Cooley’in “Ayna Benlik” Kuramı ve Toplumsallaşma / Serkan ÖZGÜCÜ

 

 

 

Psikolojide insanın gelişiminin hangi yollarla sağlandığı, ne çeşit süreçlerden geçtiği ve hayata atılmak üzere olan çocuğun neleri esas aldığı önemli konulardan biridir. Toplumsallaşma olarak bilinen bu tabirin ilk incelemelerini yerine getiren ve kabul görmüş bazı terimleri psikolojiye kazandıran bilim adamlarından biri Charles Horton Cooley’dir. Çocuğun toplumda sağlıklı bir birey haline gelmesi için “ayna benlik” kuramını ortaya atmıştır. “Birincil gruplar”ı ve bunun dışında çocuğun ilişkide bulunduğu her türlü çevre anlamına gelen ikincil grupları dünyaya tanıtan da bu şahıstır. Ben burada çok fazla yer tutacağından birincil gruplara hiç girmeden ayna benlik teorisini anlatmaya çalışacağım. Cooley’in kuramında çocuk ister aile ortamında, isterse de okul döneminde arkadaş çevresinde olsun çocuğun kişiliğini etkileyen her zaman bir çevredir. Yani burada çocuğun doğuştan olan güdülerinden, genetik meyillerinden bahsedilmez. Ayna benlik, kaba tabiriyle çocuğun her türlü davranışını sergiledikten sonra bu davranışın geri bildirimlerini almaya çalışması, çevresinden gelen bu tepkilere göre de sergilemiş olduğu davranışını iyi-kötü, yararlı-zararlı gibi ayrımlara tabi tutmasıdır. Sürekli kendi kendine bir davranış değerlendirmesi yapacağından çocuk, kişiliğini de büyük oranda bu tepkilere göre şekillendirecektir (ya da kişiliği şekillenecektir). Bu kurama göre aklımıza gelen her türlü davranış ve psikolojik durum, bu tepkilere göre biçim alır. En basitinden, çocuk aynaya baktığında kendisini daha huzurlu hissetmesini sağlayan giysileri tercih etmesini sağlayan da çevredir. Çünkü çocuk çevresinden olumlu izlenimler edindiği giysileri giymek isteyecektir. Tabi bunun bazı aşırıya kaçmış durumları olabilir. Değiştirilemeyen varlıkları, örneğin yüzümüzü, vücut şeklimizi de çevreye göre değiştiremeyeceğimize göre, çocuğun yaşadığı toplumda gelen kabul gören normal bir yüz şekline sahip değilse, ya da vücut ölçülerinde (özellikle kızlarda) fazlalık varsa bu durum o çocuğun psikolojisinin bozulmasında hiç de azımsanamayacak etkilere sebep olabilir. Bu durum da uzmanlar tarafından “bedenel imaj” tanımı altında anlatılmıştır.

