Nietzsche ve Ateizm / Mehmet BERK

 

 

 

Bu konuyu tartışabilmek için, öncelikle ateizmin tanımı konusundaki yorumları gözünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü ateizm, ateist ekolün savunucuları tarafından hep farklı tanımlanmış ve anlaşılmıştır.

Fazla derine inmeden, yüzeysel olarak şunu diyebiliriz ki ateizmin tanımı konusunda iki farklı görüş vardır;

1-Ateizm; her türlü Tanrı inancını topyekün reddeden, yadsıyan felsefi ekoldür.

2-Ateizm; Teistik düşünüşü reddeden ve Teizm’e karşı konulmuş bir tepki felsefesidir. (Böylelikle Panteizm, Deizm, Panenteizm, Agnostisizm gibi din karşıtı felsefeler de Ateizm’in içinde yer almış olur)

İlk tanımı ele alırsak, Nietzsche Ateist değildir. Fakat ikinci tanımı kabul edersek, Nietzsche Ateist’tir. Bu sebeple Nietzsche’nin Ateizm ile olan ilişkisinde bu konu önemlidir.

Ben, Ateist’lerce en çok kabul gören tanımı, yani birinci tanımı “önsel” olarak kabul edip, bu bağlamda Nietzsche’nin Ateist olup olmadığı konusuna açıklık getirmek istiyorum.

Nietzsche, pek çok yorumcuya göre ateist ekolün en iyi savunucularından biridir. Pek çok felsefe ve araştırma kitabında, hiç sorgulanmadan böyle kabul edilir.

“Tanrı Öldü” sloganının yanlış yorumlanması ve Ateizm kavramının tanımı konusundaki çelişkiler, yorumcuları çoğu zaman Nietzsche’nin Ateist olduğu sonucuna ulaştırmıştır. Hâlbuki Nietzsche, hiç bir yerde ve hiçbir zaman Ateist olduğunu bildirmemiştir. Hatta ve hatta Tanrı’nın varlığı ve yokluğu konusunda herhangi bir yorumda bulunmamıştır.

Nietzsche, din konusunda ise teistik ve nihilist değerler taşıyan tüm dinleri reddeder ve onları küçümser. Nietzsche, insan ve hayatın yüceleştirilmesi yolunda etkili olan dinlere ise saygılıdır ve onları erkekçe bulur.

İnsanı sürüleştiren, onları ehlileştiren dinler, Nietzsche göre yok edilmelidir. Öte dünya gibi safsatalarla insanların gerçek hayatı yadsımalarına sebep olan nihilistik düşünceler, Nietzsche’nin savaş açtığı konuların en başında gelir.

Özellikle de Nietzsche, Hıristiyanlığın en baş düşmanıdır. Deccal adlı eserine bu dine lanetler yağdırır ve sertçe eleştirir. Bu eleştiri o kadar etkilidir ki, Deccal adlı eseri, çoğu zaman tüm dinlere bir başkaldırı olarak lanse edilmiştir ve o şekilde anlaşılmıştır.

Hâlbuki Deccal adlı eserinde şu cümlelere rastlarız;

“Bizi farklı kılan şey, tarihte, doğada veya doğanın arkasında hiçbir Tanrı’yı tanımamamız değildir. Bizi farklı kılan, Tanrı diye hürmet edileni Tanrı’ya benzer bulmamamızdır.”

Bu cümleler, Nietzsche’nin Tanrı düşüncesine topyekûn karşı çıkmadığını kanıtlar. Çünkü Nietzsche, böylelikle Tanrı düşüncesi üstüne düşünülmesi ve onun anlaşılması konusunda açık kapı bırakır.

Örneğin “Güç İstenci” adlı yapıtının 1037.aforizmasında şöyle der;

“Tanrı kavramından en yüksek iyiliği uzaklaştıralım- O, bir Tanrı’ya layık olmayandır. Biz bu kavramdan en yüksek bilgeliği de uzaklaştıralım-Bu, Tanrı kavramından, Tanrı’dan bir bilgelik ucubesinin ürünü olan bu akıllılığa sebep olarak filozofların kendini beğenmişliğidir. O, onlara mümkün mertebe eşit görünmelidir. Hayır! Tanrı, en yüksek kudrettir. Bu yeter! O’ndan her şey ortaya çıkar, O’ndan dünya ortaya çıkar.”

Görüldüğü üzere Nietzsche, Tanrı düşünüşüne topyekûn karşı çıkmaz. Nietzsche’yi ilgilendiren konu, Tanrı’ya verilen değerdir. Bu değer, hayatın olumlanması ve yüceleştirilmesi ise Nietzsche Tanrı’ya inanır. Eğer Tanrı gerçek hayatı yadsıyıp, hakikati öte dünyalara taşımaktaysa Nietzsche, bu Tanrı’ya lanetler yağdırır.

Kısacası Nietzsche’nin Tanrı ile bir alıp veremediği yoktur. Alıp veremediği, savaş halinde olduğu, nihilizme yol veren Tanrı düşünüşüdür.

Bu açıklama ve alıntılardan sonra, akla şu soru gelir; Nietzsche’nin herhangi bir dini düşüncesi var mıdır? Ya da tarihte ismi geçen herhangi bir Tanrı’ya inanır mı?

Nietzsche, Hıristiyanlık gibi dinlere lanetler yağdırırken dikkatlidir. Her ne kadar yanlış anlaşılacağını bilse de, kendi tabiriyle hayatını yadsımayan, yani “erkekçe” olan dinleri kutsallaştırır ve bir Tanrısallık atfeder.

