Yerelleşme Sürecinde Yerel Kimliklerin Oluşumu / Sevgi YILDIRIM
Uygarlık tarihinde toplumsal anlamda yaşanan değişimler, oluşumlar, tüm toplumsal olay ve olguların birbirleriyle olan ilişkilerinden bağımsız olamamaktadır. Toplumsal değişim süreçleri kendilerinden önceki dönemlerin genel olarak düşünsel ve eylemsel pratikleri üzerinden kendilerini yeniden inşa ederler denilebilir. Bu yeniden inşa süreci T. Kuhn’un belirttiği gibi her paradigma, yeni kuram bir önceki kuramı olumsuzlayıp, ilişkisellik bağlamında bir zıtlığı ifade ederken, aynı zamanda evrimci anlamda bir dönüşümü de ifade edebilmektedir. Öyle ki toplumsal düzlemde saptanan bir olgu oluşum sürecinde kendisiyle ilişkisel, farklı olguların oluşmasında başat faktör olabilmektedir. Bu bağlamda küreselleşme ve onunla bağlantılı olarak gelişen yerelleşme kavramlarından bahsedilebilir.Küreselleşme genel olarak insanlık tarihinin son üç yüz yılında varlık gösteren bir süreçtir. Küreselleşme kavramı varlık gösterebildiği her dönemin ihtiyaçları doğrultusunda ( ekonomik, siyasi, askeri vb.) yeniden şekillendirilen, anlam kayması yaşayabilen bir kavramdır.
Baudelaire’nin ‘bir yarısı ebedi ve değişmez(…) öbür yarısı günlük gelip geçici rastlantıya bağlı’ olarak tanımladığı modern olanın, modern bakış açısının bir ürünü olarak ulus-devletlerin varlığını açıklamak mümkün olabilmektedir. (Taburoğlu,2000:183) Yani modern ulus devletlerin aşılmasını hedefleyen bu konuda da ‘olumlu’ sonuçlar elde etmiş olan küreselleşmeyi doğuran nedenler şöyle sıralanabilir: Dünya çapında uydu enformasyon sisteminin varlığı; küresel tüketim ve tüketimcilik kalıplarının ortaya çıkması; kozmopolit yaşam tarzlarının gelişmesi, ulus devletin hâkimiyetinin gerilemesi; küresel bir askeri sistemin ortaya çıkması; dünyada yaşanan ortak sağlık sorunları; …dünya çapındaki siyasal sistemlerin kurulması vb. olarak belirtilebilir. (Marshall,1998:449)
Küreselleşmenin baş aktörleri olarak kabul edilen Amerika, İngiltere, Japonya gibi ülkelerin siyasi, askeri ve özellikle de ekonomik alandaki tüm dünyayı kapsayan projeleri yakın tarihten bu yana değişim göstermiştir. Özellikle serbest piyasa ekonomisi alanında geliştirmeye ve uygulamaya çalıştıkları bazı yeni yöntemler söz konusudur.
1970’lerde yaşanan kapitalist krizi aşmak üzere Britanya merkezli iyileştirme harekete geçirilmiş ve uluslar arası küresel sermayeye bağlı olarak ‘üretim ve pazarları birbirine bağlayan’ bir yaklaşım esas alınmıştır. Yani ekonomik gücü ne olursa olsun her ulus devlet evrensel bir serbest piyasa ekonomisine eşit şartlar altında katılabilmektedir.(King,1998:43) İşte tamda bu noktada küreselleşmeye bağlı olarak bir yerelleşme süreci kendini somut bir şekilde göstermeye başlamıştır. Yerelleşme, küreselleşme içerisinde parçalanmayı ve farklılığı ifade eder.
