Normallik Kavramı Üzerine / Gizem SÖNMEZ

 

 

 

Normallik kavramı; bilinen en genel anlamı ile normlara uygunluk, olağan ve alışılmış davranışlar biçimi olarak açıklanabilir. Bahsedilen normlar da toplum tarafından belirlenmiş ve çoğunluğun uyduğu kurallar bütünüdür. O zaman denilebilir ki, çoğunluğa uygun olan normal, geri kalanı ise anormallik olarak adlandırılır.

Birçok düşünür normallik kavramını irdelemiş; fakat yine de eksiksiz bir tanım ve açık bir anlatım bulunamamıştır. Günlük dilde kullanılan normal kavramı ise belirsizdir ve kişiye “neye göre, kime göre normal” sorularını sordurmakta, bu soruların ardında normallik kavramını sanılan pozitif anlamının dışında negatif bir anlama taşımaktadır.

Toplumdan topluma değişebilen bu davranış biçimleri; bir toplumda kabul gören ve normal olarak adlandırılan davranışların, diğerinde anormal olarak nitelendirilebilir olması normallik kavramını tartışmaya açık ve belirsiz bir hale getirir. Ayrıca “normal” durağan değil, değişkendir. Zamanla çoğunluk tarafından kabul gören davranışlar değişirse yerlerini yenileri alacak ve yine normallik kavramı farklı kurallar bütününü kapsayacaktır.

Kavramı biraz daha aydınlatmak için psikiyatrinin normallik kavramı üzerine görüşlerini ele almak yerinde olur sanıyorum. Psikiyatri her ne kadar normal dışı davranışlarla ilgilense de, normallik kavramı son yıllara kadar ele alınmamıştır. Önceleri, sadece aşırı davranışlar normal dışı sayılırken, geri kalanlar normal olarak adlandırılmış, olması gerekenin ne olduğu sorusu göz ardı edilmiştir.

Koruyucu ruh sağlığı programlarının gelişimi ile neyin korunması gerektiği önem kazanmıştır. Ama kesin sınırları olmayan normallik kavramını tek bir tanımla açıklamak mümkün olmadığından, Offer ve Sabshin 1974 de konuyu 4 yönden ele almış ve ayrı tanımlar getirmişlerdir:

1-                 İlk görüş, normalliğin sağlıklılık durumu olduğu yönündedir. Sağlıklı insan tanımlaması da kişinin fazla bir acısının ya da rahatsızlığının olmaması şeklindedir. Ayrıca normallik çoğunluğu temsil ederken, anormallik küçük bir bölümü oluşturur bu tanıma göre.

2-                 İkinci yaklaşımda normallik kavramı yok sayılır ve normalliğin olamayacağı savunulur. Çünkü normallik organizmanın tüm bölümlerinin uyumu ve dengesi ise bu durumun gerçekleşmesi imkânsızdır. Freud da bu görüşe katılmış ve “ normal bir ego, genel olarak normallik kavramı gibi, hayal ürünü bir beklentidir” sözü ile normalliği yadsımıştır.  Günümüzde bu görüş psikanalistler tarafından da desteklenmektedir.

3-                 Üçüncü görüş normallikle ortalamayı aynı yerde görür. Orta derecede uyum sağlamak ve çoğunluk tarafından kabul edilen davranışları göstermek normallik kabul edilir. Çoğunluğun dışına çıkıp, toplumun alışık olmadığı davranışlarda bulunmak ise olağandışıdır ve istenilmeyen davranış biçimleridir.

