Güneş Rostock’taydı / Emre MAZLUMOĞLU

 

 

 

İnsanların ilk Dünya’ya gelişinden beri en temek hakkı soluk alıp, yaşayabilmektir. Yaşamın standartları ise ne yazık ki şimdiye kadar insanların karar verdikleri pozisyonda olamamıştır. İlk çağlarda buna doğa engel olurken, sonra feodalizmin ağaları, soyluları, sonraları kilise, din ve en sonda da para bu yaşam standartını etkileyen baskıcı olgular olarak karşımıza, insanlık onurunun karşısına çıkıp onunla bir savaşım içerisine girmişlerdir. Bu savaşım elbette milyonlarca insanın canına, kanına mal olmuş, onların doğuştan getirdikleri en temel hak olan “Yaşama” hakkına mani olmuşlardır. Buna karşılık insanların her çağda direnişi devam etmiştir. Doğaya karşı yeni buluşlar geliştirip doğaya hakim olma çabası, soylulara karşı toplanıp düzene son verme eylemleri, dine ve onun oldukça baskıcı otoritesine karşı bilimi ve fikri özgür kılma mücadelesi… Her çağda insanlar içlerinden gelen “Özgürlük” inisiyatifleriyle baskıya karşı direnip, yeni Dünya, ya da sistem yaratma çabası içerisinde mücadele edip, uğruna her şeyi göze almışlardır.

Bugüne baktığımızda ise Dünya üzerinde geleceğin gidişatına karar veren para ve onun sistemi olan kapitalizm bu baskıyı insanların iliklerine kadar hissettirecek kadar güçlü ve öldürdüğünü umursamayan bir katil kadar vahşi ve utanmaz bir şekilde Dünya üzerine çökmüş durumda. Dünya’ya yön vermek isteyen, zaten dolu ceplerini taşırmak isteyen bu sistemin dev ordusu bu sene zirvesini yapmak üzere Almanya’daydı. Toplantının konusu belliydi: Militarizmi nasıl daha fazla yere yayabiliriz, militarizmin sırtından yön verdiğimiz ekonomilere nasıl daha rahat sahip olabiliriz, sömürüyü nasıl daha fazla yayabilir, daha fazla ülkeye taşıyabiliriz, eşitsizliğin temel alındığı bu düzeni daha ne kadar kendi lehimize çevirebiliriz, zaten insanlarının açlıktan, susuzluktan ve sağlıktan öldüğü Afrika’yı nasıl daha iyi paylaşabiliriz? İşte tüm bu soruların ve benzerlerinin cevaplarını bulmak, tartışmak adına Amerika, Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa, İtalya, Kanada ve Rusya Almanya’da Rostock’ta bir araya gelmeye karar verdiler. Ancak önlerinde yine bir engel tüm onuruyla dimdik ayakta duracaktı: İnsanlık direnişi…

Protestolar için önceden hazırlanan ve Dünya’nın her yerinden gelen öğrenci, öğretmen, sanatçı, insana ve insanlığa sahip çıkıp gidebilen herkes 1 Haziran’da Rostock’ta buluştu. Hazırlıklar tüm hızıyla sürdü ve son yıllarda görülen en büyük direnişlerden biri için göstericiler yemin etti. İnsanlık kazanacaktı, ellerinde ki pankartlarla da amaçları ortaya çıkıyordu. Gösteriler sırasında en önde taşıdıkları pankartta şöyle yazıyordu: “Başka Bir Dünya Mümkün.” Evet, gerçekten de mümkündü, paranın hâkimiyetinin kırılıp insanların kendi yaşamlarına karar verebileceği Dünya mümkündü. Yoksulluğun, açlığın, sefaletin, savaşların, ölümlerin, bunalımların, eşitsizliğin ve Dünya üzerindeki tüm diğer kara bulutların yok olacağı, Güneşin her zaman utanıp, çekinerek değil de büyük bir gururla aydınlatacağı yeni bir Dünya mümkündü. İşte göstericilerde 1–8 Haziran arası hiç korkmadan, yılmadan bunu bütün Dünya’ya göstereceklerdi. Bunun için yemin etmişlerdi, çünkü “Başka bir Dünya kurulacaktı.”

Kapitalizmin silahları da insanlığa karşı hazırlanıyordu. Güç kendisindeydi ve biliyordu ki zora düşünce şiddet kullanmak yapısında vardı. Hayatlarını çaldığı insanlara işkence etmek ruhunu besliyordu. Gene yapacaktı, Almanya’yı insanlık onuru için çarpışanlar terk edinceye kadar onlara işkence yapacaktı. Alman polisi zirvenin yapılacağı yeri dikenli tellerle çevirdi ilk, bulunan bölgeye zirve boyunca tam bir Faşizm hâkim kılındı, insanlar adım adım takip edilebilmek için fişlendi, yasaklar konuldu, zengin patronların iyiliği için halka eziyet başladı. Kapitalizm bu gösterilerden o kadar korkmuştu ki takviye kuvvetlerle neredeyse kişi başına bir polis düşecek şekilde güvenlik önlemleri almıştı, üstelik panzerler ve diğer işkence aletleri akın akın bu bölgeye getirilmişti. Kapitalizm ezici üstünlüğü ve şiddet sevdasıyla iş başındaydı. Amaç yine her zaman yaptığı şeydi: Kan akacaktı, işkence edecekti. Söz konusu kapitalizmin çirkin çıkarları olunca ne insan hakları ne de Avrupa medeniyeti(!) önemliydi,  varsa yoksa önemli olan “Paraydı.”

