Demokrasi mi Kazandı? / Seha TISOĞLU

 

 

 

Bu soruya cevap arayan bir kişinin ilk yapması gereken siyasi partileri , orduyu bir kenara bırakmaktır. Türkiye’nin siyasi koşullarını belirleyen iki ana faktör vardır. Bunlardan biri Türkiye’de İktidar seçkinleri ve dönüşümleri, diğeri ise Türkiye siyasetinde ”Tarihin Sonu” etkisidir. Demokrasi mi kazandı sorusuna cevap aramaya başlamadan önce siz okurların bu iki konuya bir göz atmanızda yarar görüyorum.

Şayet demokrasi, Türkiye’nin görünen siyasi koşullarından yola çıkalarak tanımlanma yoluna gidilirse yanlış sonuçlara varılabilir. Seçim sonuçları ve sonuçlara etki eden faktörler üzerinden demokrasi kazandı mı sorusuna yanıt aranırsa 1 Mayıs’ta Taksim’deki anma törenini ”Tarihi Taksim Savunmasına çeviren ve bunun için İstanbul’u yaşama kapatan bir devletin kazara demokratik olarak anlaşılması sonucu ortaya çıkacaktır ki bu çok tehlikelidir. Demokrasi kavramı antik çağlardan günümüze gelene dek pek çok anlam değişikliği geçirmiş bir kavramdır. Bu sebeple evrensel bir kavram olan demokrasi aslında evrensel bir uygulamaya sahip değildir. Her rejim , her uygulama bir şekilde bu evrensel kavrama atıfta bulunarak bir meşruiyet sağlama çabası içindedir. Bu nedenle bir kişi ya da kurum ”demokrasi” ya da ”demokratik” tanımını , çok kolay bir biçimde kullanıyorsa meseleye şüphe ile yaklaşmakta yarar vardır. Demokrasi ve demokratik tanımlamaları , bu kavramın doğası gereği tehlikelidir.

22 Temmuz sonrası gerek AB’nin gerekse ülkemizdeki siyasi aktörlerin seçim sonuçlarını yorumlama şekli yukarıda ifade ettiğim tehlikeli tablo ile parallelik gösteriyor. Pek de şaşmamak gerek. 20.yy’ın ortalarında Afrika kökenli vatandaşlarına ikinci sınıf insan muamelesi yapan , eşit siyasi ve toplumsal haklar vermeyen Amerika ve Avustralya ; kadınlara seçilme hakkı tanımayan Batı Avrupa da sonuç olarak dönemlerinin en ”demokratik” ülkeleriydi. Hal böyle olunca bizim ülkemiz ve ”kusursuz” siyasi partiler yasamız da demokratik olabiliyor. Seçim sonuçları demokrasimizin ispatı haline gelebiliyor. Nazi Almanya’sının , Saddam Irak’ının demokratik, Bush’un Irak operasyonunun demokrasi adına olduğunu düşünürsek elbette Türkiye’de pekala demokratik bir ülke olarak tanımlanabilir.

Peki gerçekte demokratik nasıl olunur? Çağdaş demokrasi anlayışının iki temel ögesi vardır. Bunlardan biri birey diğeri ise gruptur. Çağdaş demokrasi anlayışının iki ayağından biri olan ”birey”in ülkemiz demokrasisindeki yerine baktığımızda sadece temsili demokrasinin bir aracı olduğunu görürüz. Aydınlanmasını tamamlayamamış dolayısıyla birey olamamış kişilerin bir araya gelmesinden oluşan toplumumuz dolayısıyla demokratik sürece hiç bir şekilde katılamamakta , siyasi partilerin yapıları ve politikaları ile demokratik süreçten tecrit edilmektedirler. Temsili demokrasi adına siyasi parti liderlerinin temsilci diye dayattığı adaylara oy vererek demokratik sürece katılan, seçim neticesinde partim kazandı diye sevinen ya da kaybetti diye üzülen, seçim sonrası temsilcisinden hiç bir beklentisi olmayan ve onunla asla iletişime geçemeyen,hesap soramayan kişilerdir bireyler bizim ”çağdaş ” demokrasimizde.

