İnsan Nüfusunun Tarihsel Gelişim Seyri / Selma ULUSOY
Antropolojik Açıdan Nüfus, Yerleşme ve Toplum
Ziraat Devrimi
İnsan ilk ortaya çıkışında özne durumunda değildi ve vahşi hayvanlara benzer bir yaşam sürdü. Avcılık ve toplayıcılık yaptı. Hayvanları avladı, meyveleri topladı, göçebe olarak ve doğa ile iç içe bir yaşadı. Fakat Tarım Devrimiyle birlikte yerleşik hayata geçildi. İnsanlar alet yapımını öğrendi ve Neolitik Çağda toprak işlenmeye başlandı. “Bu konuda başlıca bulguların bir bölümünü şöyle özetleyebiliriz: Ehlileştirilmiş koyun kemikleri, Zagros dağları eteklerinde, Şenidar mağarasında bulunmuştur”(Cipolla;1999:11). Ziraat Devrimi Yakındoğu’daki ilk merkezden Avrupa’ya gitmiştir. Neolitik kültürün ilk izleri Çin’deki Honan eyaletinin batısında bir ülkede görülmüştür.
Sanayi Devrimi
“15. yüzyıldan başlayarak ticaret devrimi döneminde izlenen merkantilist ekonomi politikası sonucu, büyük hız kazanan kapital birikimi, teknoloji ve üretim örgütlenmesi alanında köklü değişmelere neden olmuştur. Bilimin teknolojiye uygulanmasıyla üretim güçleri ve dağıtım teknikleri alanında da büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Bu ilerlemenin yarattığı aşama Sanayi Devrimidir”(Erkan;2004:54-55). İşte bu ikinci büyük devrim 18. yüzyılda olan Sanayi Devrimidir. Çıkış noktası İngiltere’dir ve kısa zamanda tüm dünyaya hızla yayılmıştır. Ayrıca Japonya da bu devrimi gerçekleştiren ilk Asya ülkesi oldu. Sanayi devrimi tüm dünyada büyük yankılar buldu ve kökten değişimlere neden oldu. Öyle ki toprağa bağlı üretim biçimden makineli üretim biçimine geçiş yaşandı. Bu devrimin yansımaları yalnızca ekonomide değil tüm alanlarda kendini gösterdi. Köyden kentlere büyük göçler yaşandı. Kentlerde büyük bir işgücü yoğunluğu ortaya çıktı. Bu insanlar kente adaptasyon sürecine uyum sağlamakta zorlanmaktaydılar ve kentin dışındaki banliyölerde yaşamaya başladılar. Böylece kentlerde altyapı yetersizliği ortaya çıktı. Fakat yine de tarım sektöründe de çalışılmaya devam edildi ve yeni bir sektör-hizmet- ortaya çıktı. Bunun dışında işbölümü ve uzmanlaşma artmaya başladı.
Doğum ve Ölüm
İlkel Toplum
İlkel toplulukların eskiden ya da günümüzde olsun en önemli ve ortak özellikleri nüfuslarının az olmasıdır. Avcılık ve toplayıcılık yaptıkları ve sürekli göç ettikleri için gruptaki kişi sayısı az olmaktadır. Ayrıca yaşam koşulları itibariyle yaşam süreleri kısa olmaktadır. Ölüm nedenleri de genellikle öldürülme biçiminde olduğu sonucu çıkmıştır.
Zirai Toplumlar
Avcılık ve toplayıcılık döneminden sonra Ziraat devrimiyle birlikte insanlar yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeye başlamışlardır. “Bir bakıma, bitki ve hayvanları evcilleştirenler, yerleşik hayat süreci içinde kendilerini de evcilleştirmişlerdi(Güvenç;1996:173). Bu toplumlarda genel olarak ölüm oranlarını çok fazlaydı. Bunun nedeni henüz insanların doğaya yeterince hakim olamamasından kaynaklanıyordu. Ayrıca nüfus belirli bir aşamayı geçince hızlı azalmalar gerçekleşmekteydi ve insan ömrü de oldukça kısaydı.