Nietzsche, daha önceki yazılarımda da sıklıkla belirttiğim gibi, Sokrat öncesi Yunan felsefesine derin bir hayranlık duyar. Onları gerçekçi bulur. Tanrı anlayışlarından yaşayışlarına kadar olumlar.

Apollon ve Dionysos Tanrı’larının anlamca açılımını yaparak , “yaratı” kavramının temeli haline getirir. Her fırsatta, özellikle de Tanrı Dionysos’a bağlılığını dile getirir. Mesela şu alıntıyı dikkatle inceleyelim;

“Biz, tekrar ahlaktan arıtılmış olan dünyada yaşamaya cesaret eden az ve çok sayıdakiler; Biz putperestler! İnanca göre; Olasıdır ki biz, pagan inancın ne olduğunu ilk kavrayanlarız. İnsanın kendisi için daha yüksek varlıklar tasarlaması, lakin O’nu iyinin ve kötünün öte yanında görmesi söz konusudur. Her yüksek olmanın, ahlaksız olarak takdir etmek mecburiyetinde kalınması sözkonusudur. Biz , “Olimpus”a inanırız! Çarmıha gerilene değil!” (Güç İstenci, 1034)

Burada açıkça ve net bir şekilde Nietzsche kendisini “pagan / putperest” olarak tanımlıyor.Lakin Paganlığın tanımında ilk bulanların kendileri olduğunu söylüyor.Görülen o ki Nietzsche ne kadar pagan olduğunu vurgulasa da, paganizmin tanımı konusuna özenle dikkat çekiyor.

Kısacası Nietzsche, paganın tanımına farklı anlamlar yüklediği, her ne kadar pagan olduğunu söylesede, paganizmin bizim bildiğimiz anlamda olmadığını söylüyor.

Bunu, başka bir alıntıyla pekiştirmek istiyorum;

“Tipik dindar bir insanın decadence’nin bir şekli olup olmadığını belirlemek için ( bütün yenilikçiler kasvetli ve saralıdır) iki tip; Dionysos ve Çarmıha gerilen; ama biz burda bir başka tür dindar insanı ihmal etmiyor muyuz? Yani paganı… Pagan mezhebi, hayata şükretme ve onu tasdikin bir şekli değil mi? Bunun en yüksek temsilsici hayatın savunulması ve tasdiki değil mi? Sağlam yaratılmış tür ve vecd ile taşan ruh! Bu ruh türü ki, varoluşun tezatlı ve şüpheli vechelerini kendine alıp kurtarır. İşte burada yunanlıların Dionysos’u nu ortaya koyuyorum: Hayatın dindarca tasdiki… Çarmıha gerilene karşı Dionysos’u!”

Nietzsche, özellikle de yukarıdaki alıntıda paganizmin tanımını açıkça dile getirmiş, iddialı bir şekilde Dionysos’u Tanrı ilan etmiştir. Artık diyebiliriz ki Nietzsche pagandır ve kendi tabiriyle “Dionysos’un müridi”dir. Nietzsche, Dionysos’un müridi olduğunu çeşitli eserlerinde belirtmiş ve tartışma konusu olmuştur.

Tekrardan ateizm konusuna dönmek istiyorum. Yazıya başlarken, Ateizm konusundaki tanım farklılıklarına dikkat çekmiş ve 1. tanımı, ateist ekolün genel savunucuları tarafından kabul edildiğinden önsel olarak almıştım.

Nietzsche, öğretisinin en keskin noktalarından biri olarak “sonsuz dönüş”ü kaydetmiştir. Sonsuz dönüş, üstinsanın hayatı olumlaması için gerekli bir kabuldür. En uç şekilde kadercilik olarak tanımladığı ve bildiğimiz kadercilikten ayırdığı bu düşünce, Nietzsche’nin en temel düşücelerinden biridir.

Bu düşünce, Dionysos-vari bir şekilde hayatın onaylanmasıdır. Başka bir alıntıyı dikkatle incelemenizi istiyorum;

“Dionizik kelimesinin manası şudur: Birliğe itilim duygusu, kişiliğin, günlük olanın, toplumun ötesine, geçicilik uçurumunun ötesine uzanmak: Karanlık, daha dolu, daha değişken hallere doğru, ihtiraslı, acılı dolup taşma; hayatın topyekün karakteri olan, hep aynı kalan, aynı derecede güçlü, haz dolu olanın vecd ile onanması, hayatın en korkunç ve şüpheli niteliklerini kutsayıp iyi gören, neşe ve elemin, panteistce birlikte kabulü; çoğalmaya, verimliliğe, tekerrüre, ebedi istem; yaratmanın ve yok etmenin zorunlu birliği duygusu.”

Nietzsche, burada görüldüğü gibi Dionizik, yani Dionysos-vari kelimesinin anlamında, kısacası, hayatın topyekün ve panteistçe onaylanması sonucuna varmış.

Üstinsanın Dionizik eylemlerinde, kamutanrısal / panteistik olarak sonucu rahatlıkla çıkarılabilir çünkü Üstinsan, Nietzsche’nin tanımıyla Dionysos-vari bir şekilde dans etmektir.

Konuyu en temelden toparlarsak, şunu diyebiliriz ki Nietzsche, Panteistik bir pagan mistisizmini savunur ve Tanrı Dionysos’a inanır.

Mehmet BERK