Git gali git!!! / Sadettin KOŞAR
Uçaktaki bir patlama sesi üzerine yolcular panik içinde bağrışmaya başlayınca en yakınındakini yakalayan Temel: “Ula uşağum ne bağıraysun, ha bu babanın uçağı midur? Düşer, düşer!” demiş.CHP’de bağrışma sesleri çoğaldı.
Bu gidişten kaygı duyanlar bağırıyor, fırsatçılar bağırıyor, ama işin garibi hem pilot hem de uçuş ekibindekiler koro halinde tıpkı Temel gibi bağırıyor.
Bir insan kendinden ve etrafına kümelendirdiklerinden başka herkesi ve hatta ülkeyi bir felaket ortamına sürüklüyor ama bundan bir vicdan rahatsızlığı duymuyorsa ona, “yazıklar olsun!” lafı kar eder mi bilmem!
Yetinmeyip, herkesçe bilinen gerçekleri kusursuz bir demagoji ile saptırabiliyor; hatta üstünde “başardım” diye iğdiş keyfine yatıyorsa ona, “yuh olsun!” lafı işler mi?
Her şey kafada başlar ve orada da biter.
Bir lider(!) düşünün; seçim yitirdikçe parti içine dönüp kelle koparıyor. Her zayıf karakterli insanın yaptığı gibi yeni hainler, suçlular icat ediyor. Özeleştiri denilen mekanizmadan habersiz. Parsellemiş partiyi, dağıtmış şürekâsına, çapsız, cebe sığan fikirleriyle zamanımızı ve umutlarımızı çalıyor hala! Oyunu alamadığı halkı suçluyor, iç muhalefeti suçluyor, dış güçleri suçluyor; ama bu sonuncuları “bana değil karşı tarafa arka çıktılar” diye suçluyor. Sosyalistleri, komünistleri kendi partilerine ya da bağımsızlara oy verdi diye suçluyor. Dincilerle, liberaller kafadan suçlu!
Kim kaldı? Milliyetçiler mi?
Hiç sıkılmadan onu da yapıyor bizimki zaten!
Ama bir hin gülümseyişle karşılandığından eminim: Camızı bilirsiniz, suyu sever. Gölde serinlerken rahatlayıp bir de sıçıvermiş. Haltı suyun yüzüne çıkınca da bir küçümseyici bakış fırlatarak, “Hıh!” demiş, “Bokuma bak, bana yüzme öğretiyor!”
Bilen birini gösterin ki bana: “Aha şu toplum kesiti, Baykal’dan başkası zinhar olmaz diyor!” diyebilsin.
Her şey kafada başlar ve orada da biter.
Sayın Baykal da kendini solcu diye tanımlayan herkesin kafasında bitik bir genel başkandır. 2007 seçimlerindeki görkemli başarısızlığıyla bizi, “ya düşüncelerimizi ya da partimizi terk etme” noktasına getirdi. Adeta birbirimizin boğazına sarılıyoruz. Lider ve ekibinin beceriksizlikle yüzleşecek yüreği yok ama bizim de yenilgilere dayanacak takatimiz yok artık. Yazık ki ne yazık!
Düşünün! Arkasında milyonu aşkın sadakati sınanmış üye, milyonlarca seçmen, binlerce örgüt, hepsinden önemlisi çağlara damgasını vuran adam; ATATÜRK var.
Başkanlığına demirlediği partinin, hiç miting yapmasa bile yüzde 10’a çakılı bir tabanı var.
O partinin devrimlerle özdeşleşmiş övünülesi bir kurumsallığı var ama bir lideri yok işte!
Kitlelere sunacak ağızlı yüzlü bir politikası yok!
İdeolojisi yok! (Sosyalist Enternasyonal’e üye solcu(!) bir parti var ortalıkta ama aynı zamanda Sayın Bahçeli ile milliyetçilik yarışına giren bir de genel başkan var)
Dünyanın her yerinde sosyal demokratların projeleri, programları, politikaları ve kitleye sunum söylemi işçi sınıfı biliminden beslenir. (CHP ise sadece solcuların marş ve türkülerini kullanır.)
Dünyanın her yerinde buna uyan ama beceremeyen “onurlu” politikacı çeker gider!
