bu durumu da özellikle, 1924–1936 yılları arasında, Atatürk ilkelerinden İnkılâpçılık ilkesi doğrultusunda yapılan yeniliklerde görmekteyiz. Tarihsel süreçte şekillenen batılılaşma anlayışımızı kısaca bu şekilde özetleyebiliriz.
Günümüzde de batı toplumsal yaşamda popüler kültürle kendi etkisini bize hissettiriyor. Popüler başlangıçta Latince popülaris’ten türeyerek halka ait anlamına gelen hukuki ve siyasal bir terimdir. Popüler kültürün bugünkü anlamı:’halkın halka ait’ anlamından ‘birçok kişi tarafından sevilen veya tercih edilen’ anlamına dönüştürülmüştür. Popüler kültür biçim olarak yeni (modern) öz ve içerik olarak eski (gelenekseldir). Popüler kültür homojen toplumlardan daha ziyade heterojenliğin daha baskın olduğu toplumlarda görülür. Gündelik kullanıma göre, pek çok insan tarafından sevilen olgulardan oluşan popüler kültür herhangi bir toplumun herhangi bir zamanındaki egemen kültürü olarak tanımlanabilir. Popüler kültür, kültür endüstrisinin bir ürünüdür ve kalıcılık, estetik değer gibi sanata özgü değerleri içermez. Promo kültürdür, her akşam prime-time da değişen bir ideolojisi vardır. Seçkinlerin dışındadır halk kültürüdür. Kültür endüstrisi tarafından halk için üretilir. Etkisini bugün sinema, (özellikle Amerikan film sektöründe) televizyon, müzik, roman, dergi ve gazete gibi çeşitli alanlar üzerinden hareket ederek somutlaştırabiliriz. Bugün bizim müziğimiz de bir popüler kültür ürünü olarak sunulmaktadır.
Bu özellikle eski şarkıların yada türkülerin, otantik, nostaljik vurgulu geçmişine yönelerek, türk müziğini yerelleşmeyle etnik Pazar haline getirerek yapılmıştır. Yani yerel olanı küresel enstrümanlarla pazara sunarak küre yerelleşmeyle. Bizde, bunun en bariz örneği şimdilerde Rock müziğinde görülmektedir. En önemli temsilcileri Haluk Levent ve Kıraçtır bu sanatçılar eski şarkı ve türküleri teknolojinin son harikası enstrümanlarla sunarak Anadolu Rock müziği algısını canlandırmışlardır. Bu durumu tarihsel süreçte de görmekteyiz, (Moğollar, Üç Hürel vb.) ama günümüzü tartıştığımız için, daha güncel örnekler vermeyi daha uygun buluyorum.
Günümüzde de bu şekilde popülerliğin yakalanabileceği düşüncesi hâkimdir. Özellikle de müzik sektörüne yeni giren kişilerde bunu görmekteyiz.
Burada önemli olan aslında, W. Benjamin’in de dediği gibi sanatın kendine özgülüğünü ve eşsizliğini yitirmesi ve değerin pazardaki para cinsinden belirlenmesini ve bir topluluğun, toplumun günlük hayatta kendini ve kendinin olanı kendine ve tarihine göre üretebilmesi temelinde odaklanmaktadır. Zira sanatta önemli olan özgünlük, eşsizlik yerini evrenselin popüler olanın dayattığı bir sanat algısına bırakır. Burada popülerin karşıtı olan Anadolu kültürü, yani geleneksel müzik ya ortadan kaldırılır unutulur ya da “nostaljik geçmişe” dönüşte ölü hatıralar olarak medyada, tekrar öldürmek için canlı tutulur.