Ulus devlet değerlerini aşmayı hedefleyen küreselleşme politikaları amacına öyle kolay ulaşamamakta ve çeşitli direnişlerle karşılaşmaktadır. Bunlar milliyetçilik, savaşlar, ırkçılık, şovenizm şeklinde belirtilebilir. Bu durum bir gerilemeyi ve tehlikeyi ifade eder. Tüm bunlar etniklik ve kimlik meselelerinin bir parçasıdır. Bu süreçte yenilenen küreselleşmeye nasıl dahil olunacağı sorusu gündeme gelmektedir. Ulus devletlerin gücünü yitirmesi hem ulus üstüne çıkılmayı hem de altına inilmeyi beraberinde getirmektedir. Ulus devletin üstünde olmak küreselleşmeyi ifade ederken, ulus devletin altında olmak yereli ifade etmektedir. Bu çift yönlü oluşum eş zamanlı oluşmaktadır. Dolayısıyla küreselleşmenin hâkimiyet biçimi değişmekte yani ulus devlet, ulusal ekonomi ve ulusal kimliklerin egemenliğinden çift yönlü küresel yerel dönemine geçiş yapılmaktadır. Bu yeni küreselleşmenin adı amerikanlaşmadır. Amerikanlaşma sürecinde küresel kitle kültürü kitle iletişim araçları teknolojisi sayesinde yaygınlaşmaktadır. Küresel kitle kültürünün merkezi Batı, dili ise İngilizcedir. Ve en belirgin özelliklerinden biri ise türdeşleştirme biçimidir. Bu süreçte yapılmak istenen dünyanın her yerinde küçük Amerikalar kurmak değil var olan farklılıkları Amerikan çerçevesine özümseyerek oturtmaktır. Yeni serbest piyasa ekonomisinde yerel sermayelerinde dâhil edilmesinden kaynaklı farklı olanı ortadan kaldırmaktan çok varlığını onlar aracılığıyla sürdürmeyi tercih eder. Bu yüzdendir ki günümüzde artık kısa bir sürede dünya turu düzenleyip farklılıkları fark edip onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek mümkün olmaktadır. Bu sayede ekonomik güç yaşar. Bu gücün sürekliliğinde ötekinin varlığı esastır. Küreselleşme de artık farklılıkların bir önemi yoktur. O, hepsini kapsar. Hall ulus devletlerin üstünde küreselleşme tüm bunları kapsarken, içte yerel olana dönüşün küreselleşmeye bir tepki olarak doğduğunu vurgulamıştır. Küreselleşmenin sonucu olarak ulus devletlerin aşınmasıyla oluşan kimlik sorunu ekonomik, askeri ve siyasi sorunlar, ekolojik dengenin bozulmaya başlaması gibi sorunlar yerel olana dönüşün nedenlerinden en güçlü olanlarıdır. Küreselleşmenin kapsadığı büyük alan ve o alanda yaşanan sorunlar karşısında çözümsüz kaldığını düşünen insanlar bir tepki olarak bulundukları daha dar alana yönelmeyi tercih etmektedirler. Bu süreçte aşılmaya çalışılan merkezileşmenin karşısında, dışlanan çeşitli cemaatler, etnikler vb. merkezileşme ortadan kalkmaya başladığından bu yana güçlenmeye başlayan yeni özneler durumuna gelmişlerdir.
Genel anlamda kimlik konusuna değinecek olursak şunu söyleyebiliriz: “ sizin nerede durduğunuz ve ne konuştuğunuz kimliğinizi belirler “. Bunu biraz açmak gerekirse; merkez kavramı bu konuda önemlidir. “ Ben kimim, nereye aidim? ” sorularını sorduğumuzda, cevaplarını merkez aldığımız noktaya göre vermemiz gerekmektedir. “ Ben Doğuluyum ” dediğimde, bir ben ve bir de öteki olgusu oluşmaktadır. Öteki de, ben olduğum için var olabileceğine göre burada merkez benim, yani “ Doğulu ” olmamdır. Aynı şekilde bir Batılı da merkez olarak kendisini görecektir ve öteki “ Doğu ” olacaktır. Yani kısaca kimlik konusunda da bir ben ve öteki kargaşası doğmaktadır. Küreselleşme de bu ben ve öteki kargaşasından yola çıkarak, ötekilere yeni haklar tanımakta ve yerel kimlikleri etkilemektedir. Ötekine yeni haklar tanındığında merkeze göre duran “ ben ” değişecektir. Peki, bu hakların tanınması süreci nasıldır? Amerika kendisini merkez olarak görmektedir ve Doğu ona göre ötekidir. Irak’ta Amerika’ya göre öteki konumundadır. Amerika, Irak’a yeni bir anlayışla demokrasi götürmektedir. “ Demokratikleşme, Batılılaşmayla anlaşmazlık içindedir ve demokratikleşme doğal olarak kozmopolitlikleşme değil, yerlileşme sürecidir. “ (Huntingtan 2002: 129). Yani Amerika demokrasiyi bir yerelleşme aracı olarak kullanmaktadır.
