İletişimsel Eylem ve Toplumsal Tahammülsüzlük / Ferhat SULHAN

 

 

 

Burada öncelikle İletişimsel eylemin rasyonalite bağlamında bir değerlendirmesi yapılarak, genel bir tanımı verilecek, sonrasında İletişimsel eylem kuramının Türkiye örneğinde toplumsal tahammülsüzlük olgusuyla açıklaması yapılacaktır.Habermas ilk araştırma programında, eleştirel bir teorinin teorik ve pratik boyutlarıyla ilgilenmiştir. Habermas’ın hâlihazırdaki araştırma ilgileri, rasyonalite sorununun üç boyutta ortaya konulduğu bir iletişimsel eylem teorisi aracılığıyla ifade edilmektedir. Birinci boyutta rasyonalite, hermeneutik ve analitik dil felsefesi tarafından sunulan rölativizm çerçevesinde ele alınır. Eğer her kültür rasyonaliteyle ilgilenmek üzere kendi ölçütüne sahipse, rasyonalitenin evrensel standartları nasıl kurulabilecektir? İkinci boyutta rasyonalite insan davranışının mahiyetiyle ilgilidir: toplumsal eylemlere, rasyonaliteyi nasıl atfedebiliriz? Üçüncüsü Habermas, toplumsal bütünlüğün farklı alanlarına rasyonalizasyonun nüfuz etmesinden başka bir anlama gelmeyecek olan, toplumsal rasyonalite ideasıyla ilgilidir.

İletişimsel eyleme bakacak olursak, İletişimsel eylem söz eylemleriyle örtüşen değil; ama onlarla koordine edilen bir etkileşimler tipini tanımlar. Yani, İletişimsel eylem bir ortaklaşa yorumlama sürecine dayanır, bu sürece katılanlar sözcelerinde konusal olarak üç bileşenden yalnızca birini vurgulasalar bile, nesnel, toplumsal, öznel dünyalara aynı anda göndermede bulunurlar. Bu sırada konuşucu ve dinleyici, söz konusu üç dünyanın bağlantı dizgesini, içinde eylem durumlarının ortak tanımlarını yaptıkları yorumlama çerçevesi olarak kullanırlar. Bir dünyadaki herhangi bir şeyle doğrudan doğruya bağlantı kurmazlar, tersine sözcelerini, geçerliliğine, bir başka aktör tarafından itiraz edilmesi olasılığına görelileştirirler. Birbirini anlama iletişime katılanların bir sözcenin geçerliliği hakkında birleşmesi anlamına gelir; karşılıklı bir anlaşmaya ise konuşucunun bu sözce için öne sürdüğü geçerlilik iddiasının özneler arasında kabul edilmesidir.

Habermas’ın evrensel pragmatik teorisi ve iletişimsel eylem kategorisi üç boyutu da kapsayan bir bağlam sunar ve bu bağlam, konuşma ve eylemin “Evrensel-pragmatik altyapısını” inşa edecek genel bir iletişim teorisini; bir iletişimsel ehliyet teorisi formunda genel bir toplumsallaşma teorisini; kültürel geleneklerde öznel olarak niyetlenilen ya da açık olarak eklemlenenin ötesine gidecek nesnel bağlantıları kavramayı mümkün kılacak bir toplumsal sistemler teorisini; yorumlamanın (ya da eleştirinin) nesnesinin ve yorumlayıcının (ya da eleştirmenin) tarihsel konumlarının sistematik bir yeniden inşasını mümkün kılacak bir toplumsal evrim teorisi kapsamaktadır. Bir hermeneutik miras olarak toplumsal hayatta karşılıklı anlamanın ve anlaşmanın önemi, bireyler arasında birbirlerini anlama zemini yaratmaya yönelen pratik istem düşüncesini ortaya koymasından ötürü Habermas tarafından bilhassa vurgulanmaktaydı. Evrensel pragmatik teorisi mümkün karşılıklı anlaşmanın şartlarını sunmaktadır: Dil anlamanın özgül bir vasıtasıdır; çünkü dil, ya da bundan öte bir dili etkili bir şekilde kullanma yetisi, öncelikle karşılıklı anlaşma olarak kavranılan ve rasyonalite olarak adlandırılan iletişimi, iletişimsel eylemin varlığını gerektirmektedir. Aklın iletişimde konumlandırılmış olmasının aklın kendisinin iletişimsel olarak nitelendirilmesini haklılaştırmayacağı da unutulmamalıdır.