Türk pop müziğinin tarihsel süreç içinde yaşadığı serüvene kısaca ana hatlarıyla bir göz atacak olursak: Türkiye’de 1960 ve 70’li yıllar popta bir arayış dönemidir. Bu dönemde Türkiye’de pop henüz tam anlamıyla bir tüketim alanına dönüşmemiş ve popülerleşmemiştir. Pop müziği bir kent kültürünün ürünü olduğundan Türkiye’nin her alanına hemen yayılma imkânı bulamamıştır. Türkiye’de günümüzdeki anlamıyla bir pop müziği algısı 1980’ler de canlanmaya,1990’larda kendini belli etmeye ve 1990’lı yılların ikinci yarısından sonra özellikle de müziğin ticari olarak bir sektöre dönüşmesiyle ve klip endüstrisinin ortaya çıkmasıyla kendini gösterir. Bu süreçte müzik adına ortaya konan ürünlerde, müzisyenlerin hepsinde gördüğümüz ortak nokta ise hepsinin de Avrupa etnik müzik tarzından etkilenerek müzik ürünleri ortaya koyma gayesidir.
Araştırmamızda bu yönden önem arz etmektedir, Türk pop müziği algısının oluşumu ve bu süreçte müziğimize dolaylı olarak da dilimize ve içimize kadar işleyen batı değerleri ve/veya batının kendi dinamikleriyle oluşturduğu kaçınılmaz evrensel öğeler. Bugün Batının kendi değerlerinin etkisini sosyal yaşantımızın her alanında hissetmekteyiz. Ama biz bunu kendi müziğimizde gidebileceğimiz en üst seviyeye kadar götürmüş durumdayız. Bugün müziğimizin yurdumuzdaki sunumlarına baktığımızda, şunu görüyoruz: Müzik televizyonlarında bir şarkının videosu anons edilirken, ‘son zamanlarda çekilen hem sound hem de efect olarak en Avrupai kliplerden biri’ yada radyolarda söylenen ‘şimdi dinleyeceğimiz şarkı tüm zamanların belki de en marjinal en farklı pop-hip hop tarzda kuğl (cool) parçalardan biri’ gibi anonslardır.
Maalesef biz Batı karşısında kendimizi hep ezik büyütmüş olmalıyız ki kendimizi sürekli batıyla özdeşleştirmeye çalışıyoruz ve bunu yaparken de ne kadar kötü bir dil kullanıyoruz. Sözlerimizde, belleklerimizde kendimizi batılılaştırmak için resmen çırpınıyoruz, kültürümüzü, kendimizi, dilimizi nerdeyse cinsiyetimizi bile küreselleştiriyoruz; biz bunu dinlemiş olduğumuz müzikte gayet açık bir şekilde görebilmekteyiz. Aslında sorun belki de batılılaşıp da gelişeceğimiz yönündeki ortak toplumsal tavrımızdan kaynaklanıyor. Ama Ülkemizde yapılan bir araştırma sonucuna göre de en çok dinlenen müziğin arabesk olduğunu gösteriyor, daha doğrusu hepimiz pop dinliyoruz; ama çoğunluk olarak hem pop hem arabesk dinleyen bir toplumuz. Acaba biz ne istediğimizi mi bilmiyoruz, yoksa Batılılaşma uğruna kendimizi popa fazla kaptırdık da son çırpınışlarımız mı bunlar? Ya da birilerinin çıkıp da bizi yeniden manipüle etmesini mi bekliyoruz? Malum Türk insanı olarak çok alışkın olduğumuz bir durumdur bu. Klasik Türk insanı zihniyeti;
Her zaman yaşanan bir olay vardır ya hani siz de Toplumsal hayatta mutlaka şahit olmuşsunuzdur, belki de bizi en iyi özetleyen denklemdir. Buradaki olayın beş kahramanı vardır:
1- Herkes 2- Birileri3- Bazıları 4- Hiç kimse 5- BİRİ.
Herkes, her zaman Birilerinin çıkıp da, bir şeyleri düzeltmesini, Bazılarını kurtarmasını ya da sorunları çözmesini bekler; ama Hiç kimse, O BİRİ olmak istemez. İşte TÜRKİYE.
Ferhat SULHAN

2007/07 |