İlerleyen bilim ile birlikte bir çok düşünür ve bilim adamı metafizik öğelerin insan yaşamında ortadan kalkacağı iddiasında bulunmuştur. Aslında yerelleşmeyle birlikte bazı noktalarda din daha çok ön plana çıkmıştır. Daha önceleri her şeyi olduğu gibi modernleştirmek olgusu varken şimdilerde Huntington’un dediği gibi “ modernleşmeyi İslamlaştırmak anlayışı gündeme gelmektedir. Ayrıca dünyanın çeşitli yerlerinde din küreselleşme karşısında yerel bir unsur olarak kullanılmaktadır. Slav Cumhuriyeti Ortodoksluğun yeniden dirilişi, aynı anda Orta Asya’da Müslümanlığın uyanışı, 1989 yılında, Orta Asya’da faaliyette bulunan 160 cami ve bir medrese belirtilmekte ve bu sayı 1993’ün başlarında 10.000 cami ve on medreseye yükselmiştir. Bu yeniden uyanışla Suudi Arabistan, İran ve Pakistan teşvik etmişse de esasta bu olay geniş temelli çoğunluğun benimseyip katıldığı kültürel bir harekettir (Huntington 2002: 133)
Yerelleşmeyle insanlar kendi sahip oldukları kimlikleri bazında algıladıkları şeyleri kendi özlerine göre değiştirmeye başlamaktadırlar. Burada belki de söylenecek en güzel slogan “ Biz modern olacağız, ama siz olmayacağızdır “ dır. (Huntington 2002: 141).
İnsanlar sadece mantık ile yaşamazlar. İnsanlar kendi menfaatlerini izlerken kendilerini tanımladıkları sürece, hesaba kitaba dayanıp rasyonel bir biçimde hareket etmezler. Menfaat politikası kimliği varsayar. Hızlı toplumsal değişiklik dönemlerinde daha önceki kimlikler ortadan kalkar, bu nedenle kişinin yeniden tanımlanması ve yeni kimliklerin yaratılması gerekir (Huntington 2002: 134).
Hall’a göre küresel postmodernle karşı karşıya kalındığında hayali bildik yerlerin yeniden inşası yeniden yaratılması gerekir. Çünkü küresel postmodern özgül yerlerin kimliklerini yok etmiştir. Oysa bilinebilir olan konumlandırılabilir olan yüz yüze cemaatlerde insanlar bir yer bulabilir. Yani insanlar ‘dünyayı bilmem ama köyümü anlatabilirim’ demeyi, bir aidiyeti olduğunu bilir.(Hall, 1998:57) İşte bu duruma etniklik denmektedir. Etniklik alanı son yirmi yıldan tüm yerel hareketlerin doğduğu ve geliştiği insanların kendilerini yeniden keşfettikleri bir alandır. Bu keşfin olumlu sonuçları olabileceği gibi yıkıcı kökten dinci bir yapıyı da oluşturup teşvik edebilir. Veya tiranlık oluşmasını sağlayabilir.
İnsanlar küreselleşmenin geniş alanına karşın, kendilerini yeniden inşa edecekleri dar alanlarında köklerini yeniden bir keşfe çıkarak geçmişte olanı gündemleştirme çabası güderler. Bu geçmişi yeniden canlandırma girişimi aslında, kökeni yeniden, değişen yeni şartlara göre yorumlamaktan başka bir şey değildir. Yani etniğini yeniden tanımlamaya çalışan bir Afrikalı kökenini olduğu gibi günümüzde yeniden canlandıramaz. Çünkü dar alanı Afrika artık eski Afrika değildir.