Ayna benliğe göre benliğin oluşum sürecinden bahsedecek olursak bu sürecin, daha doğrusu başka davranışlar için tekrarlanan her bir sürecin üç aşamadan oluştuğunu söyleyebiliriz. İlk aşama bizim davranışlarımızın ya da görünüşümüzün çevremizdeki kişilere nasıl göründüğüdür. Çocuk belli bir davranışı sergilerken bunun çevresinde belli tepkileri (olumlu ya da olumsuz) oluşturacağı açıktır. Burada aynı davranışa değişik kişiler tarafından farklı tepkiler verildiğinde çocuk, birincil grubunu oluşturduğu kişileri daha çok dikkate alacak, bu farklı tepkiyi veren kişilerin hepsi birinci gruplardan (aile, arkadaş çevresi) ise burada çocuğun referans saydığı kişilerin tepkileri önem kazanacaktır. Örneğin okul öncesi dönemde çocuğun en büyük referans kişilerinden biri anne ve baba olduğuna göre altı yaş altı çocuklarda, çocuğun, annesinin ya da babasının hemen her tepkisini doğru olarak kabul edip kendi kişiliğini bunlara göre şekillendirmesi son derece önemlidir. Bu nedenle ebeveynlerin okul öncesi dönemdeki çocuklarına karşı bakış açıları yanlış olsa dahi çocuk bu tepkileri doğru olarak kabul edecek ve çocuk gereksiz utangaçlıklara, gururlara, kendini beğenmişliğe olumlu bir gözle bakabilecektir. Okul dönemini ele alırsak çocuğun çevresi ailesiyle karşılaştırılamayacak ölçüde genişleyeceğinden, çocuğun doğru davranışlara yanlış tepkilerle karşılaşma olasılığının çok olduğu anlamına gelebilir. En basitinden, okuldan eve arkadaşlarıyla dönerken arkadaşlarıyla arasındaki diyalog şekline sokaktaki kişilerin vereceği tepki belki aşırı bir tepki olabilir. Belki o tepkiyi veren kişi köhne düşünceli birisi olup, yeni yetişen çocukları da kendi çocukluğunun geçtiği yıllara uygun davranmalarını doğru bulup diğer davranış şekillerini tamamıyla dışlayan bir kişi de olabilir. Olayın bu yönü ele alındığında çocuğun okul döneminde ne derece yanlış tepkilerle karşılaşacağını akıl etmek hiç zor olmasa gerek. Benlik oluşumunun ikinci aşamasına geçecek olursak bunun, çocuğun çevresindeki kişilerin ne düşündüğünü tahmin etme, tepkileri yorumlama süreci olduğunu söyleyebiliriz. Bu arada, tepki dendiğinde sadece sözler anlaşılmaması önemlidir. Örneğin birisiyle konuşurken karşınızdaki kişiye bakışlarınız da o kişi tarafından olumlu ya da olumsuz algılanır ve siz aslında karşınızdaki kişiye bir tepki vermiş olursunuz. Çocuk da anlık bir ilişki kuracağı bir kişi ile konuşması sırasında karşısındaki kişinin kendisine nasıl baktığını yorumlar. Bunu olumsuz yorumladığı takdirde kendisini sorgulama yoluna gidecektir. Başka kişilerden de aynı davranış karşısında benzer tepkiler gördüğünde bunu da bir önceki tepki gibi algılayacaktır. Böylece o davranışın toplumda nasıl karşılanacağını kafasında şekillendirmiş olacaktır. Diğer davranışlara karşı algılanan tepkilerle birleştirildiğinde ortaya çocuğun, farkında olmadan oluşturduğu kişilik yapısı çıkacaktır. Mesela davranışlarında çoğunlukla engellenmiş, ayıplanmış çocuklarda, çocuğun kişiliğinde utangaçlık ağır basabilecektir. Çünkü çocuğun, önceki hayatında aynı kategorideki arka arkaya sergilediği davranışlarından o davranışın yanlış olduğu sonucunu çıkararak artık aynı tepkiyi görmek istemeyecektir. Bu ikinci aşamanın ortaya çıkardığı sonuçlardan biri de çocuğun, kendisini çevreye uymak zorunda kalacak kişi olarak görmesidir. Örneğin, bulunduğu ortamda başarılı çok kişi var ise çocuk da doğal olarak elde ettiği değerleri başarı olarak sayılamasa dahi başarıymış gibi gösterme yoluna gidecektir. Aynı şekilde, mütevazı bir kişiliği gelişmekte olan bir çocukta dahi, çocuk zengin bir arkadaş çevresine girdiğinde kendisinin de olduğundan daha fazla maddi varlıklara sahip olduğunu göstermeye çalışabilecektir. Anlık bulunulan çevreye uyum sağlama meyili hemen her çocukta ortaya çıkar. Bir çocuk, ilkokul çağının ilerleyen zamanlarına doğru, hemen her türlü çevreye girip çıktığından dolayı davranışlarına olan tepkilerinin oluşturduğu bir bütün çok karmaşık bir hal alır. Bu nedenle, tepkilerin sonucu olan bir kişilik gelişimde sadece belli faktörlerde, mesela sadece ailenin, sadece arkadaş çevresinin etkili olduğu söylenemez. Toplumu bir çok faktör oluşturduğundan dolayı bu faktörlerin etki etme oranlarını kesin çizgilerle ayırt etmek imkansızlaşır. Öyle ki, çocuğun toplumsallaşma sürecinde dolaylı olarak, içinde bulunulan toplumun dine, felsefeyle ilgili öğelere, karşı cinsi görüş biçimine (güzellikten ibaret görme ya da tam tersi olarak kişiliğin de önemli sayıldığı ilişkilerin yaşanma oranı), toplumun barındırdığı sınıf yapısı ve bu sınıflar arasındaki fark derecelerine, hangi mesleklerin toplumda itibar kazandığına vb. sayısız faktöre göre bir etkileşim tarzının olduğu söylenebilir. Üçüncü aşama da yukarıda çokça bahsettiğimiz gibi, çocuğun tepkileri algılama biçimine bağlı olarak kendi kişiliğini oluşturduğu safhadır.