4-                 Son yaklaşımda normallik bir süreç olarak görülür.  Organizmadaki gözlemlenen değişiklikleri ve süreçleri vurgular. Sistemlerin ortak etkileşimi ve biyolojik, psikolojik, toplumsal değişkenlerin uyum içinde işlevlerini sürdürebilmesidir. Bu tanımda ise normallik kavramı açıklanmış; fakat bu uyumun nasıl sağlanacağı kesinlik kazanmamıştır. (Engin Geçtan - psikodinamik psikiyatri ve normal dışı davranışlar)

Tanımları verdikten sonra psikiyatrinin normallik kavramına atfettiği kavramlara da bakacak olursak; uyum, yeterlik ve zorlamalarla baş edebilmek bunlardan bazılarıdır. Bu kavramlar her ne kadar normalliği belirlese de insanların yaşanılan durumlara karşı tepkilerinin farklı olacağı ve spesifik yönleri göz ardı edilmemelidir. Belirli bir kalıp belirleyip kişiyi ona uygun davranmaya zorlamak o kişinin bireyselliğini yok etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Açıkça görülüyor ki, normallik kavramı henüz açık bir anlatıma sahip değildir, belki de kesin sınırları hiçbir zaman çizilemeyecektir. Peki, neden önemlidir bu kadar normallik kavramı neden bireylerden topluma uygun davranışlar beklenir? Akıl sahibi birey, düşünme ve sorgulama yetileri ile kendini gerçekleştirebilecekken, ondan çoğunluğa uygun davranışlar beklenmesi kişinin bireyselliğini yok etmez mi?  

Normalliğin önemi kişinin korkularından gelir. Her insan kabul görme ihtiyacı içindedir. Kabul görülecek yer de kişinin içinde yaşadığı toplumdur ki; ancak bu şekilde kişi kendini güvende hisseder. Kabul görme ihtiyacının nedeni ise yalnızlık korkusudur. Yalnızlıktan korkan kişi, kendinden ödün verir ve toplumun öne sürdüğü kurallar bütününü içselleştirir. Aksi durumda toplumla ters düştüğünde çoğunluk tarafından reddedileceği düşüncesi kişiye dayanılmaz geleceği için bireyselliğini bir yana bırakır. Özgüvenin oluşumu da normalliğe bağlıdır; çünkü kişi kabul ve değer gördüğü sürece kendine güven duyabilecektir.

Çoğunluk için normallik kavramı önemli olsa da, bu kavramı reddeden kişiler de vardır. Özellikle sanatçılar, düşünürler ve yazarlar toplumsal onayı önemsemezler. Nasıl ki ortalama insan yalnızlıktan korkuyorsa, bu kişiler için yalnızlık da korkutucu değil çoğu zaman yaratıcılıklarını ortaya çıkaran ve verimli kullandıkları zamanlardır. Kabul görme kaygısı gütmeyen kişiler gerçek benliklerini ortaya çıkarabilir, kendi değerlerini diğerlerinin düşüncelerinde aramazlar.

Normal insan, özel durum ortaya koyamayandır. Oysa özel durum denildiğinde kişiliğin diğerlerinden farklı olan renkli yönleri ve yaratıcılığı akla gelir. O halde diyebiliriz ki normal olan yaratıcılıktan da yoksundur; çünkü yaratıcı olmak kalıpların dışına çıkmak ve sınırları zorlamakla eşanlamlıdır.  Bu nedenle sanatçı ve düşünür toplumsal kalıpların dışında yaşamak zorundadır; çünkü normal olan yaratamaz, yaratımın önündeki en büyük engel uyum sağlama çabasıdır. Kişi uyum sağlamaya çalıştıkça kendi benliğinden uzaklaşacak, yaratıcılığı da yok olacaktır.

Kısacası normallik ortalama bir tavırdır. Ortalamanın dışında kalanlar ise her zaman toplum tarafından dışlanmaktadır. Ortalamanın dışında kalanların düşünürler, yazarlar ve sanatçılar olduğunu da düşündüğümüzde normal kavramının yüceltilecek bir yanı olmadığını açıkça görürüz; çünkü gelişimi sağlayanlar aydınlardır ve aydınlar da toplumsal normların dışındadır. Normallik kavramı; düşünmeye, sorgulamaya da izin vermez; çünkü düşünen kişiler çoğu zaman kurulu düzen için tehdit unsurudur.

Son olarak psikolojideki sağlıklılık durumunu normallik olarak ele aldığımızda, anormal kişi için hasta demenin mümkün olmadığını görürüz.  Peki, normale yaklaşan kişiye ve normal sayılanlara sağlıklı demek ne kadar yerinde olur?

Gizem SÖNMEZ