Görüldüğü gibi aynılıklar üzerine kurulu olan kimliğin yanında bir de farklılıklar üzerine kurulmaya çalışılan kimlikler yaşadığımız son sürecin birbirinden bağımsız olmayan unsurlarıdır. Bizim içsel ve dışsal, benlik ve öteki, birey ve toplum, özne ve nesne söylemimizin büyük bir bölümü belirli bir kimlik mantığı içerisinde şekillenmiştir.(Hall,1998:65) Dünya değişir ama kimlikler sabittir şeklindeki bir yaklaşım artık geçerliliğini yitirmiş bulunmaktadır.
Geçmişteki toplumsal ve kollektif kimlikler haklarında çok fazla şey bilinmediği halde geçerliliklerini yitirdikleri her dönemde yeniden inşa edildiler. Örneğin artık bir sınıf kimliğiyle toplumsal olanı açıklamak pek mümkün olamamakta; artan çeşitlilik ve çoğulculuğu (modern dünyada) niteleyen ben teknolojileriyle karşı karşıya getirilmektedir. Kimlikler asla tamamlanmaz, asla bitirilmezler. Daima inşa halindedirler. Kimlik kişinin benliğine dayalı olarak başlar ve bu inşa ötekiyle sağlanır. Kimlik oluşturulurken geçmiş, yeniden anlatılır, oluşturulur, yeniden yaratılır.
Yerellerin tarihsel bir manevrayla küreselleşmeyi alt edeceği düşüncesi gerçekleşecek bir düşünce olarak kabul edilmemektedir. Çünkü günümüzde edinilen tüm kimliklerin hepsini birlikte kullanmak isteme gibi bir eğilim saptanmaktadır. Bir kimliğin yerelleşebilmesi için alabildiğine parçalı olması gerekir. Yerel ve küresel arasında diyalektik bir ilişki vardır. Her unsuru aynılaştırdığı, homojenleştirdiği savunulan küreselleşme aslında tikelliklerin sayesinde varlığını sürdürebilmektedir. Tikel olan etnik, kimlik ve mekânları harekete geçirerek işleyen bir mekanizmadır. Toplumsal kimlikler artık eskisi kadar güçlü değiller.
Küreselleşme felsefesi, hedefleri ve kullandığı araçlarıyla son yüz yıllarda dönemsel olarak farklılıklar gösteren birçok değişikliğe yol açmıştır. Dünyanın büyük bir kısmına ait toplumları ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel anlamda stratejik olarak yeniden tahayyül etmelerini sağlayan ve dolayısıyla hiçbir zaman sonlanmayan kimlik inşası sürecini süreklileştiren unsurları bünyesinde taşıdığı tartışmaya açık diğer durumdur. Hedeflerine ulus-devlet, ulus-kimlik, ekonomide fordist politikalarla ulaşmaya çalışan küreselleşme; yeni dönemde (1970 ve sonrası) meşruiyet dayanaklarını dönüştürmeye başlamıştır. Reflexive özelliği sayesinde dünya egemenliğini hedefleyen Batı (günümüzde başat unsur olarak Amerikanlaşma) kendi eleştirisini karşıt görüş ve direniş odaklarına bırakmayan, kendini yeniden inşa için eleştirisini kendi odaklarında tüm araçlarını kullanarak gerçekleştirmektedir. Bu araçların başında kitle iletişim araçları gelmektedir.
Küreselleşme birçok düşünürün belirttiği gibi üstten küreselleşme alttan âdem-i merkeziyetçilik ve dolayısıyla ulus- devletlerin parçalanma sürecine yol açmaktadır denilebilir. Küreselleşme sürecinin kapsamında oluşan yerelleşme birçok düşünürce küreselleşmenin diğer yüzü icadı şeklinde yorumlanırken küreselleşme politikalarının yeni yüzü olarak nitelendirmektedir. Bazı düşünürlerce de küreselleşmeye karşı bir direniş odağı olarak nitelendirilmektedir. Her iki yaklaşımı da meşru kılacak olay ve olgular mevcuttur denilebilir. Küreselleşmenin homojenleştirdiği iddia edilen yanına karşın farklılıklarında kendini bu yenidünya düzeninde, yaşatma yeniden kurgulayarak seslerini yükselterek toplum bütünlüğünün karmaşık ve çelişkili yanlarını ön plana çıkartmaktadır. Dolayısıyla bu yeni kurguda yer ve konum tanımı yeniden gerçekleşmiştir. Bir bütünlük içerisinde dünya toplumlarının yeni rolleri aynılık içerisinde farklı olandır. Yani Amerikanlaşma ve Amerika çatısı altında her biri ticari, askeri, kültürel vb anlamda uyum içerisinde kendi kültürel farklılıklarının ifade edilmesine zemin hazırlanmış yeni bir alan düzenlenmesi yapılmaktadır. Çünkü artık farklılıkların dünya egemenliğini hedeflemiş olan güçler için bir tehlike olarak görülmediği savı güç kazanmıştır.