Sanayi Devrimi
Bu devrimle birlikte yaşam koşullarının iyileşmesi, teknik olanakların artması gibi nedenlerden dolayı ölüm oranlarında azalma kaydedilmiştir. Fakat burada başka önemli bir sorun yaşlı nüfustan nasıl faydalanılacağı konusudur. Çünkü bu toplumlarda artık yaşlı nüfusun bilgi ve deneyimlerinden faydalanmak yerine bir kenara itilmişlerdir.
Doğum ve Ölüm Oranları Arasında Denge Kurulması
İlkel topluluklarda da, zirai toplumlarda da, sanayi toplumlarında da doğum ve ölüm oranları arasında bir şekilde bir denge kurulduğundan yukarıda bahsettik. İlkel topluluklarda bu denge yüksek doğum oranlarına karşılık yüksek ölüm oranlarıyla kuruluyordu. Zirai toplumlarda pek değişim göstermeyen bir doğum oranına karşılık muazzam ölüm oranlarıyla kuruluyordu. Sanayi toplumlarında ise ölüm oranı düşük olduğu kadar doğum oranı da düşüktür ve denge bu biçimde sağlanabilir. Bu da aile planlaması ve nüfus kontrolü gibi yöntemlerle yapılmaktadır. Fakat “az gelişmiş ülkeler, Sanayi Devrimi’nin getirdiği, özellikle doğum kontrolü ile alakalı, kültür değişimlerine henüz hazır bulunmadıkları için, ölüm oranının birdenbire düşmesi, doğum ve ölüm oranları arasındaki demografik açığın çok büyük çapta genişlemesine sebep olur”(Cipolla;1999:87-88).
Nüfus Artışı ve Hayat Seviyesi
Pearl sinekler üzerinde yaptığı bir laboratuar deneyiyle insan nüfusu arasında bazı yargılara vardı. Araştırmaları sonucunda lojistik çoğalma eğrisini buldu. Fakat bu pozitivist bir bakış açısıydı. Çünkü insan toplumları için her zaman aynı şey söz konusu olamazdı. İnsanlar arasındaki gelir ve kaynak dağılımı eşit değildi. Ziraat Devrimiyle birlikte nüfus azami bir biçimde arttı. Sanayi Devriminin getirdiği teknik olanaklar ve buluşlar, eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileşmesi ve hayat standardının yükselmesine bağlı olarak nüfus patlamasına neden oldu. “Bununla birlikte, dünya nüfusundaki en hızlı artışın 1970-1980 yılları arasında gerçekleştiği göze çarpmaktadır”(Gündüz, Kutlar;2005:1). Avrupalıların tüm dünya üzerine yayılmalarıyla birlikte Sanayi Devrimi de hız kazanmıştır. Fakat bu nüfus patlamasıyla birlikte beslenme sorunu ortaya çıkmaktadır. Çünkü insanoğlu büyük bir hız ve açgözlülükle kaynakları tüketmektedir. Dünya nüfusunun 2000 milyon daha artması için otuz yıl gerekmektedir. Bu tabloda karamsar bir hava yaratmaktadır.
Geçiş Çağı
Şu an yaşadığımız çağda genel itibariyle bir geçiş çağıdır. İnsanın cemaatle bağlarını kopardığı, yalnızlaştığı ve yabancılaştığı, değişimin korkunç bir hızla gerçekleştiğini rahatlıkla görebiliriz. Artan nüfus ve değişimlerle birlikte sancılı bir çağ yaşamaktayız. Bir yandan refah düzeyi artarken diğer yandan yaşanan savaşlar, açlık, salgın hastalık ve virüs tehlikeleri devrimin bedeli olarak görülebilir.
Kaynakça
· Cipolla(1999) Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi, Çev: Mehmet Sırrı Gezgin, Ötüken Neşriyat, İstanbul.
· Erkan, Rüstem(2004) Kentleşme ve Sosyal Değişme, bilim adamı Yayınları, Ankara.
· Gündüz, Mustafa ve Kutlar, Aziz(2005) Nüfus Sorunu, Anı Yayıncılık, Ankara.
· Güvenç, Bozkurt(1996) İnsan ve Kültür, Remzi Kitabevi, İstanbul.

2007/09 |