Bu iletişim anlamanın bilgisine sahip olmalıdır. Gerçekte ne zaman ‘rasyonel’ ifadesi kullanılırsa, orada ‘rasyonalite ve bilgi arasında yakın bir ilişkinin olduğuna’ hükmedilir.

Bu ifadeyi belli bir davranış biçimi ve bu biçimin kavramsal belirlenimini anlatmak üzere de kullanabiliriz; ya rasyonel olarak davranıyoruzdur ya da davranma biçimimizi tasvir etmek üzere rasyonel bir argümantasyona başvuruyoruzdur. Rasyonalitenin bilişselci versiyonu, teleolojik eylemdeki bilişsel araçsal rasyonalite biçiminde ya da içerisinde iddialar barındıran bir konuşmadaki iletişimsel rasyonalite biçiminde olabilir. Bilgi ya araçsal tahakküm ve denetim formunda ya da iletişimsel anlama olarak kullanılabilir. İletişimsel olarak davranan herkes evrensel geçerlilik iddiaları ortaya koymalı ve bunların yanlışlanabileceğini varsaymalıdır. Rasyonel olmak, geçerlilik iddialarına sahip olmak ve bunların aynı türden başka iddialarla yarışacağını kabul etmek demektir.

Bir kişinin ahlaki ya da sözel önermeler kadar olgusal hakikat alanını da göstermeyi amaçlayan bir anlamaya varmak üzere ortaya koyduğu geçerlilik iddiası, aynı zamanda bu kişinin anlaşılabilir bir şeyi dile getirmek; anlamak için bir şeyi sunmak; dolayısıyla kendisini anlaşılabilir kılmak ve başka bir kişiyle anlaşmaya varmak iddialarını da içerir. Bir karşılıklı anlamaya varma hedefi, mukabil anlamanın özneler arası karşılıklılığında, paylaşılan bilgide, karşılıklı güvende ve bir diğerine uymada sonuçlanan bir anlaşma yaratmalıdır. Anlaşma, mukabil kavranabilirlik, hakikat, doğruluk ve haklılığa yönelik geçerlilik iddialarının tanınmasına bağlıdır, İlave olarak, iletişime katılan iki taraf dünyadaki herhangi bir şey hakkında bir anlayışa varmalılar ve böylece niyetlerini bir diğeriyle anlaşılabilir hale getirmelidirler.

İletişimsel eylemin nihai hedefinin anlama temelinde bir açıklama olduğunu biliyoruz, iletişimsel eylemin bu karakteristik özelliğini gözümüzün önüne getirdiğimizde, benzer görüşlerde bulunan diğer düşünürlerin de olduğunu görmekteyiz; Hanna Arent’ın uzlaşım yönelimli eylemi, Gadamer’in ufukların kaynaşması, Hegel’in törel ilişki kavramı. Hegeli ele alacak olursak, Hegel törel ilişkiyi sevenlerin birbirlerine olan ilişkilerinde anlaşılır kıldı. Sevgide ayrık olanın hala olduğunu; ama bunun ayrık olan şeklinde değil sürekli, canlı bir bütünsellik içinde anlaşılır bir ayrık olduğunu savunuyordu. Hegel jena konferanslarında, sevgiyi, kendini başkasında bilen bilme olarak açıklar. Farklılıkların birleşmesinden çift anlamla karakterize edilen bir bilgi ortaya çıkar. Her biri kendini ötekinin karşısına koyduğu yerde ona eşittir. Bu yüzden kendini ötekinden ayırt etmesi, kendini onunla bir tutmasıdır ve aynı zamanda bilmesidir de; çünkü kendini onun karşısına koymak için onu eşitliğe getirir veya bunu ötekinde kendini gördüğü gibi kendisi olarak bilir.