Çağdaş demokrasi anlayışının diğer ayağını oluşturan grupta ise siyasi partiler ve demokratik baskı grupları yer alır. Bizim demokrasimizde bunun karşılığı ise siyasal seçkinler içerisindeki iktidar mücadelesi ekseninde belirlenen sistem içinde hareket etmek ile hükümlü siyasi partiler ile sadece seçimlerden önce hatırlanan , hakları kısıtlanmış , manevra alanları sistem tarafından önceden tayin edinmiş sendika gibi baskı gruplarıdır. Siyasi partiler ülkemizde, lider sultasının egemen olduğu demokrasinin mikro ölçekte dahi yer bulamadığı yapılardır. Türkiye demokrasisi içerisinde kendilerine verilen konum tam olarak budur. Sistem kendisini idame edecek parti liderlerini , siyasi seçkin haline getirir ve sözde demokrasi içerisinde birey olamamış halkın önüne sunar. Halkta kendisine sunulan bu seçenekler özgürlüğünü , ‘’seçme özgürlüğü” sanarak büyük bir sevinçle kabul eder. Koşa koşa sandığa gider ve kendinden olanı ya da kendinden olduğu söyleneni özgürlüğün verdiği haz ile seçer. Gerçekte söz konusu seçim, iktidar seçkinleri arasındaki mücadele de dengeyi kendi lehinde kurabilmiş olan siyasi seçkinin iktidarının , kitleler aracılığıyla tasdik edilmesidir sadece.

Çağdaş demokrasinin iki ayağına temsili demokrasi açısından şöyle bir göz attık. Gelelim meselenin özüne. Bizim meşhur demokrasimize. Hani bir siyasi partimiz oyların çoğunu alınca dört bir yandan övgüler alan demokrasimiz var ya işte o. Yukarıda da aslında az çok bahsettik demokrasiden. Seçenekler özgürlüğü değil seçme özgürlüğü olduğundan bahsettik örneğin. Demokrasinin evrensel ilkelerinden olan eşitliğe giriyor bu biraz. Karar alma sürecinde herkesin eşit oy hakkı olmasıdır eşitlik. Bir de demokrasimizi düşünün , bırakın karar alma sürecini daha seçim aşamasında ”baraj” adı altındaki bir engel ve medyanın dayattığı ”barajı geçen partiler” ile eşitlik ortadan kalkmış olmuyor mu? Sözde birey olan kitlelerin yani halkın seçme özgürlüğü elinden alınıp bir seçenekler özgürlüğü haline getirilmiyor mu? %10 gibi anti-demokratik olan bir baraj uygulamasını geçmek için baraj dışında gösterilen siyasi partiler karar alma sürecine katılabilmek için şekilden şekile girmiyor mu? Cevabı sanırım belli. O halde ”eşitlik” ilkesini geride bırakalım. Ve yine bu uygulama ile geride bırakmamız gereken bir başka ilkeye bakalım. Özgürlük, yani demokrasinin olmaz ise olmazı olan insanların özgür iradesi. Özgür iradenin nasıl yansımadığını , nasıl koşullandırıldığına az önce değindik. Özgür iradenin aslında siyasi iktidarı , iktidar seçkinleri arasındaki dengeyi kendi lehine kuran siyasi seçkinin onaylanması olduğunu ise zaten söylemiştik. Diğer bir ilkeye hoşgörü ilkesine değinmenin zamanı geldi. Ülkemizde farklı siyasi görüşlere sahip kişilerin bile mutlak bir uzlaşı içerisinde bizim demokrasimizde bu yok diyebileceği bir ilke hoşgörü. Toplumsal hoşgörüsüzlüğümüzün kesin olduğu bir ortamda aslında bu ilkeyi detaylandırmaya bile gerek yok. Yine de tekrarlayalım. Her bireyin diğer bireyin aldığı karara saygı duymasıdır hoşgörü demokraside. Aşağı yukarı her iki seçmenden birinin oyunu alan iktidar partisine yönelik olan kimmiş bu iki kişiden biri , benim etrafımda onlardan hiç yok ya da ülkeyi ne hale getirdi bu iktidar, şu cahiller hala onlara oy veriyor, iki torba kömüre oylarını sattılar yaklaşımını sergileyen muhalefetin tavrı buna bir örnek. İktidarın %50 oy aldık sizi sandıktan sildik , meydanlarda toplandınız da ne oldu çoğunlukta olan biziz tavrı da buna bir örnek Demokrasilerde fazla oy almak ya da az oy almaktan önemli bir şey var ise o da bireylerin farklı tercihlerine saygı göstermektir. Bizim demokrasimizde bu olmadığı gibi bu özellik her geçen yılda daha da azılmakta. Özellikle son yıllarda Tarihin sonu tezleriyle ideolojisizleştirilen kitleler, tek bir doğrunun egemen olduğu bir anlayışa doğru itilmekte. İdeolojilerin ayrıştırıcılığı vurgusuyla ideolojisizleştirilen kitleler aslında tek doğrulu bu anlayış içerisinde yanlızlaştırılarak daha da ayrışmakta ve daha hoşgörüsüz hale getirilmekte.

