Başkent Katlediliyor / Ozan ASLAN
Göz göre göre zevksiz betonlar arasında boğularak katlediliyor başkent. Arap kentleri gibi renk renk ışıklı süs havuzlarıyla sözde başarısının gösterisini yapan Büyükşehir belediyesi kendi eliyle başkentlikten çıkartıyor şehri. Cumhuriyetin ilk yıllarında nakış gibi işlenen, bin bir zorlukla kurulan başkent, şehirler arasındaki yozlaşma yarışında şüphesiz ki birinci sırada yerini alıyor.Yozlaşma Eti simgesi olan amblemi, içinde cami olan bir amblem ile değiştirilmesiyle başladı. Sanki şehirde oturan herkesin Müslüman olduğu ya da dini İslam olan bir ülkenin başkentiymiş gibi.
Yozlaşmalardan nasibini alanlar arasında sanatsal etkinlikler de vardı. Birçok Avrupa ülkesinin başkenti, aynı zamanda o ülkenin sanat başkentidir de ama Ankara tam tersi bir durumda. Yılın 12 ayında da sanatsal festivallerden, kaliteli sergilerden mahzun bırakılan şehrin genç kesimi, İstanbul’da, İzmir’de yapılan müzik, sinema ya da resim…vb festivallerine, sergilerine imrenerek bakıyor; oysa Ankara’da sünnet ve evlendirme şölenleri düzenleniyor hem de televole kültürü ile ortaya çıkan ya da isminin başına “Ankaralı” koyan mizahsen sanat yaptığını söyleyen, sanatsal seviyenin yerlerde süründüğü sanattan nasibini almamış şarkıcılar getirerek. Ve bu şölenleri, maliyetini düşünmek istemediğim havai fişeklerle bitiriyor.
Ve şüphesiz ki en göze batan, her gittiğim de içimi sızlatan sorunlardan bir tanesi de şehrin meydanı olan Kızılay Meydanı. Hangi ülkenin başkentinin meydanı bu kadar donuk, iç soğutan bir zevksizlikle yapılmıştır? Meydanın tam ortasında duran, şekilsiz beton yığınından başka hiçbir şeye benzemeyen ve ne işe yaradığı bilinmeyen o binanın hesabı kimden sorulacak, ya da o güzelim Güvenparkı’nı, tinercilere bırakan, insanların o parkın içinden geçmekten korktuğu o parkın kadersizliğinin nedenini kimden sorulacak? Ya kaderine terkedilmiş olan ve her gün diğer insanları da rahatsız eden sokak çocukları , bu kadar mı zordu bunca zevksiz gösterişi şehrin gözüne sokmak yerine onlara barınacak bir yer yapmak?
İstense çok güzel olabilirdi başkent. Şehrin altyapısı sağlam olsaydı kanalizasyonlar şehrin içinden geçen nehirlere bağlanmazdı, böylece üstlerinin de kapanması gerekmezdi ve bir nehirler şehri yapılabilirdi. Oysa şimdi; birçoğumuzun aklına Bentderesi denilince genelev geliyor, Kavaklıdere’de ne kavaktan ne de dereden eser yok. Zamanında Etlik ve Keçiören Bağları’nın varlığını tesadüf eseri öğrendim, zira benim aklıma o semtler söylendiği zaman; çarpık kentleşmenin yarattığı zevksizlikten de öte semtler geliyor.
Yozlaşmada son perde susuzlukla açılıyor. Başkentin barajlarında hem de dalga geçerek suyun çok az kaldığını açıklıyor yetkili ağızlar ve sonuna da ekliyorlar “Ne yapalım Allah böyle istedi.” Plansızlığın programsızlığın bedeli Allah’a çıkartılıyor. Dahice plansa hemen devrede; suları kesmek! Koskoca Ankara susuz kalıyor haftalarca, nereden geldiği belirsiz olan suları kullanmaya mecbur ediliyor halk ve hastanelere yazı gönderiliyor: Oluşan salgın hastalıklar basına sızmasın. Nedeni ise basit; halkta panik oluşmasın. Sonra gene yetkili ağız sahneye çıkıyor, dahiyane planlarını açıklıyor gene; yıkanmayın, başınızı yıkayın yeter. Son zamanlarda ortaya çıkan “stand-up”çı ağzı ile dalga geçerek ardı ardına sıralıyor yetkili ağız çözüm önerilerini kimsede dur demiyor. Son olarak da iş her zaman olduğu gibi Allah’a kalıyor. Duaya çıkılıyor ve cemaate günahsızların katılması söyleniyor “günahsızlığı” hangi kul belirliyorsa! İşler komedi filmi gibi devam edip gidiyor.
Ama işin acı kısmı, ne başkentin susuz kalması ne de bu dalga geçer gibi çözüm önerileri, kimse bu işe dur demiyor. Ankara göz göre zevksizlik abidesi bir şehre dönüşüyor, Ankara’da yaşamanın hiç bir rengi kalmıyor.
Ozan ASLAN

2007/08 |