Ya Sayın Baykal?
Başında olduğu partiye 4 genel, 3 yerel seçim kaybettirmiş, buna karşılık yandaş evlerinde her türlü hile ve desise yolunu deneyerek delege seçimi yapmış, parti içi iktidarı her ne pahasına ve bütün zamanlarda kazanmış(!) Sayın Baykal?
O hala yerinde ve kımıldamaya da niyetli değil; Allah, iki iyilikten birini verinceye kadar hem de! Baykalcılara değil ama CHP’lilere yazık oluyor yazık!
5 senedir fukaralık tavan yapmış, işçi, memur, işsizler öksüz. Çiftçi, esnaf, emekliler yetim. Varoşlar sahipsiz. Mafya ve çeteler bile adaletsizlikten şikâyet eder durumdalar. Bizim Genel Başkan, “Karpuz çıktı ey halkım haberiniz var mı?” diyen sığ mesajlı reklâmlarla seçime gidiyor. Manav bile bu reklâmı karpuz sattığı yere takmaz; kaldı ki “Madem şimdi CHP zamanıymış, ben de modaya uyayım” diyen çıksın!
Oturun da bir düşünün; Nereden baksan görünecek irilikteki bu görkemli başarısızlığı nasıl kazanmışız?
Oturun ve düşünün; Bu halk bize ne diyor?
Ben bir kısmını söyleyeyim:
Sen; Mustafa Kemal’in silahla kovduklarının banknotlarıyla dönüşlerine ses çıkarmazsan, O’nun ülke yönetiminden, partiden kovduğu Pantürkist, Panislamistleri geri çağırırsan,
Sen; Türkiye’nin her bölgesini kucaklamak yerine bir bölümüne üvey muamelesi öngörürsen, 37 vilayette sıfır çeken “sahil partisi” olmakla yetinirsen,
Sen; 5 sene halkı dinlemeyip,1 ay miting yaparak iktidar olacağını sanırsan!
Sen; Sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini, sosyal adalet arayışını tüzüğüne yazar unutursan, halkla değil devletle kesişen politikaların partisi olursan, DİSK’ten, KESK’ ten yetişen kadrolar yerine sağdan adam devşirip, gerdeğe talip olursan, “biz de seni unuturuz” diyor.
Bir mesajı daha var halkın: “Liderinizi her görüşümüzde midemiz ekşiyor, içimiz daralıyor. İktidar hatalarını biliyoruz, biliyorsanız siz çareyi anlatın. Yoksa size ana muhalefet bile çoktur!”
Biz, pire için yorgan yakarız!
Evet, Sayın Baykal! İflas etmiş politikalarınızla oturabiliyorsanız hala orada, “Otur baba! Helal olsun bu yollar sana!” lafı kar eder mi bilmem!
CHP, antiemperyalistlerin tam bağımsızlıkçıların partisidir.
Emek sermaye bağlamındaki hesaplaşmada taraf olanların partisidir.
Kökleri Kuvva-yı Milliye’dir. Müdafaa-yı Hukuk’tur.
Cumhuriyet Halk Partisi, çağdaş Türkiye’nin aydınlık yüzüdür.
Çare ortada:
Cumhuriyet Halk Partisi bir an önce bu ekip tarafından koparıldığı halkla buluşturulmalı; gençlerin, kadınların, emeğiyle geçinenlerin, fukaranın umudu olacak, her şeyden önemlisi ortak aklı kullanacak genç ve çağdaş bir kadroya kavuşturulmalıdır.
Lider ve ekibi değil, Parti ve ilkeleri öne taşınmalıdır.
Küreselci, işbirlikçi, yobaz ve bölücülerle mücadele edebilecek güce de ufka da sahip olmayan bu ekip bir daha dönmemek üzere yönetim kadrolarını terk etmelidir.
Sayın Genel Başkanım, artık size diyebileceğimiz tek bir şey var:”Git artık git! Abi sen Rodos’a kadar yüz ve mümkünse oraya da yerleş! Biraz da onları kurtar!” Bu arada biz CHP’liler de başımızın çaresine bakalım…
Sadettin KOŞAR

2007/08 |