Cooley birey ile toplumun birbirinden ayrılamayacağını ve aslında bu iki kavramın özünde aynı anlama geldiğini bile savunur. Çünkü toplum dediğimizde bu toplumu da bir insan gibi düşünebiliriz. Toplumda genel kabul görmüş bir kişilik yapısı, tabu haline gelmiş davranış biçimleri vardır. Birey de toplumsallaşırken bu genel kabul görmüş olunan safhaya ulaşır. Bu nedenle bireyin benlik duygusunun da bu genel kabul görmüş safhayla çok benzer olduğunu anlatır. Benlik, insanın bireyselliğinden ya da kişiliğinden kaynaklanmaz. Benlik denilen kavram, bireyin çevresindeki diğer insanların diyalogundan ibarettir. Benlik ve sosyallik diyalektik olarak da birbirine bağlıdır. Sosyallik değişirse benlik de değişir. Bu iki kavram, birbirini tamamlayan bir bütün gibidir. Ona göre, çevresinden izole olmuş bireylerin oluşması düşük ihtimaldir. Çünkü teorisine göre nasıl ki bizim davranışlarımız başkasından tepki olarak yansıyıp bize geri ulaşıyorsa, çevremizdeki insanların davranışları da bizden onlara uygun tepkiler halinde yansır. Böylece toplum bir bütünleşme içerisine girmiş olur ve ortak davranışlar bütünü ve tabular ortaya çıkar. Cooley’e göre bir insan kitlesinin toplum haline gelmesi şu yolla olur: Bir birey, çevresindeki başka bir bireyin aklından geçenleri (özellikle kendisiyle ilgili olanları) tahmin eder. Diğer birey de bu işlemin aynısını diğer bireye yapar. Bu küçük denklem genişletilirse, yani iki kişinin karşılıklı tahminleri (ya da yorumlamaları) toplumu oluşturan tüm bireylere yayılırsa burada aynı ilgilerin, aynı hoşnutlukların ve aynı doğru davranış biçimlerinin ortaya çıktığı görülür. Yani sonuçta insanlar arasındaki karşılıklı tahminler ve yorumlamalar aynı yerde buluşmak zorundadır. Böylece organik bir bütün haline gelmiş olan toplum oluşur.