Yerelleşme sürecinde, yerel kimlikler kendilerini en az iki bakış açısına dayandırarak tanımlamaktadırlar. Öncelikle kendilerini küresel ile yaşanılan bir gerilimin sonucu olarak kimliklerin yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunanlar. Küresel politikalara karşı kendilerini küreselleşmenin karşısında yeni bir noktadan yeniden inşa etme amacı gütmektedirler. Karakaş’a göre küresel karşıtı olarak kendini yeniden tahayyül eden yerelleşme örgütlenmesini küresel ölçekte gerçekleştirmekte dolayısıyla en büyük açmazı ise burada oluşmaktadır. Söz konusu açmazdan kurtulmanın çözüm yolu ise küreselleşme karşıtlığını belirli alanlarla sınırlanması gerektiği savunusudur.(Karakaş;2003:4)
Küreselleşmenin değişen politikalarına karşın ulus- kimlik aşınmaya başlamış ve onun karşısına yerel kimlik baş göstermeye başlamıştır denilmektedir. Kültürel farkların vurgulanması, yerel kimliklerin yeni bir inşası bize ulus ile küresel arasında bir gerilimin var olduğunun bir göstergesi olabilir şeklindeki yorumlara da yol açmıştır. Çünkü sonuç olarak bu süreçte gerilimin varlığı kendini ulus içerisindeki parçalanmalarda göstermektedir. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki yerel kimlik ulusal kimlikten de küreselden de farklı özelliklere sahiptir. Yerel kimlik oluşturulurken ulus kimliğin en belirgin niteliği olan ‘köken mitine’ dayalı bir kimlik tahayyülü güçlü bir şekilde etkisini gösterememektedir. Bu da onun ‘karşıtlık değerini’ düşürmektedir. (Karakaş;2003:4) Yerel kimlik ulusal kimliğin parçalanmasını ifade ederken, küreselin eski homojenleştiren niteliğine karşın küreselin yeni sloganı olan çoğulculuk anlayışına karşılık gelmektedir. Yerel kimliğin oluşması ve vurgulanması evrensellik her derinleştirilmeye başlandığında ters orantılı olarak kendini yeniden gösterecektir denilebilir. Gücü ve sınırları ise evrensellik vurgusunun şiddetine bağlıdır.
Kısaca yerel kimliklerin oluşmasını sağlayan faktörleri; ‘ulus-devletin gözden düşmesi, küreselleşmenin hızlanması ve zaman mekân sıkışması’… Şeklinde sıralayabiliriz.
(Karakaş;1999:273)
Sonuç olarak görüldüğü gibi yeni anlamlarıyla varlığını küreselleşmeye bağlı olarak tahayyül eden yerelleşme ve dolayısıyla yerel kimlikler toplumların değişen ekonomik, siyasi, kültürel, askeri unsurlarla dünyanın değiştirilmeye çalışılan yüzüne göre kendini yeniden inşaya başlamıştır. Küreselleşme ise bu yeni yerel oluşum ve yerel kimlikler üzerinden kendi varlığını, amaçlarını meşrulaştırmakta ve karşıtlık temelinde kendini inşa eden bazı yerel kimliklerin oluşumuyla kendini tartışmaya yeniden açmıştır. Tüm bunların sonucunda toplumları yeniden tanımlanma yoluna gidildiği görülebilmektedir denilebilir.
Sevgi YILDIRIM

2007/07 |