Elma! / Gülay IŞIK

 

 

 

Elma ağacı her bahçenin köşesinde ya da bir yol kenarında sessiz sedasız büyüyebilir. Toz ve çamur altında kalabilir. Siz varlığını bile unutabilirsiniz. Topladığı sineklerden ve arılardan şikâyet edebilirsiniz. Ama elma ağacının hayatınızdaki yerini yadsıyamazsınız. Elma ağacı çocukluk hatıralarında başrollerdedir hep. İlk tırmanışınızı, en yüksek dala çıktığınızdaki zafer nidalarınızı, ceplerinize, eteklerinize doldurduğunuz ve midenize indirdiğiniz ekşi hazzı, düşüp elinizi yüzünüzü yaralayışınızı, canınızın acısına rağmen hep nasıl gülümsediğinizi hatırlayın. Komşunun elmalarını taşlayıp sopa yiyenleriniz kaşlarını çatmış olabilir. En azından bir dahaki sefere daha hızlı koşmayı öğretmiştir size. Kundaktan çıkıp ana bağrından kopan her çocuğun onunla bir hatırası vardır. Dalına çaput bağlanır, sevdayla dalları tutuşur. Onun da anlatacak öyküleri vardır size.

Elma ağacını ilk günaha vesile olduğu için suçlayıp dışlayanlar olmuştur. O da bilmem bu günahın vebalinden mi dalları yere doğru eğik yaşayıp durur. Onun ne kadar içli bir ağaç olduğunu bilmezsiniz. Hâlbuki bunu o yapmasaydı başkası yapacaktı. Güzel kokusu, parlak kırmızı kabuğunun kışkırtıcılığı onun suçu değil. Biz yaratılanı sevdik yaratandan dolayı. Özünde onun cevherini taşıyordu. Her şey ondan gelme ve ona gidecekse ilk günaha, ilk baş kaldırışa vesile olmasından suçlayamayız zavallı elma ağacını. Resim sanatında, edebiyatta, heykelde elma hep günahı çağrıştırmış. Yasak meyve diye anılmış. Düşününce güzel şeyler de çağrıştırıyor. Aynı zamanda ilk hediyeydi de. Sevgiyi somutlaştırarak göstermek isteyen aciz insanın ilk hediyesiydi. Havva meyveyi dalından koparıp narin avuçlarından eşininkine bıraktığında tek istediği sevgisini göstermekti. Verdiği büyük sevginin karşılığını da aynı boyda almak istiyordu belki. (Aslında kadınların alış-veriş sevdasını bile buradan yola çıkarak açıklayabiliriz şansımızı zorlarsak.) Görünüyor ki kendimize illa ki suçlayacak birini ararsak Havva’nın üstünde daha çok durmalıyız. Kadının gücü ve önemi tartışılamaz. Biz birçok kavramı bu yüzden dişileştirmişiz; doğa ana, ana yurt gibi. Bir de yuvayı dişi kuş yapar ya da kadın erkeği vezir de eder rezil de gibi deyimlerimiz vardır ki devamını getirmeye kalksak sayfalar alır.

O ağaç cennetin eşsiz lezzetteki meyvelerinden belki de en basit olanı veriyordu. Bir köşede sessizce filizlenmiş, kök salmış, dallarını uzatmıştı. Belki de insanlık tarihini derinden sarsacağını o da bilmiyordu. Tarihin en çok satan hikâyelerinden birini yazacağını bilseydi farklı davranır mıydı acaba? Mesela köklerini topraktan çıkarıp yürüyüp gider miydi? Bugüne kadar herkes Âdem ve Havva’nın ilk günahlarını çevirip çevirip anlattı. Ama kimse öykünün asıl kahramanı olan ağacı anlatmamıştı. İş bu yazı o ağaca adanmıştır.

 

Gülay IŞIK