Burada “toplumun aykırıları nasıl ortaya çıkar?” diye bir soru yöneltilebilir. Cooley yaşadığı toplumun oldukça küçük kesimlerinde görülen davranış biçimlerinin ve benliklerinin nasıl ortaya çıktığı üzerine herhangi bir açıklama okuduğum kadarıyla ortaya koymamıştır. Ona göre bir birey, toplumun bir parçası haline gelirken eğer toplumda kabul görmüş davranış biçimlerini ve tabuları kabul etmek zorundaysa (ya da farkında olmadan kabulleniyor ve onlara uyuyorsa) o halde insan kitlesinden çok farklı kişilikler geliştirmiş bireylerin, bir başka deyişle aykırıların, dışa düşenlerin ortaya çıkmaması gerekir. Belki Cooley’de “toplum” kelimesi “yaşanılan çevre, şehir veya yöre” anlamında kullanılmıştır. Birey, çocukluk döneminde farklı yörelerde bulunmuşsa ya da birbirinden çok farklı ortamlara girip çıkmışsa bunun sonucunda çocukta algılanan tepkiler kargaşası ortaya çıkacaktır. Bu tepkilerin zıtlaşması (veya büyük farklar göstermesi) çocuk ya bunlardan kendi mantığına yatan en iyi tepkiyi doğru kabul etme yoluna gidecektir, ya da kendisi başka bir doğru yaratacaktır. Bu durum, özellikle gelişim yıllarında başka şehirlerde okumaya giden çocuklarda gözlenebilir. Örneğin orta öğretim kurumları sınavında batıdaki bir okulu kazanan doğulu çocuk, geçmiş on beş yıllık hayatı boyunca karşılaşmadığı yansımalara maruz kalabilecektir, çevresindeki insanlardan daha önce hiç olmadığı kadar farklı tepkiler görebilecektir. Böylece çocuk, lise çağına kadar yaşadığı doğu bölgeleri yaşam ve düşünüş tarzını kısmen terk ederek batı yaşam tarzına geçecektir (ya da ikisi arasında kendine göre uygun bir bölge inşa edecektir). Cooley’in teorisindeki “toplum” kelimesinin “kent, yöre” anlamında olmasını destekleyen diğer bir dayanak noktası da şu olabilir: Bir ülkeyi tek toplum olarak düşündüğümüzde bu sefer yöre farklarının ortadan kalkması gerekir. Türkiye için konuşursak doğu-batı, kuzey-güney arasında davranış biçimleri, tabular, gelenekler arasında belirgin farklar olmaması gerekir. İki bölge arasında insanların psikolojik yapıları bakımından ciddi farklar olduğuna göre Cooley “toplum” demekle “yöre”yi anlatmak istemiş olabilir. Diğer bir nedeni de insan gruplarının etki-tepkilerinin nasıl oluşacağıdır? Aynı şehirdeki insanlar, birbirlerinin davranışlarını görerek onlara çeşitli refleksler geliştirirler, burası doğrudur. Fakat iki yüz kilometre ötede kurulmuş bir şehirdeki bir insanla nasıl tepki alışverişinde bulunacaktır? A şehrindeki insan topluluğu önce kendi arasındaki kaynaşmasını (ortak davranış biçimlerinin meydana gelmesini) tamamlayıp, sonra aynı süreçten geçip kendi içinde kaynaşmış B şehrindeki insan kümesiyle bu sefer kümeler arasında mı tepki alışverişi olacaktır? Farklı şehirlerdeki insan kitleleri bir bütün gibi düşünülüp bu iki şehir arasındaki etkileşim, iki bireyin etkileşimine indirgenebilir mi? Toplumun bizim anladığımız anlamdaki toplum (bir ülkede yaşayan insan kitlesi) haline gelebilmesi için farklı şehirlerdeki insan kitlelerinin birey olarak düşünülüp, aynı bireylerin etkileşmesi gibi bir alışverişe girmesi gerekmez mi? Farklı bölgelerdeki insanlar anlaşıp aynı ülkeyi kurma, aynı yönetim çatısı alında birleşme fikrine sıcak bakabiliyorlarsa böyle bir etkileşimin olması mantıklıdır.

Cooley’in ayna benlik kuramını bizim arkadaş seçimimizde ortaya çıkan süreç de destekleyebilir. Biz, çevremizdeki yaş grubumuzdan karşılaştığımız kişilerin hareket tarzlarını, nelerden hoşlanıp hoşlanmadıklarını vb. birçok faktörü değerlendirmeye alırız. Bu süreçte arkadaş adayı olarak belirlediğimiz kişinin davranışlarını yorumlayarak ona geri bildirim yollarız. Örneğin, davranışları hoşumuza gidiyorsa olumlu geri bildirimler veririz. Sonuçta birbirine yakın özelliklerdeki iki insan bir araya gelmiş ve arkadaş olmuş olur. Aynı şekilde o kişi de bizim hareketlerimizi yorumlar (yani bizim o kişiye verdiğimiz tepkileri o da kafasında canlandırmış olur). Böylece ayna benlik teorisinin üç aşaması arkadaş seçiminde ortay çıkmış olur. Arkadaş seçimi sonucunda ortak özellikler aynı yerde buluşma olanağı buluyorsa, bunu iki kişi arasında değil de çoğul olarak da düşünebiliriz. Toplumu oluşturan kişilerin de birbirleriyle anlaşabilmeleri gerektiğinden onlar da aynen iki arkadaş adayı gibi birbirlerinin davranışlarını yorumlayacaklar ve ortak paydaya geleceklerdir. Gelenekler, tabular bu durumda iki arkadaşın ortak özelliklerine denk düşecektir.

Daha ayrıntılı bakış açısına sahip olmak isteyenler, Cooley’in “birincil gruplar” ve “insan doğası” üzerine tezlerini araştırabilirler. Sonuç olarak, bir toplum meydana gelmişse, bu toplumu oluşturan insanların birbirleriyle etkileşimlerinin o insanları büyük ölçüde etkilediği muhakkaktır. İnsanın gelişim sürecinde çevresinden fazla etkilenmediğini varsayarsak, o zaman adetlerin, geleneklerin, tabuların, bölgesel ahlak kurallarının vb. neredeyse tüm davranış belirleyicilerinin hiç oluşmamış olması gerekiyor.