Çağdaş demokrasi anlayışından uzak , demokrasinin evrensel değerlerinden nasibini almamış bir demokrasiye sahip oluşumuzun üzerine eklenebilecek bir diğer konuda çoğulculuk-çoğunlukçuluk ayrımını yapamıyor olmamız. Siyasi iktidarlar çoğulcu bir toplum yapısı içinde bulunmaktadır ve bu toplum yapısı farklı taleplere sahip farklı gruplardan oluşmaktadır. Siyasi iktidarın farklı çıkarlara sahip bu grupların taleplerine eşit mesafede olmalı ve bu farklı gruplar arasında uzlaşma sağlamalıdır. Ne yazık ki ülkemizde demokrasi anlayışı , demokrasinin olmazsa olmazı olan bu özelliğe aykırı bir biçimde çoğunlukçuluk ekseninde hareket etmektedir. Çoğunluğu alanın her istediğini yapabileceği , bunu yaparken de farklı grupların taleplerini dikkate almayabileceği anlayışı kabul görmektedir. Demokrasinin olmazsa olmazı olan toplumsal uzlaşı ne yazık ki bu şekilde göz ardı edilmektedir. Halkın düşünce kodlarına işlenen tek parti iktidarı olmazsa istikrarsızlık olur anlayışı ile de toplumsal uzlaşının reddi , sözde demokratik yöntemlerle belirlenmiş tek parti egemenliğinde bir anlayış dayatılmaya çalışılmaktadır.

Tüm bu tabloyu göz önünde bulundurduktan sonra sözde demokratik Türkiye’nin seçim sonuçlarından kazanın demokrasi olduğunu söylemek, - iyi niyetli yaklaşırsak - demokrasinin ne olduğunu bilmemekten ileri gelen bir yanılgı olabilir. Objektif yaklaşırsak ise çıkarcı bir düşüncenin ürünü olarak değerlendirilebilir. Her fırsatta demokrasi dersi veren Avrupa’nın demokrasinin anlamını bilmemesi pek mümkün olmasa gerek. Peki demokrasi kazandı diye açıklamalar yapan AB’nin bu yaklaşımın sebebi ne? Kaldı ki Fransa,Avusturya,Almanya,İtalya,Belçika,İspanya,Danimarka,Hollanda,Finlandiya gibi Avrupa Birliği’nin önde gelen ülkelerinde seçim sonuçları genellike birbirine yakın oylar almış iki partinin başı çektiği bir şekilde sonuçlanmışken AB’nin sadece 3.dünya ülkelerinde ve Rusya, Belarus , Gürcistan, Moldova gibi ülkelerde görülen bir sonucu demokrasinin zaferi olarak nitelemesi ilginç. Demokrasinin toplum içindeki farklı seslerin eşitlik,özgürlük, hoşgörü ekseninde temsil edilebilmesi olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bir sesin baskın , diğer seslerin cılız çıktığı bir sonucun demokrasi adına kutsanması da oldukça düşündürücü. Benzer bir sonucun Batı Avrupa’da sadece Almanya’da Mart 1933 seçimlerinde gerçekleştiğini ( Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi (NSDAP) %43,9 oy alırken , seçimde ikinci gelen Almanya Sosyal Demokrat Partisi %19,1 oy almıştır.) düşündüğümüzde sanırım demokrasi mi kazandı sorusu daha bir anlam kazanıyor.
Kaynaklar: Seçim sonuçları için bakınız : http://psephos.adam-carr.net/

FRANSA 2007
Union for a Popular Movement 9,461,087 46.4
Socialist 8,624,472 42.3

AVUSTURYA 2006
ÖVP 1,523,143 34.2 66
SPÖ 1,589,126 35.7 68

ALMANYA 2005
SPD 18,129,226 38.4 145
CDU 15,391,143 32.6 106

BELÇİKA 2003
Flemish Liberals and Democrats (VLD) 1,009,223 15.4
Socialist Party (PS) 855,992 13.0
Reform Movement (MR) 748,952 11.4
Socialist Party. Different - Spirit 979,750 14.9
Christian Democratic & Flemish 870,749 13.2
Flemish Bloc 767,605 11.7

YUNANİSTAN 2004
New Democracy (ND) 3,359,058 45.4 165
Pan Hellenic Socialist Movement (PASOK) 3,002,531 40.5 117

İTALYA 2006
L’Ulivo (P) 11,930,983 31.3 220
Forza Italia (B) 9,048,976 23.7 137
Prodi 19,002,598 49.8 344
Berlusconi 18,977,843 49.7 270

İSPANYA 2004
Partido Socialista Obrero Español (PSOE) 11,026,163 42.6 164
Partido Popular (PP) 9,763,144 37.7 148

DANİMARKA 2005
Social Democracy in Denmark (SD) 868,259 25.9 47
Left, Liberal Party of Denmark (VDLP) 974,944 29.1 52

HOLLANDA 2006
Christian Democratic Appeal (CDA) 2,608,573 26.5 41
Labour Party (PvdA) 2,085,077 21.2 33