Gerçi Hegel, genelin ve tek olanın bir özdeşliği olarak ben kavramının bağlı olduğu kendini-başkasında-algılama ilişkisini, özneler arasındalığın doğrudan doğruya, birbirlerinin karşısına düşen öznelerin tamamlayıcı uyuşması ile güvencelenmiş ilişkileriyle açıklamaz, daha çok bir devinimin sonucu olan sevgiyi, geçmiş bir çatışmanın uzlaşması olarak, gösterir. Karşılıklı kabul edilmeye dayanan bir ben-özdeşliğinin özgün anlamı ancak karşı karşıya konulmuş öznelerin tamamlayıcı birleşmesinin diyalogsal ilişkisinin aynı zamanda bir mantık ve bir yaşam praxisi ilişkisi anlamına geldiği bakış açısıyla ortaya çıkar. Bu, kendini, Hegel’in karşılıklı kabul edilme kavgası başlığı altında geliştirdiği törel ilişkinin diyalektiğinde gösterir. Diyalog halinin bastırılması ve yeniden oluşturulmasını, törel ilişkininki olarak yeniden kurar. Kendi başına diyalektik adını alabilecek olan bu devinimde şiddet yoluyla parçalanmış iletişimin mantıksal ilişkileri, kendileri pratik şiddet uygularlar. Ancak bu devinimin sonucu şiddeti ilga eder ve diyaloga dayanan kendini-ötekinde-bilmenin teklifsizliğini oluşturur: uzlaşma olarak sevgi. Teklifsiz özneler arasındalığın kendisi değil, onun bastırılmasının ve yeniden oluşturulmasının tarihi diyalektiktir. Diyaloga dayalı ilişkinin oluşması, bölünmüş simgelerin ve cisimlendirilmiş yani iletişim ilişkisi içine çekilmiş, daha çok öznelerin sayesinde geçerli olan ve böylece aynı şekilde etkili olan mantıksal ilişkilerin nedenselliğine bağlıdır. Habermas iletişimsel eylemi şöyle betimler: İletişimsel eylemden, simgelerle sağlanan bir etkileşimi anlıyorum. Bu eylem karşılıklı davranış beklentilerini tanımlayan ve en azından iki eyleyici özne tarafından anlaşılmış ve kabul edilmiş olmaları gereken, zorunlu geçerli normlara uyar. Toplumsal normlar yaptırımlarla güçlendirilmişlerdir. Anlamları gündelik dildeki iletişime yansır.

İletişimi ve iletişimsel eylemi Manipüle etme noktasında toplumsal normların rolü yaşanacak kadar etkili, görülebilecek kadar da barizdir aslında, anlamak isteyen için tabi. Örn. Gündelik dilde teknik kuralların ihlal edilmesi sonucunda kişi beceriksiz davranmış olur ve başarısız olarak nitelenir; fakat toplumsal normlara uygun davranmadığında, geçerli normları çiğneğinde sadece başarısız olarak nitelenmekle kalmaz aynı zamanda sapkın birey olarak da nitelenir. İletişimsel eylem diğer eylem türlerinden farklılığını, tam bu noktada çok açık ve net biçimde bize göstermektedir; çünkü bireysel eylemler, eylem türüne göre kategorilendir ilmelidir. Kişinin gerçekleştirdiği eylemin gerçek nedenini görememek, eylemi anlamamaktır. Bu bir kayıptır ve artan kayıplar da bir süre sonra toplumsal tahammülsüzlüğü tetikleyecek bir sertleşme eğilimi olarak karşımıza çıkabilir. Mesela Biz Neden tahammül edemeyiz? Neden çevremizde gelişen olaylara karşı aşırı tepki veririz? Neden insanların birtakım farklı özelliklerinin olduğunu, onları olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini düşünür, hatta bazen mecbur kalıp söyler; ama bir türlü gerçekleştirmeyiz. Neden bugün tahammülsüzlük toplumda bu kadar had safhadadır? Sizler tahammül edebiliyor musunuz? Bu tahammülsüzlüğe.