İki tarafta hazırlanmıştı, saflar keskinleşince adeta sınıf savaşımı Almanya sokaklarında vücut buldu.  Zirve öncesi başlayan gösterilerde patronların kolluk kuvvetleri gaz bombalarıyla göstericileri dağıtmaya başladı, sonra coplarla saldırdılar, daha sonra da yerde yatanlara bütün güçleriyle vurduktan sonra bir bir gözaltına aldılar. Çirkin suratlarını ve vurmak için azgından akan salyalarını daha zirve başlamadan önce gösterip şiddet gösterilerine başlamışlardı. Ancak hafife aldıkları daha sonraları belli olacaktı; kolay değildi savaştıkları “İnsanlık onuruydu.”

Zirveye kadar gösterileri deva etti. Zirveden bir gün önce göstericiler inanılmaz bir gayretle havaalanı yolunu kapatmayı başarabildiler. Gösterdikleri gayret görülmeye değerdir. Panzerlerin, bombaların ve robocopların önünde dikilip yolu kapatmışlar ve uzun süre de kontrol altına almışlardı. Bu bile kapitalizm kuvvetlerini korkudan tir tir titretmişti. Güvenlik önlemleri arttırıldı ve şiddet daha da hâkim kılınmaya çalışıldı, gözaltı sayısı her gün artıyor, bedenler daha fazla copa maruz kalıyordu gün geçtikçe. Zirve başladıktan sonra ise bu çarpışma iyice belirginleşmeye başladı, Avrupa bu haberlerle çalkalanıyordu. Bir haber kanalı olanları 5 Haziran günü şöyle anlatıyordu:

“Cumartesi Rostock`da g8`e karşı yürüyüşte 80 bin kişi vardı. Yürüyüşün bitip de mitingin başlayacağı limanın girişinde polis saldırdı, saldırıya direnişle karşılık verildi. Alman polisinin her büyük yürüyüşteki taktiğiyle kitleyi bölmeye çalıştılar. Çeşitli ülkelerden anarşistlerin ve Almanya’dan otonomların maskelenmiş olarak yürüdüğü kara blok öncelikle ve özellikle saldırıya uğradı. Zincirlenerek kenetlenen insanlar polisin bloğu bölmesini engellediler, ardından tas ve sopalarla polisi geri püskürttüler. Uzun süren bir karşılıklı saldırıp geri çekilme sürecinden sonra polis tamamıyla geri çekilmek zorunda kaldı. Bu arada sahnede konser ve konuşmalar sürüyordu, büyük bir kitle sahnenin önünde toplanmıştı. Bir kaç saldırı daha geçiştirildikten sonra anarşistler saldırmaya karar verdiler ve 200 kişilik bir kara blok bir kaç semtte dolaşarak banka ve emlakçı gibi yerlerin camlarını kirdi, bir polis arabası yakıldı. Polis yeniden saldırmaya başladı, geri püskürtüldü, pek çok kez göz yaşartıcı gaz atıldı, büyük bir kısmı polise iade edildi. Yakılan polis arabasını söndürmek üzere gelen itfaiye arabalarına dokunulmayacaktı aslında ama itfaiye çevresindeki eylemcilere tazyikli su sıkmaya başlayınca ve protestolara rağmen durmayınca, dört itfaiye arabasının da camları indirildi. Bir kaç saat sonra 6 su panzeri ve her yandan polislerin eylemcileri sararak saldırmasıyla miting bitti. Birçok eylemci ve polis yaralandı; polisler gözaltına alınanların avukat grubuna ulaştırılmak üzere adlarını bağıramayacakları şekilde boğazlarından sıkarak sürüklediler. 182 kişi gözaltına alındı. Cumartesinden bugüne kadar toplam 322 gözaltı oldu. 10 kişi halen tutuklu. Gözaltındakilerin çoğu 20 yaşlarında gençler. Perşembe günü için tasarlanan bütün yürüyüş ve toplantılar halen yasaklanmış durumda. Legal bir yürüyüş güzergâhı için pazarlıklar sürüyor. Kamplar ve kamplardan Rostock´a yolculuk sırasında trenler dün ve bugün polisin baskısına maruz kaldı. Üst aramalar ve kontroller saatlerce sürdü.”

Rostock bu ay direnişteydi. Avrupa kapitalizme, sömürüye karşı böylesine bir mücadele verdi. Patronların ve emperyalistlerin bütün bedenlerine korku saldı. “Sol”un hiçbir zaman bitmeyeceği ve kapitalizmle doğru orantılı olarak öfkeleneceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdiler.

Güneş 1–8 Haziran arası bütün mağduriyetiyle Rostock’taydı.