FİNLANDİYA 2007
Center Party of Finland 640,428 23.1 51
National Coalition Party 616,841 22.3 50
Social Democratic Party of Finland 594,194 21.4 45

İSVEÇ 2006
Social Democratic Party 1,942,625 35.0 130
Moderate Party 1,456,014 26.2 97

NORVEÇ 2005
Labour Party 862,456 32.7 61
Progress Party 581,896 22.1 38

POLONYA 2005
Law and Justice (PiS) 3,185,714 27.0 155
Citizens’ Platform (PO) 2,849,259 24.1 133

PORTEKİZ 2005
Socialist Party (PS) 2,573,406 46.4 120
Social Democratic Party (PSD) 1,639,240 29.6 72

İSVİÇRE 2004
Swiss People’s Party (SVP) 561,817 26.7 55
Social-Democratic Party (SDP) 490,388 23.3 52

İRLANDA 2007
Fianna Fáil 858,565 41.6 78
Fine Gael 564,428 27.3 51

İZLANDA 2007
Independence Party 66,749 36.6 25
Alliance 48,742 26.8 18

İSKOÇYA 2007
Scottish National Party 664,227 32.9 47
Labour 648,374 32.1 46

GALLER 2007
Labour 314,925 32.9 26
Plaid Cymru 219,121 22.4 15
Conservative 218,730 22.4 12

ERMENİSTAN 2007
HHK 457,032 32.8 64
BHK 204,443 14.7 18
Others 251,750 18.3 17

ARNAVUTLUK 2005
Democratic Party of Albania 602,066 44.1 56
Socialist Party of Albania 538,906 39.4 42

KIBRIS 2006
AKEL 131,066 31.1 18
DISI 127,776 30.3 18

ÇEK CUMHURİYETİ 2006
CSSD 1,728,827 32.3 74
ODS 1,892,475 35.4 81

ESTONYA 2007
Centre Party (K) 143,518 26.1 29
Reform (RE) 153,044 27.8 31

*GÜRCİSTAN 2004
National Movement - Democrats 1,027,070 67.6 135
Rightist Opposition 116,282 07.6 15
Others 375,399 24.7 0

MACARİSTAN 2006
FIDESz-MPS 2,249,765 42.0 164
MSzP 2,315,085 43.2 192

İSRAİL 2006
Kadima (Forward) 690,901 22.0 29
Labour 472,366 15.1 19

LETONYA 2006
New Era (JL) 148,601 16.4 18
People’s Party (TP) 177,481 19.6 23
Union of Greens and Farmers (ZZS) 151,595 16.7 18

LIECHTENSTEIN 2005
Progressive Citizens’ (FBPL) 94,546 48.7 12
Fatherland Union (VU) 74,162 38.2 10

LUKSEMBURG 2004
Christian Social People’s Party 365,372 35.5 8
Democratic Party 219,700 21.3 5
Luxembourg Socialist Workers’ Party 193,327 18.8 4

LİTVANYA 2004
Labour Party 340,035 28.4 38
Working for Lithuania 246,852 20.6 32

MAKEDONYA 2006
Coalition VMRO-DPMNE 303,543 32.3 45
Coalition ZMZ 218,164 23.2 32

*MOLDOVA 2005
Communist Party 716,336 46.0 56
“Democratic Moldova” Bloc 444,377 28.5 34

BULGARİSTAN 2005
Coaltion for Bulgaria 1,129,196 31.0 82
NDSV 725,314 19.9 53

ROMANYA 2004
National Union (PSD-PUR) 3,730,352 36.8 132
Alliance PNL-PD 3,191,546 31.5 113

*RUSYA 2003
United Russia 22,529,459 38.0 221
Communist Party 7,622,568 12.8 51

SAN MARINO 2006
San Marino Christian Democratic Party 7,257 32.9 21
Party of Socialists and Democrats 7,017 31.8 20

SIRBİSTAN 2007
Serbian Radical Party 1,152,105 28.6 81
Democratic Party-Boris Tadic 915,014 22.7 64

HIRVATİSTAN 2003
Democratic Community (HDZ) 840,692 33,9 66
Social Democratic Party (SDP) 560,593 22,6 43

SLOVAKYA 2006
SDKU 422,815 18.4 31
Smer 671,185 29.1 50

SLOVENYA 2004
SDS 281,134 29.1 29
LDS 220,438 22.8 23

UKRAYNA 2006
Party of the Regions 8,144,485 32.3 180
Juliya Tymoshenko Bloc 5,648,345 23.4 137

*TÜRKİYE 2007
AKP 16,340,534 46.7 341
CHP 7,300,204 20.8 111
MHP 5.004.003 14.3 70
BAĞIMSIZ 1.882.253 5.2 28