İletişimsel eyleme geri dönecek olursak, İletişimsel eylem, bütünüyle bağımsız ve ayrı bir toplumsal eylem türüdür. İletişimsel eylemin en son amacı başkalarını etkilemek olarak dile getirilemeyeceği gibi bu eylem türü salt başkalarını etkilemek yoluyla da gerçekleştirilemez. O nedenle daha çok dünyadaki herhangi bir şey üzerine uzlaşıma varma, bu konuda karşılıklı anlamaya ulaşma çabası olarak anlaşılması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında bütün eylem türleri eninde sonunda amaç yönelimlidir; iletişimsel eylemde ise ulaşılmak istenen tek amaç, karşıdaki kişi ya da kişilerin yaşam dünyalarına değinerek, onlarla işbirliği yaparak, beraber yürütülen yorumlama süreci yoluyla ortak bir anlayışa varmaktır, Bu durumun karşı bir görünümünü hayatımızın hemen hemen her alanında (tek ya da grup olarak günlük hayatta insanlarla ilişkilerimizde, spor müsabakalarında, sanat alanında, müzik, eğitim, siyaset vb.) alanlar üzerinden somutlaştırabiliriz.

Bugün ülkemizde siyaset kurumunu ele aldığımızda, Siyasetten topluma yayılan tahammülsüzlüğün giderek toplum içinde bireylerin kendi arasında birbirlerinin farklılığına duyulan nefrete dönüştüğünü görmekteyiz. Günlük hayatımızda insan ilişkilerimizde, modernitenin bize dayattığı yaşam biçiminde, hep bir adım önde olma tutkusu, hep daha fazlasını istemek ve sahip olma güdüsü, giderek daha da doyumsuz bir toplumsal zihniyetimizin oluşmasına neden olmakta. Sanat alanında kalıcılık, eşsizlik, estetik değil de birbirine üstünlük sağlama yarışlarının daha önemli olmasında popülist yaklaşımlarla ben merkezci bir anlayışla sanat ürünlerinin ortaya konmasında; sportif alanda özellikle de futbolda, sporun karşılıklı bir etkileşim değil de karşılıklı bir savaşmış gibi gösterilip maç içerisinde ve sonunda tarafların birbirine verdiği tepkiler; eğitim alanında t.v haberlerinde sıkça görmeye başladığımız öğretmenlerin tartaklanması, hatta öğrencisi tarafından öldürülmesi vb. Kısacası bunu toplumun hemen hemen her kesiminde (öğrencinin-öğretmenine, siyasetçilerin, futbolcuların, taraftarların, sanatla ilgilenenlerin, birbirlerine, hedef kitlelerine karşı ve etkileşimlerinde) açık ve net olarak görebiliyoruz. Yani aynı dili konuşan, aynı otobüslere binen, aynı sokaklarda yürüyen, alışveriş yaptıkları marketleri aynı olan, kısacası hayatın pratik realitelerini birlikte yaşayan; esasen gerçek sevinçleri gerçek hüzünleri birlikte paylaşan insanlar nasıl olup da birbirinden bu kadar hazzedemeyecek bir konuma geldiler. Son olarak sizlerden bir şey isteyeceğim, yaşamın sizi intikam alınacak kadar acımasız ve gaddar; intikam alacak kadar da basit, ucuz ve sıradan yapmasına izin vermeyin.

Ferhat SULHAN